

Tev Sar’ın “Adıge mak” gazetesinde ele aldığı konu, bana göre üzerinde durulması gereken bir konu. Bu konuya gereken önemi verirsek gelecek kuşakların bize teşekkür edeceklerinden eminim.
“Sen kimdensin? Hangi Sülaleden Geliyorsun?” (bkz.Cherkessia.net, Kültür-Sanat)- Tev Sar’ın 3 Aralık 2013’te “Adıge mak”ta yayınlanan yazısının başlığı. Her bir soyun, sülâlenin (ľako/ лIакъо) geçmişini/ öyküsünü (ĥiŝe/ хъишъэ) öğrenmenin önemine değinerek şöyle yazıyor Tev Sar: “Bu gibi şeylerin tümü ulus için gerekli olan şeylerden, bugün ve yarın için, ulusal bilinci geliştirici, uyarıcı etkenler”. Gerçekten öyle, doğru söylemiş, eklemede bulunmak kolay olmaz. Rusların “soyunu sopunu bilmiyor” demeleri durumuna düşmemek için herkes kendi sülâlesinin öyküsünü öğrenmeli. Ancak, konuya gereken önemi vermiyoruz.
Soy/ sülâle kökü ve bunlarla ilgili anlatılar, az sayıda da olsa, Tev Sar’ın makalesi örneğinde olduğu gibi, “Adıge mak” gazetesinde yayınlanmaya başladı. Şimdi ele almazsak, sonradan bu anlatılara yetişemeyiz, çok pişman oluruz. Soy/ sülâle tarihlerini bilen ve anlatacak konumda olan yaşlılarımız bu dünyadan ayrılmış bulunuyorlar. Gazetede tek tük ailelere ilişkin yazılar yayınlanmakla yetinilmiş. O yazıları yazanlar da, Tanrı ömür versin her zaman yaşayacak değiller. Anlatacak kimsemizin kalmayacağı günler de gelecektir. Yazılan kalır ve bizden sonrakilere ulaşır.
Bu konuda Tev Sar, yazısında güzel bir örnek de veriyor. Yazıda, iki yüz yıl kadar önce bizi ziyaret etmiş olan biliminsanı L.Y. Lyule’nin yazılarında Adıge sülâle adları konusunda, Abateler ile Tambıyların, Kudaynetler ile Şıpaқoların (ШыпакIо) tek bir aile köküne dayandıkları belirtiliyor. Aradan iki asır geçti, ama bu bilgi, yazıldığı için bize ulaşmış oldu. Bu nedenle, sülâlelerin öykülerini derlemenin, onları yazıya aktarmanın önemi yadsınamaz.
Sülâle adlarının çıkış yerini ve onların öykülerini bilmeyen kişi sayısı çoğalmış bulunuyor, bunu biliyorum. Doğduğum köy olan Kazanıkuaye (Kezenıkuaye/ Къэзэныкъуае) üzerine bir anı kitabı yazmak istediğimde, köydeki aile (ľako/ лIакъо) adlarını ve öykülerini (ĥiŝe/ хъишъэ) yazmak için çok sayıda kişiye başvurdum, ancak çok az kişiden işe yarayacak bilgi alabildim. Yine de birşeyler derleyebildim, bunları “Kazanıkuaye Adında Bir Köy Vardı” adlı Rusça kitabımda yayınladım, ancak soru sorduğum bazı kişiler de aralarında olmak üzere, kitabımda kendi sülâle adları üzerine bilgi vermemiş olmam nedeniyle beni kınadılar.
Kendi sülâle adım olan Peneşu adı küçük bir sülâle adı değil, Kazanıkuaye köyü dışında, Kunçıkohable ve Penejıkuaye köylerinde de aynı sülâle adını taşıyan çok sayıda kişi var. Ancak “ Peneşu sülâle adı nereden çıkıp türedi, bu adı taşıyan değişik aileler nasıl değişik köylere dağılmış oldular, bu insanların hepsi tek bir atadan mı türedi?” diye sorduğumda doyurucu yanıt verecek kimseyle karşılaşamadım.
Köyümüzde yaşamış Peneşu Tulpar oğlu İsmahil’in (köyde Mahil diye çağrılırdı, 40 yıl önce aramızdan ayrıldı, Tanrı mekânını Cennet eylesin) Peneşu sülâle adı kökenine ilişkin bana anlattıkları da öyle.
