

Derneğin 2 Aralık tarihli açıklamasında, Ankara 21.İdare Mahkemesince yürütmeyi durdurma kararı verildiği belirtilmiştir. Mahkeme idare hukuku, belediye ile dernek arasındaki sözleşme hükümleri ve kamu yararı ilkesi vs. gözönünde bulundurarak uyuşmazlığı ele alıp çözecektir.
Davalı belediyenin yürütmeyi durdurma kararına itiraz edip etmediği, etmiş ise sonucu hakkında verilen karara dair bir açıklama yapılmadı. Hukukçu olsun olmasın, ülkemizde yargılama safhasının uzun sürdüğü tüm vatandaşlarca bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla işin hukuki boyutunu davada görev üstlenen hukukçulara bırakıp, idarenin tahliye kararını geri alması ya da sorunun sulh yoluyla çözülmesi için belediye ile CHP üzerinde sosyal medya imkanları da kullanılarak kamuoyu baskısı oluşturulmalıdır.
Bildiğim kadarıyla tüm Çerkes ve Kafkas dernekleri ile federasyonları bu yönüyle uyumlu, aktif tutum içerisinde gereken adımları atmış ve atmaya da devam etmektedir. Dolayısıyla bu bağlamda Zeynep Şen'in yorumunda olduğu gibi, Çerkesya Net sitesinin yazısıyla uyumlu yorumları gayet yapıcı görüp, sayılarının artmasını dilemekteyim, Çünkü bir gıda firmasının mağdur ettiği 20 işçiye destek veren Parti'nin çok daha büyük bir kitlenin talebine duyarsız kalmayacağını düşünmekteyim. Bir siyasetçinin de dediği gibi "Demokrasilerde çare tükenmez" gerisi lafügüzaf.
Sayın Cevdet Yıldız ;
Yorumunuz için teşekkür ederim.Meselenin çeşitli boyutlarını ele almanız ve detaylı bir değerlendirme sunmanız çok güzel.Görüşlerinizi paylaştığınız için kıymetli bir tartışma zemini oluştuğunu düşünüyorum. Ancak, bazı noktaların yanlış anlaşıldığını ve açıklama yapılması gerektiğini hissettim.
Öncelikle, hukukçu olmadığımı ve hukuki bilgi birikimine sizin kadar hâkim olmadığımı belirtmek isterim. Ben sıradan bir vatandaş ve Çerkes bireyi olarak, hissettiğim adaletsizliği dile getirmeye çalıştım. Amacım toplumu yönlendirmek ya da yanlış bilgi yaymak değil; bir vatandaş ve bu toplumun bir evladı olarak gördüğüm haksızlık karşısında fikir beyan etmekti.
Bahsettiğimiz konu bence sadece bir hukuki mesele değildir. Bir halkın emek ve kaynaklarıyla oluşturduğu, kültürel faaliyetlerini sürdürdüğü bir alanın, kira sözleşmesinin sona erdirilmesi gerekçesiyle ellerinden alınması toplumsal vicdanı derinden etkileyen bir durumdur. Çerkes halkı ifadesini bir "hukuki statü" olarak değil, bir kimlik ve aidiyet olarak kullandım. Bu benim kimliğim ve aidiyetimdir.
Çerkeslerin hukuki olarak azınlık statüsüne sahip olmaması, onların kültürel varlıklarını ve bu varlıkların korunması gerektiği gerçeğini değiştirmez, bu topraklarda kültürlerini yaşatma hakkını tartışmaya açmaz. Siz daha iyi bilirsiniz yanlışsam düzeltin lütfen Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, kültürel hakların korunmasını açıkça hükme bağlamaktadır diye biliyorum. Bu nedenle meseleye sadece hukukun dar çerçevesinden değil, toplumsal vicdan ve etik değerler açısından da bakmanın önemli olduğuna inanıyorum.
Evet sözleşme detaylarını bilmiyoruz haklısınız fakat şu bir gerçek yerel yönetimlerin, toplulukların kültürel değerlerini koruma ve destekleme sorumluluğu vardır. Sosyal belediyecilik anlayışı, yalnızca hukuki kurallar çerçevesinde değil, aynı zamanda toplumsal barış ve adalet perspektifinden hareket etmeyi gerektirir. Bu tahliye kararı, belediyenin bu sorumluluğunu yerine getirmediği gibi, toplumsal adaleti zedeleyen bir adım olmuştur. Eğer belediyenin benzer durumlarda farklı yaklaşımlar sergilediği örnekler varsa, bu da adalet duygusunu daha da yaralayacaktır. Ancak burada başka örnekler üzerinden savunma yapmak yerine, soruna somut bir çözüm bulmak ve uzlaşma çağrısında bulunmak daha yapıcı olacaktır.
Son olarak, "etki ajanlığı yasası" ifadesine değinmek istiyorum. Bu terimi neden kullandığınızı ve ne kastettiğinizi anlamış değilim. Biraz araştırdım bu yasanın, sivil toplum kuruluşlarını ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir düzenleme olduğu yazıyordu. Bu yasanın geri çekilmesinin, demokratik tartışma ortamına katkı sağladığı açık. Eğer bu bağlamda ima ettiğiniz bir şey varsa, açıklamanızı beklerim.
