

Yeryüzünde insan toplulukları var olduğundan beridir, birinin kazancı diğerinin hanesine hep kayıp olarak yazıldı durdu. Bu bir doğallık haliydi. ‘Kazan’ stratejisi herkesin işine yaramadı. Ancak büyük güçlerin kendi aralarında paylaştıkları yeryüzü bölgelerinde birbirlerine rakip çıkmamak için uydurulmuş bir antlaşma stratejisi olarak kaldı.
Diğer taraftan, bizim Çerkes temsiliyetçileri için, uzak-yakın komşu, az- uz akraba olan değişik milletlerin hal ve politikaları üzerinde, Çerkesleri konumlandırma çabası, yani başka milletlerin hayatları hakkında konuşarak siyaseten şark kurnazlığı denilebilecek şekilde veya muadilleri yolunda ilerlediler. Bu durumun, Çerkesler özelinde hiç bir getirisi olmadığı gibi, toplumun büyük kesimi üzerinde ise zehirleyici bir etkisi oldu. Asimilasyon çarklarının yağdanlığı olan bu türden söylemlerle Çerkesler hiçbir yere varamadı, böyle devam ederse hiç bir yere varabileceği de yok esasında. Hasta başka, doktor başka, hemşire başka, refakatçi başka, merhemler ise türlü çeşit. Başka hayatlar üzerine konuşmak kolaydır, başka hayatların üzerinde yapay ve bir o kadar da soyut tanılarda bulunmak, hele birde bundan kendi milletin adına özdeşleştirmeye vardırılan paylar devşirmek nasıl bir doğruculuk anlayışıdır bilinmez, fakat başkalarının pratik deneyimlerinden yararlanmak ise farklı bir olaydır ve bunu da ayrıca öğrenmek lazım gelir.
***
Çerkesya internet sitesi kuruldu. Kendim dâhil herkes hoş gelmişler, sefalar getirmişler.
Bazı uzman kişilikler veya çok önceden beridir kayıt altındaki hayatlarının her köşesinde bu işlerle hem hal olan ‘’ağabeyler’’ ile aynı köşe başı mevkilerde kalem oynatmak, benim gibi amatörlerin haddine değilse de, şimdilik onlar için, pratik bir mecburiyet halini almış gözüküyor.
Çerkesya sofrası kuruldu sayılır.
Eskiden beridir, nice sofralarımız kuruldu da, dağıtıldı da! Eskilerin malumudur.
Yeni kurulan Çerkesya sofrasının kaderi de, bir zaman sonra o eski sofraların akıbetini tatmasın, yani ‘malumun ilanı’ olarak hatırlanmasın. Halis dileğimiz budur.
Kadro geniş, yeni katılımların olması ile daha da genişlemesi de muhtemel.
Doksanlarda ki Özal’ın, Liberal, Muhafazakâr, Sol, Milliyetçi gruplar denen dört eğilimi birleştirdiği varsayılan partisi gibi bir görüntü arz ediyoruz. Şimdilik!
Ama biraz farkımız mevcut tabi.
İçimizde;
Çerkesyacılar,
Kafkasyacılar,
Adıge-Abhazcılar,
Dönenler,
Dönüşçüler,
Kalışçılar,
Gibi farklı kıvamların tadında ve değişik statülerin yol göstericiliğinde masaya oturanlar var.
En başta, kimlik denilen olgu, bir saygınlık belirtisidir. Saygınlık ve tanınma.
Kültürünü, geçmişini, sınırlarını ve daha pek çok şeyi… Herkes bunun için uğraş verecek.
Ama biz kendimizi ne şekilde adlandırırsak adlandıralım; gerçek şeklimizi toplumun mutlak çoğunluğunu oluşturan, izleyici-okuyucu kitlesinin vereceği kesindir. Çok şükür, her olaya, Sağ-Sol gözlüğünden veya Milliyetçilik-Sosyalizm kıta sahanlığından bakılan günler artık gerilerde kaldı. Artık post modernin Fuzzy mantık denen bir çeşidi var ve bu mantık, insanlığın teknolojik gelişim çizgisinde, ona, yapay zekâlar üretmenin yolunu açtı.
Aynı zamanda kaskatı gibi duran nice buzdağlarını da eritiverdi, halende eritiyor.
***
Bizim Sofranın Menüsü aşağı yukarı belli. Kendin pişir kendin ye imajının biraz ötesinde, kendin pişir ama herkes yiyebilsin türüne dönük, genel katılım amaçlı.
Yani olayın bir yerinde ”yemekteyiz hep beraber” önermesi mevcut.
Masaya oturan herkes evinde daha önceden pişirdiği, sepetine koyup getirdiği malzemeyi ortaya dökecek sırası geldiğin de. Bu malzemeden kasıt, Çerkeslerin toplum olarak bugüne kadar güme gitmeden, muhafaza edebildiği tarihi-kültürel-siyasi-sosyal değerler zincirinden, gelecek günler için kendince seçip anlamlandırdığı parçalar olsa gerek.
Tek başına hiç kimse Çerkes denilen bütünü şimdiye kadar başarıyla ve kalıcı olarak temsil edemedi çünkü. Bu “temsiliyetsizlik krizi” bizi birbirimizle ciddi ciddi “Temas Etme” zaruretine kadar getirdi. Oturup ciddi bir şekilde konuşacağız, ya da konuşmaya çalışacağız. Tabi ki normlar ve çerçeveler dâhilinde. Fikirlerimizi savunurken, onların doğru olması bir yana herkes için doğru ve uygulanabilir olmasını savunacağız.