Adıgey’de Şebenehabl köyünde Kuban ile Psekups ırmaklarının birleştiği bir yerde Baykoğu denilen kuytu bir yer (koğu/ къогъу) vardı. O yerde Bay adlı biri ve eşi yaşardı, adam kayıkçı idi. Orası ırmağın dar bir geçiş yeriydi, Şebenehabl’den ve başka köylerden gelip Krasnodar’a gidecek olan yolcuları, Bay kayığı ile Kuban’ın karşı yakasına geçirirdi. O kuytu köşe gür bir koru halindeydi. Daha ileride orman kıyısındaki tarlalarındaki mısırları kırmaya gittiklerinde, bakacak kimseleri olmadığından Bay ve karısı, yeni doğmuş bebeklerini de kayıkla beraberlerinde götürmüşlerdi. Bebeği beşiği ile birlikte mısır tarlasındaki ulu bir meşe ağacının altına bıraktılar. Ormandan çıkan bir domuz bebeğin burnunu kemirdi. O andan sonra annesi bebeğini “küçük Künük/ basık burunlum, hım hımım / küçük peneşum” (сипэнэшъу цIыкIу) diye çağırmaya başladı, soyadları yazılmaya başlanınca da ona Peneşu soyadı yazıldı, böylece Peneşu (Пэнэшъу) soyadı bir sülâle adı olarak kalıcılaşmış oldu. Doğru mudur, değil midir, bilemem.
Kazanıkuaye köyü Peneşularının Kunçıkohable köyü beyi (pşı) Kunçıko’nun köleleri (pşıľ) olduğunu, içlerinden bazılarının Kazanıkuaye köyü beyi Kazanoko’ya verildiğini, Peneşuların onlardan türeme olduğunu söyleyenlere de rastlanıyordu. Ancak, Pşı Kunçıko onları vermiş olsa bile, Peneşu soyadının kökeni kesin anlamda belirlenemiyor. Sülâle adları yazılmaya başlanınca, kölelerin (serflerin/ toprak kölelerinin) soyadları kendi beyleri tarafından verilmişti. Bunun doğru olduğunu, doğrulayıcı anlamda, önceleri köle adları olarak kullanılan çirkin/ aşağılayıcı adların, sözgelişi Şuace (Шъуаджэ/ Çelimsiz), Çuıbıţ (ЦубытI/ Öküz kıçı, boku), Peneşu (Пэнэшъу/ Künük/ basık burunlu, hım hım), Ĺaşeko (Лъащэкъу/ Topalın oğlu) gibi sülâle adlarının, günümüzde de bol miktarda bulunuyor olmasından anlıyoruz.
Tev Sar, köylerde değişik sülâle adları olan ama aynı sülâle kökünden gelme ailelerin bulunduğunu ve bu ailelerin vınekoş (aynı aile kökenli) olduklarını bildiklerini yazısında belirtiyor. Bu söylediklerini doğrulayıcı örnekler de veriyor.
Köyümüz Kazanıkuaye’de –Tev Sar’ın dediğine- benzer özellikte aileler bulunduğunu duymadım, ancak değişik sülâle adları olan, hiçbir yakınlıkları olmamasına karşın aynı sülâle adlarını taşıyan aileler vardı. Örneğin, Beretar sülâle adını taşıyan hayli aile vardı köyümüzde, bu aileler üç ayrı sülâle adından türemiştir. Beretar soyadının köyümüzde var olmasını sağlayanlar Askalaye köyünden gelmiş olan Mafeko Vırısbıy’ın akrabalarıydı. Tümümüz tarafından bilindiği gibi, verk (vasal soylu) olsun, ľekoĺeş (лIэкъо лъэш/ üst verk soylu) olsun, yanlış yapanı bağışlamayan yürekli biriydi Mafeko Vırısbıy. Bu nedenle, köyün mahvına yol açacağı endişesiyle, ona, bir kenara çekilirse –köyden giderse- kendilerine iyilikte bulunmuş olacağını söyleyen köylüleri oldu. Vırısbıy bunu kendine yediremedi, birkaç yakını ile birlikte Askalaye köyünü terk etti. Mafeko Vırısbıy amcası Hasan ile birlikte Kazanıkuaye köyüne geldi, sülâleden Ŝav- Ŝav’ın (Шъау-Шъао) Şıncıye köyüne, diğerlerinin Ğobekuaye köyüne yerleştikleri anlatılır. Ancak Vırısbıy Kazanıkuaye’de hane olamadı. Sonu, akıbeti farklı anlatılıyor. Bir anlatıya göre, deniz (-Karadeniz-) ötesine, Türkiye’ye gittiği söyleniyor. Bunu doğrulayıcı anlamda oğlunun Kazanıkuaye’ye babasının kılıcını almaya geldiği anlatılır.
