Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao Nadir Yağan
Sürgün Halk Psikolojisi
28 Mart 2010 Pazar Saat 20:07

Bugünlerde hepimizi yakından ilgilendiren ancak ne yazık ki henüz tam olarak uluslararası  ölçekte anlatamadığımız bir sorun karşımıza çıkmak üzere gün sayıyor. Çerkesler  soykırıma uğramış bir halk olmayı gün geçtikçe  bir inanca dönüştürüyor, bu inancı pekiştirme yönündeki çalışmalara önem veriyorlar. Bugün öldürülme, sürgün,  zulüm ,soykırım,  işkence görmüşlük üstüne kurulu bir propagandanın, bir varoluş biçimi olarak ortaya çıkması ve benimsenmesi  gibi bir sorunla karşı karşıyayız..  

Bu figürle Çerkesler  farklı siyasi coğrafyalara dağılmış olan soydaşlarını  ortak bir inanç etrafında toparlamaya, korumaya ve ayakta tutmaya, bu konuyu yeni nesillere aktarmaya  çalışıyorlar.  

Dünya kamuoyuna  bilgi aktarımı için bundan sonra da konuyu o parlemento senin, bu meclis benim gezdirecekler,  seminerler, toplantılar  düzenlenleyecekler, yapabiliyorlarsa  belgesel filmler de çekeceklerdir. İnternet sitelerinde de işleyeceklerini saymıyorum bile. Çünkü Çerkesler  yaşadıklarını ispatlamak için öldüklerini ispatlamak zorundalar. İnsanlar ne zaman çoçuklarına ,torunlarına  baksalar onun yaşındaki çocukların bir zamanlar ölü bedenlerinin denize atıldıklarını hatırlıyorlar. Belli ki Çerkes daha fazla maktül ata metaforuyla yaşamak istemiyor. 

Soykırımı gündeme getiriyorlar çünkü 19. yy’da yaşadıkları, zihninlerinde ve psikolojilerinde önemli bir etki bırakmış çok büyük bir travmadır. Adıge zihninin travmayı çözümleyip eski işlevselliğine dönebilmesi için çiğnenmeden yutulmuş bir yiyeceği midenin öğütmesi gibi işlemden geçirmesi, eski zihinsel yapıları yenileriyle değiştirip güncellemesi yani sarsılmış olan herşeyin sistemini yeniden oluşturması gereklidir. Sürecin tamamlanıp kaybın kabul edilebilmesi, kaybedilenin anılarının geçmişte saklanması, geleceğe taşınmaması için toplumun bu sürecini yaşaması gerekiyor. 

Bir toplum kendini başka bir toplum  karşısında zarar görmüş ,aciz,  çaresiz ve mağdur  görüyorsa doğal olarak bu olayı geleceğe taşıyor. Travma atlatılana, süreç tamamlanana kadar bu olay nesiller arasında aktarılarak ve çeşitli şekillerde canlı tutularak geleceğe taşınıyor. Yeni nesiller bir önceki neslin istenmeyen sorunlu parçaları için bir rezervuar  haline geliyor. Yetişkinler aktarımı her zaman bilinçli olarak yapmıyorlar. Sözsüz iletişim kaynaklarından ya da aile geçmişinin aktarılması sırasında farkında olmadan aktarılan zihinsel imgelerle çocuğa “Benim yerime yapamadığımı yap , ben haksızlığa uğradım sen bunu tersine çevir, sen benim olamadığım şekilde girişken ol kendini koru ve hakkını savun, kurban olma durumumuzu değiştir, bana uygulanan haksızlığı gider, yaşadığımız travmayı tamir et” mesajları veriliyor. 

