Türklerin ve Çerkeslerin yaşadığı bu ülkede doktorlara ihtiyaç duyulmamaktadır; birincisi her yerde olduğu gibi cahil insanlar, bütün yeteneksizliklerini batıl inanışlarla birleştirmektedirler: Kuran ayetleri dışında hastalığa uygulayacakları başka bir çareleri yoktur. Çerkesler ise daha makul bir yol izlemektedirler: bitki, tereyağı, balmumu ve hacamatı kullanmaktadırlar. Sonuncusu, yani hacamatı, özellikle kafa ile ilgili hastalıklarda kullanmaktadırlar, ağrılı bölgede demir kesi ile bir yarık açmaktadırlar ve kanamayı ısırgan otu ya da pamuk ile durdurmaktadırlar. Sadece bitkisel maddeler kullandıkları için yaraların tedavisinde özellikle başarılıdırlar, fakat yaraların tedavisi ile bir arada gerçekleştirilen seremoniler son derece ilginçtir.
Hasta ayrı bir odada yatırılır, yatağının ayak kısmına bir saban demiri, bir çekiç ve taze bir yumurtanın yerleştirildiği bir kap su konur. Onu ziyaret etmeye gelen kişiler girişte demir sabanın üzerine çekiçle üç kere vurur ve parmaklarını suya daldırarak hastanın üzerine bu suyu serpiştirir aynı zamanda sağlığına kavuşması için Allah’a dua eder daha sonra odanın etrafına dizilirler.
Hekimin yerine kazara kendi kendine oturan kişi ona bir bedel sunar ve bu küçük hediyeler Esculapius’un (1) oğlunun esas geçim kaynağıdır. Bütün bir geceyi hastanın evinde geçirmek adettir; akrabalar ve arkadaşlar akşam yemeğini beraberinde getirirler ki akşam yemekleri diğer şeylerin yanında sıklıkla kuzu ya da keçiden oluşmaktadır. Akşama doğru kız ve erkek gençler bu meclise flüt ve kopuzu andıran bir enstrümanla katılırlar. Odanın bir tarafında kızlar ve diğer tarafına erkekler geçer : kahramanlığı övücü sözlere sahip olan savaş şarkıları icra ederler, daha sonra kızlar dans eder. Sonrasında, enstrüman icracıları bir müddet bu enstrümanları çalar ve akşam yemeğinden önce bazı masalların anlatımı ile bu tören nihayete erer. Akşam yemeği kaldırılır kaldırılmaz ufak bazı oyunlar oynarlar ve sonunda tavana bir ip tuttururlar, bu ipin ucuna bisküvi yada yuvarlak kek türü şeyler bağlarlar, genç insanlar bunu birbirlerine doğru fırlatırlar ve dişleriyle yakalamaya çalışırlar, sıklıkla onlardan bazıları yorgun düşmedikçe oyun sona ermez. Böylelikle ilk gece, ayıplanmamak için hiç kimse uykuya gitmeksizin, geçirilir. Hasta kişi, hiç bir şekilde gürültüden rahatsız oluyor gibi gözükmez.
Savaşçının yaralarından kaynaklanan ağrıları teskin etmek için onun etrafını şaka ve tebessümler sarsa da, onun ölümü en fazla üzüntü gösterebilenlerce onurlandırılacaktır. Evdeki kadınların gözyaşı ve ağlamaları savaşçının ölümünü anons eder ve kötü haber hemen etrafa yayılır. Hayatı sona eren savaşçının annesi ya da karısının komşuları ve arkadaşlarının ağıtları, ocağı sönmüş olan bu ailede birbirine karışır. Bu ziyaretlerin amacı teselli götürmek değil, hep beraber ağlamaktır ve ziyaretçiler ocağı sönmüş olan bu ailenin dualarına gözyaşlarını katarlar.