Doğru olan şeyse, Mafeko Vırısbıy’ın amcası Hasan Hacı’nın (Hasene-hace/ Хьасэнэ-хьаджэ) Kazanıkuaye’de kaldığıdır. Köyde Hasan ailesi (Hesanebın/ Хьэсанэбын) denilen bir aile oluştu. Hasan’ın oğlu İlyas’ın dört oğlu vardı, oğullardan birçok torunu oldu, bu da köydeki Beretar sayısını çoğalttı. Bu aile mensupları Mafekolar diye çağrılıyordu.
Başka ailelerden türeme olsa da, Mafeko Vırısbıy’ın akrabalarının hatırı için Beretar soyadını benimsemiş çok kişi vardı daha Kazanıkuaye köyünde. Abzahe’den (Abzah ülkesinden) gelen biri de vardı köyde, o dönemler gelenekten olduğu üzere, kanlısı olduğundan ya da cinayetten yöresini terk edip ailesiyle birlikte gelen Ğış Ŝevkare de (Гъыщ Шъэукъарэ) köye sığınmıştı. Korumasına sığınacağı bir aile aradığını söylediğinde de kendisine Mafeko Vırısbıy’ın köydeki akrabaları gösterilmişti. Bu nedenle soyadını Beretare olarak yazdırdı. Ŝevkare’nin alt soyu da köyde çoğaldı. Ŝevkare’nin dedesinin adı Şerkay (Щэркъэй) idi, Adıgelerde adet olduğu üzere aile dede adıyla çağrılır, sözgelişi bizim dedemizin adı Amzan idi, onun babası da Şırıĥu (Щырыхъу) idi, bu nedenle bize Şırıĥu sülâlesi (Şırıĥubın) deniyordu. Bize Amzanebın (Amzan ailesi) diyenler de vardı, aynı biçimde Ŝevkare’den türeyenlere de Şerkaylar deniyordu.
Kazanıkuaye’deki ikinci Beretar sülâlesi Abzahe’den gelen Bğane sülâle adını taşıyan Kasim adlı kişinin kendisini Beretare yazdırmasıyla oluştu. Kasım’dan türeyenlere Hamırzekolar diyorlardı. Ama, daha önce söylediğim örneklerdeki kişilere Beretere guaźe de (Beretare yakıştırmalı, çakma Beretere / Бэрэтэрэ гуадзэ) diyorlardı. İçlerinden bu adı beğenmeyen kişler de çıkıyordu. Sözgelişi, Ŝevkare oğlu Ŝalih’den türeme Vımar, Beretare olmayı asla kabul etmez, Abzah olmaktan gurur duyardı: “Ben Bjeduğ değilim, Beretare de değilim, sülâlem Ğış, Abzahım ben” derdi.
Kendi sülâle adlarını anlatırken kendi sülâle adı eklentisindeki ilginç tarihleri anlatanlar da çıkıyor. Déleko da (Deyleko/ Делэкъо) onlardan biri. Anlatıldığına göre Déleko sülâle adını taşıyanlar Abzah kökenli. Bir deri ustası, bir sahtiyandı onlar, o zamanlar usta dericilere çok gereksinim vardı. Baba iki oğlu ile birlikte Kuban ilindeki Rus köylerini dolaşıp çalışır, iş yapardı. Büyük oğlu bir Rus kızına gönül vermişti ama baba bunu uygun bulmadı. Ne denli karşı çıkmış olsa da oğlunu kızdan vazgeçiremedi, sonunda evlendiler. Bu yüzden babası onu Vırısıko (Rus oğul/ Rus oğlu) diye çağırıyordu. Babası oğlunu köyde bırakıp ayrılmayı düşündü. Ama, küçük kardeş doğduğu köyü bırakmak istemedi. Bu nedenle küçük oğluna Déleko diyordu. Bu andan sonra kardeşlerin soyadları da ayrılmış oldu: Biri Vırısıko, diğeri Déleko (Deli oğul) oldu.