Çerkeslerin bugün vatana dönüş, vatanın gelişmesi ve kalkınması için çalışma vb  güncel  sorunları varken tarihsel sorunlarla daha fazla uğraşmalarının altında bu realiteler vardır. Uyumakta olan Çerkes  kimliği tarihte yası tam tutulmamış sürgün  travmasının yeniden gündeme getirildiği her  durumda sanki olay yeni olmuş gibi etki eden mekanizma ile yeniden canlanıyor. Olay sanki dün yaşanmış zaman geçmişten gelip şimdinin üzerine çökmüş gibi toplum içinde çok canlı duyguların yaşanmasına neden oluyor. Bugünün anavatanının güncel ekonomik, sosyolojik, demografik sorunları tartışma platformlarında ilgi görmezken Soci Olimpiyatları,Gürcistan’ın soykırımı tanıma ihitmali dalgalanmalar çok önemli bir “ biz “ duygusu yaratabiliyor.19 yy olaylarının aradan neredeyse 5-6 kuşak geçmesine rağmen bireyleri duygusal olarak ne denli etkilediğinı görüyoruz. Soykırımın kabul edilmesi taleplerindeki  radikalliği anlamak için travmatik kökenli sürecin işlediğini görebilmek yeterlidir. 
 
 

Bu sorun RF içinde çözülmediği ,RF nin diasporayı da isteklerine hassas davranarak yanına çekmeyi denemediği, konuya sessiz kalmaya devam ettiği takdirde yukarıda saydığım bu psikolojik süreçler, çıkarlarına uygun olduğu noktalarda uluslararası sistemdeki büyük güçler tarafından da manipülasyon aracı olarak kullanılacaktır. Büyük güçlerin manipülasyonunun önemli etkileri olduğu düşünülen uluslararası sistemde, insan faktörü zaman zaman önceden tahmin edilemez olaylara neden olmakta bazen de psikolojik zeminler bu güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda bir araç olarak kullanılmaktadır. Çerkeslerin sahip oldukları mağduriyet psikolojisi  büyük güçlerin siyasî manevralarında Gürcistan’daki konferansta olduğu gibi bilinçli bir şekilde manipülasyon aracı olarak işlev göreceklerdir..  

Hem Çerkesler hem de Ruslar olarak  gerçek bir geleceğe sahip olmak istiyorsak gerçek bir tarihe de sahip olmalıyız. Bu sadece bir  hesaplaşma degil, gelecek nesillerin gerçek bir barış ortamında yaşaması için bir zorunluluktur oysa. 

Birçok sorun var çözülmesi gereken ve birçok gerçek var yüzleşilmesi gereken. Soykirimin  olduğu da elbette bunlardan biri. Ama daha acele bir şekilde sorulması ve cevaplanması gereken soru, Çerkes sorununun neden RF ıçin bu kadar büyük bir tabu teşkil ettiği ve neredeyse hala tartışılamaz olduğu. Gerçi son yıllarda değişmeye başladı bu eğilim ama yine de  soykırım demek  tarihe ihanetle eşdeğer tutuluyor hala. Soykırım dendiği anda ya da Çerkes  dendiği anda öyle bir hal aliyor ki bir an için aynadaki o hale bakabilse ne kadar ürkek olduğunu görecek. 

RF  olayların olmadığı  tezinden ve sessizliğinden  vazgeçmeli, sorunun psikolojik dinamiklerini anlamaya çalışmalı ,19. yy’da yaşanan olayların ,Çarlık Rusyasının bu dönemin kararlarını kınamalıdır. Sovyetler Birliği’nın  bu döneme son veren kadrolar tarafindan kurulduğunu ön plana çıkararak olası bir RF yi mahkum etme kararının önüne geçmelidir.Hakkaniyet ve insaniyet hem Çerkes hem de günümüzde birlikte yaşamakta kararlı olan RF halklarının haklarını korumak açısından bunları gerektirir. 

RF bu realiteyi en yüksek seviyede ve olabilecek en geniş çerçevede tartışmaya açmalıdır. Rusya’nin Çerkes sorunlarıyla  ilgili  olumsuz pozisyonunu değiştirmesi, diaspora tarafından  kendi üzerine yansıtılan düşmanlık ve tehditi yumuşatacaktır. Yumuşama  tepkisel ve kutuplaşmayı arttırıcı politikalarla olamayacağı gibi karşı taraf yokmuş gibi reddedici  bir yaklaşımla da sağlanamaz.  