Cenaze daha sonra yıkanır; saçı traş edilir; tamamen yeni elbise giydirilir ve yerdeki hasırın üzerine yatırılır. Hemen cenazenin yanında, diğer bir hasırın üzerinde savaşçının bütün giysilerinin yığıldığı yeni bir döşek vardır. Savaşçının silahları avlunun girişinde, evin yasını göstermek üzere, bir hatıra olarak sergilenir: bu sınırın geçişi, ziyaretçilerin feryatlarını duyurmaya başladıkları noktadır. Fakat erkekler üzüntülerini ifade etmede yüksek ses kullanmazlar; bir elleri ile siper ettikleri kırmızı gözlerle gelirler: diğer ellerini ise güçlü bir şekilde göğüslerine vururlar. Cenazenin yanındaki döşeğin üzerinde kendilerini dizlerinin üzerine bırakırlar : ve bu duruşu sürdürürler,derin derin iç çekerek kendilerine vururlar, “bu kadar yeter” denene kadar devam ederler,daha sonra yüzlerini ve ellerini yıkamaları için su verilir, ev sakinlerine başsağlığı dileklerini sunarak vaziyeti devam ettirirler. Adet, ölümden itibaren 24 saat içerisinde cenazenin defnedilmesini gerektirmektedir. Etlerini, seramoninin bir parçası olan ağırlamada kullanılmak üzere, evde kefaret türünden kurbanlar keserlerken, birkaç genç insan mezar hazırlar, her şey tamam olduğunda cenaze alayı defin yerine hareket eder. Dualar yapan yaşlılar öndedir, ölünün akrabaları arkadaşları ve komşuları tarafından kuşatılmış olan tabut hemen onların arakasından gelir. Derin üzüntünün bütün işaretlerini sergileyen kadın, kortejin sonuna kadar bir yandakine uzatarak elden ele dolaştırdıkları ve her bir ucundan iki elleriyle tuttukları mendil ile kafileyi durdurur. Ölenin karısı, annesi ve yakın akrabaları saçlarını çekiştirir, yüzlerine vurur ve uzunca bir süre devam eden üzüntünün diğer yansımalarını icra ederler.
Definden sonra mezarın üzerine kurban etlerinden bir parça, buna ilaveten pasta ve boza, ölülere binlerce dua armağan edecek yolcuların bunlardan faydalanmaları için bırakılır. Kafile ile dönen kişiler kendilerini bekleyen yemeğin bulunduğu ölünün akrabalarının yanına gider ve seremoni ödül olarak sunulan kurban derileri için bir hedefe ateş edilerek sona erdirilir. Ölenin anıları, eğer kahramanlıkları buna değecek derecede ise, gelecek kuşaklara aktarılacak biyografisini içeren bir öyküde muhafaza edilir. Bu hikayeler, Çerkeslerin sadece kendi tarihlerini devam ettirecek parçalardır.
Fakat, bir sonraki sene, ölüm yıldönümü merasiminde, ölenin akrabaları kendi güçleri ölçüsünde şatafat sergilerler, akraba ve arkadaşlarının giyeceği miğfer ve zırhları sunmak amacıyla, bu seremoni için , ceviz içlerinden örülmüş birkaç parça hazırlarlar. Bu durum için kesilen kurban sayısı bazen elliye kadar ulaşır; bunun yanı sıra anma için büyük miktarlarda et hazırlanır, her bir aile de buna yemek ilavesi yapar.
Haftalar önceden duyurulan yıldönümünde, mezar taşlarının serpiştirilmiş olduğu kutsal sayılan yerde çok geniş bir alanı doldurmak suretiyle toplanırlar. Ölenin silahları ve giysileri mezarın üzerine konur, buna birkaç parça değişik renklerde yeni kumaş parçaları ilave edilir, eğer ölenin akrabaları zenginse bir zırh bir at ve köleleri bunlara eklerler. Mezarın etrafı merasim için materyallerle çevrelenir ve bunlar elbette takdir edilmiş olan, hak eden kişilere verilir.
Yıldönümü merasimi, yıldönümü anılan ölüye ait olan silahların üç kez ateşlenmesiyle açılır ve kadınlar dualar okur. Daha sonra ölenin yakın akrabalarından dört ya da altı kişi üzerleri süslü örtülerle donatılmış atlarının önünde olmak üzere, her bir mezar taşının etrafını üç kere tavaf eder; atların kulaklarından ölüye sunulan bir içecek olarak “bu senin için” diye mırıldanmak suretiyle az bir miktar kan çekerler. Onlardan her biri bir parça elbise alıp, bayrak gibi sallayarak kendilerini atlarının üzerine atarlar ve hızla atlarını sürerler. Diğer bütün atlılar, bir giyim eşyası kapmak amacıyla, kendilerini bu amaca uygun bir şekilde hazır tutarlar: fakat daha sonra onurlarının bunları almalarına engel olduğunu değerlendirirler, bunları arkalarında bekleyen merasime katılan kadınlara sunmak üzere muhafaza ederler.
Daha sonra yeni bir sahne icra edilir, her biri at üzerinde ya da ayakta; ödül olan kurban derilerini almak için ateşli silahla ya da ok ve yaylarla ateş ederler.
Günler oyun ve merasimlerle geçer, her bir yolcu kendi payını serbestçe alabilir ve bir parçada onların merasime katılamayan arkadaşlarına gönderilir.