Rus- Kafkas Savaşı sonucu iki kardeş Abzahe ülkesinden ayrılıp Bjeduğ yöresine gelmek zorunda kaldı, birkaç yıl köyde barındılar. Sonunda Délokolar Veçepşıye, Vırısıkolar da Haĺekuaye köyüne yerleştiler. Daha sonra Déleko İbrahim Veçepşıye’den ayrılıp Kazanıkuaye köyüne göç edip yerleşti. Köyümüzde İbrahim’den türeme iki üç aile bulunuyor, ancak Délekoların çoğu Veçepşıye köyünde yaşıyor.
Cumhuriyetimizde benzeri biçimde sülâle adı ilginç öyküler taşıyan çok sayıda aile bulunduğuna kuşku yok. Bir kez daha altını çizerek belirtmek isterim, o tür olguları, bir biçimde ve hemen şimdi yazdırmaz, kayda geçirmezsek, sonsuza değin onları yitirmiş olacağımızı, şimdi konuya eğilmezsek, sonra pişmanlık duyacağımızı, yazıya aktaracağımız anlatıların bizden sonraki kuşaklar tarafından saygı ve minnetle karşılanacağını, bütün bunların ulusumuzun tarihinde seçkin bir yer tutacağını belirtmek isterim.
Bundan böyle derleme yapmazsak, ki derlediklerimiz asla yeterli değil, çok şeyimizi yitirmiş oluruz. Eskiden Adıgeler arasında okumuş, okuma yazma öğrenmiş kişi sayısının çok azdı, bu nedenle, yazıya geçirilmediği için, Rus-Kafkas Savaşı öncesindeki köylerimizin çoğunun yerleşim yerininin nereleri olduğunu ve adlarını bilemiyoruz, bu gibi konularda bize ulaşmış olan yazılı belgeler çok değil. Yitip gitmiş Adıge sülâle adı da az değil. Başkalarını bilemem ama o adları yitirmiş olmaktan kişi olarak son derece üzgünüm. Sözünü ettiğim bu sorunu umursamayan kişileri kendi ulusunun tarihini bilmek istemeyen kişiler olarak görüyorum, ayrıca bilseler de bilmeseler de önem taşımazmış, her ikisi de aynı anlama gelirmiş gibi düşündüklerini görür gibi oluyorum. Ulusumuzun güzel karakterini, nadide özelliklerini, bunları yitirmekte oluşumuzu umursamayanların çoğalmış olduğunu düşündüğümde, o gibi kişileri fazlaca da yadırgayamıyorum. Adıgeceyi, anadilimizi beğenmeyenler zuhur etmiş/ türemiş bulunuyor, çocuklarına Adıgece adlar koymayı kendilerine yakıştıramayanlar da var, büyüğe- küçüğe saygısı olmayan, böyle şeylere değer vermeyen kişi sayısı da az değil. Çok yazık!
Sözünü ettiğim bu sorunla en başta ilgilenmesi gereken kuruluş, Adıge Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü Tarih Bölümü olmalıdır diyorum.
Peneşu Sefer
Adıge Ulusal Yazarı
Adıge mak, 19 Aralık 2013
Not:
1) Peneşu Sefer’in bir başka yazısı için bkz. “Artık Adıge/Çerkes Değil miyiz?”, Cherkessia.net, Çerkesya, 27 Kasım 2013.
2) Tev Sar’ın yazısı için bkz. “Sen Kimsin, Hangi Sülâleden Geliyorsun?”, Cherkessia.net, Kültür-Sanat, 03 Aralık 2013.
3) Düzce’de kendi köyüm olan Kovқehable/ Sarayyeri köyüne 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Balkanlardan gelip yerleşen aileler içinde Veğoľ (Огъол1) olanlar da vardı. Köyde zengin olan aileler içinde Kovқılar daha çoktu. O nedenle bir Veğoľ ailesi biz Kovқı sülâlesindeniz demiş ve öyle kalmış. Bunu köyün ozanı ve usta öykü anlatıcısı müteveffa Ľışe Hacilyas’tan naklen anlatan kişi, yine köyümüzden müteveffa Haydeć Ĥalid’dir. -hcy
moğul larınkisülalesi ile bilgi varmı
24 Haziran 2014 Salı Saat 22:06