Ayrıca, beni "toplumu yanlış yönlendirmekle" suçlamanızı haksız bir yaklaşım olarak görüyorum. Kendi halinde işinde gücünde bir kadınım stkcı vs değilim ne kimseyi tanırım ne kimse beni tanır toplum benim bir yorumumla yanlış yönlenecekse vah o toplumun haline:))))
Hukuki bilgi ve deneyiminize saygı duymakla birlikte, bu tür bir suçlamanın tartışmanın ve durumun özüne hizmet etmediğini düşünüyorum. Amacım, adalet ve toplumsal vicdanı savunmaktır; başka bir niyet aramak gereksizdir.
Sonuç olarak, bu mesele yalnızca hukuki bir ihtilaf değil, toplumsal barış ve kültürel çeşitliliğin korunmasına dair bir sınavdır. Demokratik bir toplumda, kültürel hakların korunması hepimizin ortak sorumluluğudur. Dilerim sizin gibi konunun uzmanı hukukçu büyüklerimiz tecrübelerini dernekle kolektif bir çalışma sunarak sürece olumlu katkı sunar. Sürecin, herkes için hakkaniyetli bir çözüme ulaşmasını temenni ediyorum.
Saygılarımla.
Zeynep Şen
Yorumunuzun ilk paragrafındaki sözleriniz demokratik değerler kapsamında haklı görülebilir. Demokratik ve kültürel çoğulculuğu benimsemiş ülkelerde sorunlar, genellikle toplumun ve küçük grupların yararına ve uzlaşmayla çözülür.
İkinci paragrafta, “Bu tesis Çerkeslerindir ve onların kalmalıdır; bu, yalnızca bir hak meselesi değil, toplumsal vicdanın bir sınavıdır. Çerkes halkı haklıdır” diyorsunuz.
Bu tesisin üzerinde yer aldığı arsa, anladığım kadarıyla Çerkes Derneği’nin mülkiyetinde değildir, arsa 10 yıllığına kiralanmıştır. Tesis inşaatı gereği mülkiyetin derneğe aktarılacağına ilişkin bir sözleşme şartı var mıdır? Üst yere, tesis arsaya, toprağa bağlıdır. Üst hakkı bir irtifak (yararlanma) hakkıdır. “İrtifak sözleşmesindeki sınırlamalara tabi olmak kaydıyla sahibine (kiralayana), ilgili taşınmaz üzerinde inşaat yapıp ona malik olma yahut mevcut yapının maliki olma hakkı veren bir sınırlı aynî haktır”. Burada iki şık var. Sözleşmeyi görüp ona göre konuşmak gerekir. Taraflar arasında bir uzlaşma olmazsa iş mahkemeye (yargıya) kalır. Durum o aşamada. Yargı bir değerlendirme ve çözüm yolu üretir. Bu konuda idare mahkemesinde karara itirazda bulunmak dışında ne yapılmıştır? Bilmiyoruz.
“Bu, yalnızca bir hak meselesi değil, toplumsal vicdanın bir sınavıdır. Çerkes halkı haklıdır.” Demekle ne demek istiyorsunuz. “Çerkes halkı” politik ya da sosyolojik bir kavramdır, Türk hukuku öyle bir hakkı ya da kavramı kabul etmiş değil. Çerkes halkı ya da halkları kavramı Rusya’da geçerli olan bir kavramdır. Çerkesler Türkiye’de siyasal ya da hukuki anlamda tanınmış bir halk ya da azınlık da değildir. Türk dışı halklar tanınmış değiller. Bu durumda hukuk ile politikayı karıştırmış, toplumu yanlış yönlendirmiş olmuyor musunuz?.. Şükür “Etki Ajanlığı Yasası” geri çekilmiş…
Söz konusu tesisin belediyeye (kamuya) ait bir arazide inşa edildiği ve işletildiği anlaşılıyor. Kiralama ve sözleşme şartları nedir? Belediye yönetimi dürüst bir davranış içinde midir, değil midi? Belediyenin kiraladığı emsal yerler ve tesisler var mıdır? Örneğin, Cumhurbaşkanının oğlu Bilal Erdoğan tarafından ya da onun katılımı ile belediyelerden ve vakıflardan kiralanan yerlere ve tesislere dokunulmadığı basında yer almıştır. Doğruluk payı nedir, araştırmak gerekmez mi? Çankaya Belediyesi bunu bilmez mi? Güç sadece Çerkes Derneğine mi yetiyor? Dernek hukukçularının konuya çok yönlü eğilmeleri gerekmiyor mu?
Dava çok geniş bir kitleyi ilgilendiren sosyal bir davaya dönüşecek gibi görünüyor. İdarenin ve yargının hassas davranmasında fayda vardır.
Son paragrafınızda “Umarım süreç, tüm tarafların haklarını ve toplumsal barışı gözeten bir çözümle sonuçlanır. Belediyelerin, toplulukların kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını dikkate alarak hareket etmesi, uzun vadede herkes için faydalı olacaktır” diyorsunuz. Aynen katılıyorum. Bunun için “tüm tarafların” dürüstlük ilkesine ve hakkaniyete uygun olarak hareket etmeleri, adaleti sağlama açısından yararlı olacaktır. Saygılar.