Çerkesler, evliliklerinde kızın ailesine bir bedel verirler: bu bedel silahlardan, sığırlardan, kölelerden, atlardan ve tarafların koşullarına göre diğer şeylerden oluşur. Eğer onlar yüksek bir sınıfa mensupsa değeri 2.000-3.000 piastre olan zırh daima bu bedelin bir parçasını oluşturur.
Eğer iki kişi bir araya gelmek isterse, genç adam kızın ailesinden istenmesini sağlar; eğer anlaşırlarsa genç adamın babası yarısı evlilikte ve yarısı da kararlaştırılacak sonraki bir tarihte verilmek üzere bedel meselesini halletmek üzere kız tarafına gider. Bu başlangıçlar, ailelerin ilk uzlaşmalarıdır, genç erkek geceleyin sevdiği ile buluşur; erkek diğer genç insanlarla birlikte kızı bekler ve onlar kızı kaçırırlar ve her iki ailenin de ortak arkadaşının karısının yanına götürürler.
Kızın ailesi ertesi sabah daha önceden bilinen kocanın yanına, öfkeli bir tarzda kızı ve kızın kaçırılma sebebini aramaya giderler. Erkeğin ailesi, oğullarının ülke geleneklerine uygun olarak evlenme niyeti olduğunu ve bu nedenle evlilik birliği oluşturulabilmesi için kızın ailesinin rızasını isterler. Kızın babası bedel talep eder, genç adam ise bedelin yarısını hemen doğrudan vermeyi, diğer yarısını da zaten daha önce kendi aralarında kararlaştırıldığı şekilde belirli bir tarihte vermeyi önerir: adet onların kamuya açık bir şekilde anlaşma yapmamalarını gerektirmektedir, bunun yerine derhal düşünebilecek ve tarafların daha önceki anlaşmasına uygun tarzda karar verebilecek hakemlere uyuşmazlığı havale etmelidirler.
Takip eden günlerde düğün kutlamaları yapılır. Bütün akraba ve arkadaşlar toplanırlar ve kendilerini iki kısma ayırırlar, bir kısmı gelinin kalmakta olduğu yerin komşularına gider, diğer kısım ise damatla buluşur. İlk grup iyi amaçlarla gelinin kaçırılmasını engellemek için bekler, bu grup ahşap sopalarla silahlanmıştır. Hile savaşı birbirini izlediği esnada; gelinin götürülmesi için, “zafer” diye bağıran adil bir kişi iki grubun arasında kapı önünde belirir. Daha sonra bütün herkes müzik dans ve alkışların kendilerini beklediği zafer kazanan eve gider.
Çalışmaya isteksiz olmasalar, Çerkesler mekanik teknoloji kapasitesinden yoksun değillerdir. Bu, güzel iyi bir zevkin yeteneğe işaret ettiği birçok ürünlerinde gözlemlenebilir. Fakat bu kabiliyet, tembellik ile heba edilmektedir ve gelişim için eğiticiler gerekmektedir: fakat kendi şatafatları ile ilgili objelerde bu tembellik gözükmemektedir. Silah muhafazaları, çeliklerinin dayanıklılığı, altın işçilikleri her türlü beklentiyi karşılamaktadır. Özellikle sahip oldukları bir gümüş parlatma metodu eşsizdir. Silahlarını gösterişli hale getiren bu metalin süslemeleri mükemmel bir tarzda bitirilir: ve genellikle ekipmanları ile ilgili her şey için Avrupalı iyi sanatkarlara boyun eğmezler.
Onların elbiseleri antik Fransız şövalyelerini andırır: ama önlerinde ve elbiselerinin iki yanında, ondan onikiye kadar ahşap kutular içeren ve fişeklik olarak yararlanılan oluk şeklinde ceplere sahiptirler. Bunlar, göğüsten dışarı doğru fırlamasıyla, figüre erkekçe bir zerafet veren yeşil ya da kırmızı sahtiyan deri ile yeniden kaplanmıştır. Hepsi atlıdır ve silahları, muhafazası olmayan kavisli bir kılıç, bir kama, bir tabanca ve bir Arnavut tüfeği ya da yaydan oluşur. Bir eve girdikleri zaman silahlarını duvara asarlar, sadece kamayı üzerlerinde bırakırlar. Tüfeklerini bilye ile doldururlar ve dört feet (2) uzunluğunda iki ayak ile destekleyerek yere sabitleyip tüfeği eğik pozisyonda ateşlerler. Türkler onları top ve ateşli silahlarla donatmışlardır fakat bu silahları çoğu ülkede, önceden Venedik silah yapımcısı olan Lazzaro Lazzarini adı kazınmış bir şekilde bulunmaktadır.
