

Bugünlerde hepimizi yakından ilgilendiren ancak ne yazık ki henüz tam olarak uluslararası ölçekte anlatamadığımız bir sorun karşımıza çıkmak üzere gün sayıyor. Çerkesler soykırıma uğramış bir halk olmayı gün geçtikçe bir inanca dönüştürüyor, bu inancı pekiştirme yönündeki çalışmalara önem veriyorlar. Bugün öldürülme, sürgün, zulüm ,soykırım, işkence görmüşlük üstüne kurulu bir propagandanın, bir varoluş biçimi olarak ortaya çıkması ve benimsenmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız..
Bu figürle Çerkesler farklı siyasi coğrafyalara dağılmış olan soydaşlarını ortak bir inanç etrafında toparlamaya, korumaya ve ayakta tutmaya, bu konuyu yeni nesillere aktarmaya çalışıyorlar.
Dünya kamuoyuna bilgi aktarımı için bundan sonra da konuyu o parlemento senin, bu meclis benim gezdirecekler, seminerler, toplantılar düzenlenleyecekler, yapabiliyorlarsa belgesel filmler de çekeceklerdir. İnternet sitelerinde de işleyeceklerini saymıyorum bile. Çünkü Çerkesler yaşadıklarını ispatlamak için öldüklerini ispatlamak zorundalar. İnsanlar ne zaman çoçuklarına ,torunlarına baksalar onun yaşındaki çocukların bir zamanlar ölü bedenlerinin denize atıldıklarını hatırlıyorlar. Belli ki Çerkes daha fazla maktül ata metaforuyla yaşamak istemiyor.
Soykırımı gündeme getiriyorlar çünkü 19. yy’da yaşadıkları, zihninlerinde ve psikolojilerinde önemli bir etki bırakmış çok büyük bir travmadır. Adıge zihninin travmayı çözümleyip eski işlevselliğine dönebilmesi için çiğnenmeden yutulmuş bir yiyeceği midenin öğütmesi gibi işlemden geçirmesi, eski zihinsel yapıları yenileriyle değiştirip güncellemesi yani sarsılmış olan herşeyin sistemini yeniden oluşturması gereklidir. Sürecin tamamlanıp kaybın kabul edilebilmesi, kaybedilenin anılarının geçmişte saklanması, geleceğe taşınmaması için toplumun bu sürecini yaşaması gerekiyor.
Bir toplum kendini başka bir toplum karşısında zarar görmüş ,aciz, çaresiz ve mağdur görüyorsa doğal olarak bu olayı geleceğe taşıyor. Travma atlatılana, süreç tamamlanana kadar bu olay nesiller arasında aktarılarak ve çeşitli şekillerde canlı tutularak geleceğe taşınıyor. Yeni nesiller bir önceki neslin istenmeyen sorunlu parçaları için bir rezervuar haline geliyor. Yetişkinler aktarımı her zaman bilinçli olarak yapmıyorlar. Sözsüz iletişim kaynaklarından ya da aile geçmişinin aktarılması sırasında farkında olmadan aktarılan zihinsel imgelerle çocuğa “Benim yerime yapamadığımı yap , ben haksızlığa uğradım sen bunu tersine çevir, sen benim olamadığım şekilde girişken ol kendini koru ve hakkını savun, kurban olma durumumuzu değiştir, bana uygulanan haksızlığı gider, yaşadığımız travmayı tamir et” mesajları veriliyor.
Çerkeslerin bugün vatana
dönüş, vatanın gelişmesi ve kalkınması için çalışma vb
güncel sorunları varken tarihsel sorunlarla daha fazla uğraşmalarının
altında bu realiteler vardır. Uyumakta olan Çerkes kimliği
tarihte yası tam tutulmamış sürgün
travmasının yeniden gündeme getirildiği her durumda sanki
olay yeni olmuş gibi etki eden mekanizma ile yeniden canlanıyor. Olay
sanki dün yaşanmış zaman geçmişten gelip şimdinin üzerine çökmüş
gibi toplum içinde çok canlı duyguların yaşanmasına neden oluyor.