Kuyeko Asfar’a göre federal yönetimin 50 den fazla ülkede yaşayan Çerkes diasporasıyla olan ilişkisi son derece zayıf. Çerkes diaporası büyük güçlü bir potansiyele sahip ve Rusya onların Çerkes diasporası temsilcilerinden jeopolitik sorunların çözümünde yararlanabilirdi. Rusya Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıdıktan sonra Türkiye Çerkesleri Türk hükümetine karşı olarak Rusya’yı desteklemişlerdir. RF Dış İşleri Bakanı Türkiye ziyareti sırasında Çerkes diasporası temsilcileri ile görüştü. Bu görüşmeye katılanlardan birinin sözlerine göre dış işleri bakanı şöyle demişti: -Arkadaşlar biz Rusya’yı desteklemenizi hiçbir zaman unutmayacağız ve Kafkas problemlerinin çözümünde size destek olacağız 

Yapılması gereken öncelikle ülkenin kendi tarihiyle barışması, olayları fevri ve duygusal değil de somut şekilde  değerlendirme için çabalamaya başlaması, ardından  sürekli yaygara koparan diasporayı da dinlemesi; ABD,Gurcıstan gibi üçüncü şahıslarla çekişmek zorunda kalmak yerine doğruca olayları ikili ilişkilerde çözmeye çalışması ve Cerkeslerle  birebir ilişkiye girmesidir.  Şu an kaale alınmadığımızdan çok şey kaybeden  Rusya, diyalogu başlatıp gerçeklerle yüzleşmelidir. Varılan uzlaşmalar , durumu stabilize etmeye ve iki halkın  da çıkarına olacak bir yakınlaşma sürecine girilmesine zemin olabilir.  

Acıyla vatanlarını  kaybeden insanların, torunlarına geçen öfkeye yol açan travmaları oluyor. Öfke, düşmanlık biçiminde  yansısa  bile ardındaki travmayı acıyı gene de RF Devleti  anlayabilmeli. Çerkeslerin, bölgenin tarihiyle barışılmasını istemesi haklı bir istek. Bu kadar zor olmamalı gönül almak, birey olarak binlerce insanı öldürülen, milyon insanı evinden, yattiği yatağindan çıkartılan hayatta kalmaları imkansız koşullarda sürgüne yollanmış  bu topraklarin insanlari için bir üzgünüm diyebilmek..  

Hiç kolay degildi bizler için yaşanılan vahşeti öğrenmek ve ardından sürgün sırasında vatanlarını, mekanlarını, kalplerini birakan atalarımızın bıraktığı coğrafyaları ziyaret etmek ,buralarda yeni yaşamlar kurmak . Böylesi bir travmayla başetmenin yolu olarak da bazılarımız hala soykırım yok diyerek travmayı görmezden gelmeyi seçiyoruz. Tıpkı karşıdan karşıya geçerken üzerine doğru gelen kamyona bakmazsa kamyonun kendisine çarpmayacağını mantıksızca düşünen bir insan gibi.

Geçmişte olup bitmiş  olayları niye karıştırıyorsunuz,geleceğe bakalım diye sürekli  kızıyor birileri bazılarına ama bir yandan da "Krasnaya Polyana " ya da "Soçi" ve diğer tarihi Çerkes topraklarında yaşananlar aklımızdan bir türlü çıkmıyor, hazin görüntüleri gözümüzün önünden gitmiyor. 

Soykırımın olduğunu iddia edenler ellerinde belgelerle konuşuyorlar. Bundan ötesi tanrı var mı yok mu tartışması kadar güdük  ve sonuca ulaşmayan bir tartışma olur.Yapılması gereken “soykırım olmamıştır” diyerek  yapılmışı bulandırmak değil aydınlatmak, açığa kavuşturmak, özur dilenecekse dilemek, revizyona gidilecekse gitmektir. Hodri meydan sulu-kuru demagojiye degil net elle tutulur bilgiye, belgeye. 
 

Yapılan insanlık ayıbı ve bir halkın trajedisi daha fazla görmezden gelinmemelidir. 

Bu yazı toplam 4428 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net