Hemen hemen bütün prensler dirsekten aşağı doğru elleri ve silahları koruyan ve kılıç yaralarını önleyen bir kalkan olarak kullanılan çelik kolçaklı zırha sahiptirler. Kafaları, zırhlarına tutturulmuş olan çelik bir miğfer tarafından korunmaktadır: bununu tamamı, vücudun görünmesine imkan vermeyen fakat ağız ile kaş arasındaki yüz kısmının görünmesine olanak tanıyan bir kapşon oluşturmaktadır. Onlar bu silahları Perslerden tedarik etmektedirler fakat sınırları Rusyanın fetihleriyle birbirinden ayrılmıştır, bu nedenle bunlara ulaşmak oldukça zordur ve fiyatları oldukça artmıştır. Zırhlar bir ailede zenginlik nişanesi olarak algılanmaktadır. Kendi silahlarının son derece güzel olduğunu düşünmeleri ve bu yüzden silahların Çerkeslerin şatafatını ve tutkusunu teşkil etmesi savaşçı bir toplum için doğaldır.
Giyimin diğer parçalarına gelince, Tapınak kıyafetleri içerisinde kurban etme geleneğine yabancı olmamalarına rağmen bu parçalar konusunda çok fazla düşünmemektedirler. Süslemeler sıklıkla değişiklik arzetmektedir ve kıyafetlerinin kesimi buna ilaveten şapkalarının biçimi konularında, başka yerlerde olduğu gibi şık ve genç insanların beğenilerini takip etmektedirler. Daima uzun kollu giysileri tercih ederler çünkü, antik Persliler örneğinden sonra, kendisine saygı duyulmasını isteyenlerin mevcudiyeti durumunda aşağıya uzanan ellerle ayakta durmak (hazırol pozisyonu) ve ellerin örtülü olması münasiptir.
Konuştuğumuz giyim eşyalarında çok kaba formlar hariç olmak üzere, Çerkesler herhangi bir endüstri sergilememektedir. Tarım onlarda kesinlikle emekleme çağındadır ve köy ekonomisinden çok küçük fayda sağlamaktadırlar. Çok kısa sürede birkaç rüzgar değirmeni dikilmiş, fakat onların kullanımı genel olarak çok iyi ölçüde olmamıştır: büyük bir kısım hala buğdaylarını kendi havanlarında una çevirdiği gibi: fırın ekmeği için maya kullanma fikrine de sahip değillerdir.
1 Çevirenin Notu: Esculapius, eski Yunan dininde ilaç ve iyileşme Tanrısıdır. Makaleyi kaleme alanın benzetmesidir.
2 Çevirenin Notu: (30.48 cm x 4 feet=121,92 cm)
CİRCASSİANS
Manners and Customs, The Mirror of literature, amusement, and instruction, Nov. 1822-June 1847; Sep 6, 1834; 24, 680; British Periodicals pg. 162-164
Türkçe’ye Çeviren: Av.Dr. Murat YILDIRIM
Çeviren’in Notu: Genel olarak yaptığım bir araştırmada, yukarıda ismi belirtilen esere rastladım. Bu eser başka bir eserden (Abstract of a Notice of the Circassians, drawn up by a German,named Charles Tausch, who resided for eight years in an official capacity at Psihiad, near the Port of Ghelendik , Journal of the Royal Asiatic Society of Great Britain & Ireland / Volume 1 /Issue 01 / January 1834, pp 98 116) kendi konusuna göre oluşturulmuş alıntılardan ibaretti. Böylelikle asıl eserin ;
109. sayfasının son paragrafından, 112. sayfasının 5. paragrafına kadar
113. sayfasının 3. paragrafından, 114. sayfasının 2. paragrafına kadar
114. sayfasının 5. paragrafından, 115. sayfasının 4. paragrafına kadar
çeviri yapmış oldum. Asıl eserin diğer kısımları da çok ilginç detaylar vermektedir, bu nedenle daha sonra tamamını Türkçe’ye çevirmeyi düşünmekteyim. Yaklaşık 180 sene önce kaleme alınmış bu eserde,
detaylı bir tarzda Çerkes gelenekleri anlatılmaktadır. Diaspora Çerkesleri arasında dahi hala yaşatılan bir çok geleneği ve bu geleneklerin kaynağını, 180 sene önce kaleme alınmış bu makalede de tespit
edebilmekteyiz. Makaleyi kaleme alan Çerkes adetleri ile ilgili olarak bazen başka milletlerin adetlerine göndermelerde bulunmuştur. Bu göndermeler, makale yazarının şahsi benzetmelerinden ibarettir.
Bu haber toplam 2483 defa okundu.