Yani ‘’Temas Etmenin’’ kaçınılmaz olarak diğer hiçbir şey ile kıyas götürmez murakabesini becerebilmekte gizli, soframızın adab-ı muaşereti.
Katı olan her şeyin buharlaştığı şu zamanlarda görüldü ki ‘’Temas Etmek’’ değiştirir insanı ve onun başlangıçtaki eğilimlerini ve ona doğru olduğu öğretilen yanlışların mahiyetini.
Zihin yeni bir kalıba dökülürse, artık hiç kimse başlangıçtaki gibi kalamaz. Eğer bizler, temas noktalarımızı sağlıklı bir iletişim dili ile örebilirsek, sığlıktan, demagojiden, topu taca atan kısır fikirlerden ve düşünsel kabızlıklardan kurtulabilirsek tabi ki.
Sofrada, elbette bütün tatlar denenecek.
Önce Adını koyacağız meselenin, mevcudunu çıkartacağız muhatapların, tarihini yeniden anlamlandıracağız yitirdiklerimizin. Günümüzün tahlilini şimdiden başlayarak düzenleyeceğiz vaktimiz daraldığı için. Yarınlara güvenle ulaşabilmek adına, bütün bunları gelişim çizgisinin rasyonelliğini dikkate alarak bir bir hesaplayacağız ve öyle başaracağız.
Elimizde kalan şekli ile diaspora Çerkes insanının değerlerinin, gelecekte de nasıl kullanılabilir olmasına kafa yormaktayız.
Çünkü bu son sofradır. Eminim burada ki herkes de bunun farkındadır. Zira çocukluk çağlarında köylerimizin çayırlarında kuzu gütmediğimizin farkındayız tabi ki.
Bu sofradan ne çıkar, ne çıkmaz sorusunu sormazdan önce,
Üzerinde yeterince oturup konuşmadığımızı bilmemiz gerekir.
Çoğumuz birbirimizi tanımıyoruz belli ki. Belki bazılarımız birbirlerini daha önceden tanıdığı için insanlarımıza güveniyoruz sadece. Zaten hepi topu kaç kişi var ki, Çerkesliğin bu durumlarına kafa yoran deyip geçiveriyoruz. Herkesi kabul ediyoruz.
Bilgi ve sabır her zaman stokta olmayan şeyler. Deneyimlerimizin bize öğrettiği bir şey de yok galiba. Bu yüz yüze oturup konuşmama, anlaşmama hali, diğer sofraları tabii olarak çabucak dağıttı. Fakat yukarıda yazdığım gibi herkes çıkmazda artık ve temas kaçınılmaz hale geldi yeniden.
Bunu bir fırsat noktası olarak değerlendirmek, en başta da çoğumuzu esir alan akıl tutulmasından sıyrılma ve akil insanların bir araya gelerek yarattığı Çerkes iradesini, toplumun yararına yapılandıracak oluşumlara aralanan kapı olarak görerek, masaya oturmamız lazım gelmekte. Buradan bir karar çıkmalı. İradeyi, idareye yansıtacak güçlü bir söz birliği oluşmalı. Tevekkeli değil, iflasla iflah arasında sadece tek bir harflik fark var.
***
Olmazsa ne olur?
Diasporada hiçbir şey olmaz.
Çerkesler; Türkiye Kafkas diasporanın kör ebesi olarak ortalıkta dolanıp dururlar.
Hep ebe oluruz ve yine hep ebeleniriz. Yeterince açık. Yok oluruz.
Sırtımıza binip de inmeyenler, dönüp birde kamburun acıyor mu diye yine sorarlar.
Zaten bugüne kadar işler hep böyle gitmedi mi?
Sadece diasporada değil, Kafkas Çerkesya’sında da işler aynı kıvamda gidiyor.
Birileri ötelerden beridir hiç istemese de, sürekli engellense de orası ile doğal bir paralellik kurulmuş durumda. Kaçınılmaz olarak, bölgemizin genel gidişatında yaşananlar, gençlerimizi sürekli uyarıyor. Dinamo gibiyiz, sabit mıknatısların arasında dönen ‘endüvi’ gibi ‘’gelecek’’kaygısı ile döneleyip duran, nüfusun dinamik kesimi olan gençler bu ‘endüvi’ sargısında ürettikleri kuvvetli akımları doğru amaçlar yolunda harcamak zorunda.
Aksi halde motor yanar, hem kendini hem bağlı olduğu elektrik tesisatını.
İltihaplı noktalar artık gizlenemeyecek kadar belirgin hale geldi. Zonaya tutulmuş sinir uçları ağrı veriyor. Dağınık zihniyetin iradesizliği ve toplumun idaresizlikten muzdaripliğidir bunlara sebep.
Kısaca Çerkesler kendi aralarında diyalog denen şeyi başarmalı, temas ederek, danışarak ve tabii ki birazda değişerek; Biteviye kendi düşüncesinin reklamlarını, sloganlarını tekrar etmenin veya buna yakın işlerle hemhal olmanın vakti zamanı geçmiştir.
Yenilenmeliyiz, acil olarak. Ya da beceremez isek kamalar yine çekilir, fakat bu sefer dağılma gerçekten acılı olur.
Zira Çerkes gençliğinin tahammül sınırında eşik geçilmek üzeredir.