Bugünün anavatanının güncel ekonomik, sosyolojik, demografik sorunları
tartışma platformlarında ilgi görmezken Soci Olimpiyatları,Gürcistan’ın
soykırımı tanıma ihitmali dalgalanmalar çok önemli bir “ biz
“ duygusu yaratabiliyor.19 yy olaylarının aradan neredeyse 5-6 kuşak
geçmesine rağmen bireyleri duygusal olarak ne denli etkilediğinı
görüyoruz. Soykırımın kabul edilmesi taleplerindeki radikalliği
anlamak için travmatik kökenli sürecin işlediğini görebilmek
yeterlidir.
Bu sorun RF içinde çözülmediği ,RF nin diasporayı da isteklerine hassas davranarak yanına çekmeyi denemediği, konuya sessiz kalmaya devam ettiği takdirde yukarıda saydığım bu psikolojik süreçler, çıkarlarına uygun olduğu noktalarda uluslararası sistemdeki büyük güçler tarafından da manipülasyon aracı olarak kullanılacaktır. Büyük güçlerin manipülasyonunun önemli etkileri olduğu düşünülen uluslararası sistemde, insan faktörü zaman zaman önceden tahmin edilemez olaylara neden olmakta bazen de psikolojik zeminler bu güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda bir araç olarak kullanılmaktadır. Çerkeslerin sahip oldukları mağduriyet psikolojisi büyük güçlerin siyasî manevralarında Gürcistan’daki konferansta olduğu gibi bilinçli bir şekilde manipülasyon aracı olarak işlev göreceklerdir..
Hem Çerkesler hem de Ruslar olarak gerçek bir geleceğe sahip olmak istiyorsak gerçek bir tarihe de sahip olmalıyız. Bu sadece bir hesaplaşma degil, gelecek nesillerin gerçek bir barış ortamında yaşaması için bir zorunluluktur oysa.
Birçok sorun var çözülmesi gereken ve birçok gerçek var yüzleşilmesi gereken. Soykirimin olduğu da elbette bunlardan biri. Ama daha acele bir şekilde sorulması ve cevaplanması gereken soru, Çerkes sorununun neden RF ıçin bu kadar büyük bir tabu teşkil ettiği ve neredeyse hala tartışılamaz olduğu. Gerçi son yıllarda değişmeye başladı bu eğilim ama yine de soykırım demek tarihe ihanetle eşdeğer tutuluyor hala. Soykırım dendiği anda ya da Çerkes dendiği anda öyle bir hal aliyor ki bir an için aynadaki o hale bakabilse ne kadar ürkek olduğunu görecek.
RF olayların olmadığı tezinden ve sessizliğinden vazgeçmeli, sorunun psikolojik dinamiklerini anlamaya çalışmalı ,19. yy’da yaşanan olayların ,Çarlık Rusyasının bu dönemin kararlarını kınamalıdır. Sovyetler Birliği’nın bu döneme son veren kadrolar tarafindan kurulduğunu ön plana çıkararak olası bir RF yi mahkum etme kararının önüne geçmelidir.Hakkaniyet ve insaniyet hem Çerkes hem de günümüzde birlikte yaşamakta kararlı olan RF halklarının haklarını korumak açısından bunları gerektirir.
RF bu realiteyi en yüksek seviyede ve olabilecek en geniş çerçevede tartışmaya açmalıdır. Rusya’nin Çerkes sorunlarıyla ilgili olumsuz pozisyonunu değiştirmesi, diaspora tarafından kendi üzerine yansıtılan düşmanlık ve tehditi yumuşatacaktır. Yumuşama tepkisel ve kutuplaşmayı arttırıcı politikalarla olamayacağı gibi karşı taraf yokmuş gibi reddedici bir yaklaşımla da sağlanamaz.
“Kuyeko Asfar’a göre federal yönetimin 50 den fazla ülkede yaşayan Çerkes diasporasıyla olan ilişkisi son derece zayıf. Çerkes diaporası büyük güçlü bir potansiyele sahip ve Rusya onların Çerkes diasporası temsilcilerinden jeopolitik sorunların çözümünde yararlanabilirdi. Rusya Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıdıktan sonra Türkiye Çerkesleri Türk hükümetine karşı olarak Rusya’yı desteklemişlerdir. RF Dış İşleri Bakanı Türkiye ziyareti sırasında Çerkes diasporası temsilcileri ile görüştü. Bu görüşmeye katılanlardan birinin sözlerine göre dış işleri bakanı şöyle demişti: -Arkadaşlar biz Rusya’yı desteklemenizi hiçbir zaman unutmayacağız ve Kafkas problemlerinin çözümünde size destek olacağız”
Yapılması gereken öncelikle ülkenin kendi tarihiyle barışması, olayları fevri ve duygusal değil de somut şekilde değerlendirme için çabalamaya başlaması, ardından sürekli yaygara koparan diasporayı da dinlemesi; ABD,Gurcıstan gibi üçüncü şahıslarla çekişmek zorunda kalmak yerine doğruca olayları ikili ilişkilerde çözmeye çalışması ve Cerkeslerle birebir ilişkiye girmesidir. Şu an kaale alınmadığımızdan çok şey kaybeden Rusya, diyalogu başlatıp gerçeklerle yüzleşmelidir. Varılan uzlaşmalar , durumu stabilize etmeye ve iki halkın da çıkarına olacak bir yakınlaşma sürecine girilmesine zemin olabilir.
Acıyla vatanlarını kaybeden insanların, torunlarına geçen öfkeye yol açan travmaları oluyor. Öfke, düşmanlık biçiminde yansısa bile ardındaki travmayı acıyı gene de RF Devleti anlayabilmeli. Çerkeslerin, bölgenin tarihiyle barışılmasını istemesi haklı bir istek. Bu kadar zor olmamalı gönül almak, birey olarak binlerce insanı öldürülen, milyon insanı evinden, yattiği yatağindan çıkartılan hayatta kalmaları imkansız koşullarda sürgüne yollanmış bu topraklarin insanlari için bir üzgünüm diyebilmek..
Hiç kolay degildi bizler için yaşanılan vahşeti öğrenmek ve ardından sürgün sırasında vatanlarını, mekanlarını, kalplerini birakan atalarımızın bıraktığı coğrafyaları ziyaret etmek ,buralarda yeni yaşamlar kurmak . Böylesi bir travmayla başetmenin yolu olarak da bazılarımız hala soykırım yok diyerek travmayı görmezden gelmeyi seçiyoruz. Tıpkı karşıdan karşıya geçerken üzerine doğru gelen kamyona bakmazsa kamyonun kendisine çarpmayacağını mantıksızca düşünen bir insan gibi.
Geçmişte olup bitmiş olayları niye karıştırıyorsunuz,geleceğe bakalım diye sürekli kızıyor birileri bazılarına ama bir yandan da "Krasnaya Polyana " ya da "Soçi" ve diğer tarihi Çerkes topraklarında yaşananlar aklımızdan bir türlü çıkmıyor, hazin görüntüleri gözümüzün önünden gitmiyor.
Soykırımın olduğunu iddia
edenler ellerinde belgelerle konuşuyorlar. Bundan ötesi tanrı var
mı yok mu tartışması kadar güdük ve sonuca ulaşmayan bir
tartışma olur.Yapılması gereken “soykırım olmamıştır”
diyerek yapılmışı bulandırmak değil aydınlatmak, açığa
kavuşturmak, özur dilenecekse dilemek, revizyona gidilecekse gitmektir.
Hodri meydan sulu-kuru demagojiye degil net elle tutulur bilgiye, belgeye.
