Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NATO Soluyor mu?
03 Temmuz 2014 Perşembe Saat 01:06



Judy Dempsey, 19 Haziran 2014

Eylül ayında Güney Galler’de yapılacak NATO zirvesi yaklaşırken, Ukrayna krizinin Batılı ittifak için anlamı netleşiyor. En çok öne çıkan yorum, -birçok NATO yetkilisinin başlangıçtaki umutlarının tersine- ittifak bu krizden net bir amaç, birlik ve kararlılık bilinciyle çıkmadığı oluyor.

2014 yılının başındaki durumu kısaca hatırlayalım. Afganistan’da on yıldan uzun süren yıpratıcı bir savaşın ardından NATO, yeni bir rol arayışı içindeydi. Askeri harekat üye ülkelerin çoğunda huzursuzluk yaratmıştı ve ABD’nin liderliğindeki ittifak yeni varoluş sebebinin ne olacağını bilmiyordu.
 
Sonra, Ukrayna’daki demokrasi yanlısı hareket dönemin cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’i sürgüne gönderdi. Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin müttefiğinin devrilmesine, Kırım yarımadasını ilhak ederek misillemede bulundu. Bu hamle ve sonrasında Ukrayna’nın doğusunda başlayan istikrarsızlık, gözlerin yeniden NATO’ya çevrilmesine neden oldu.
 
Ne var ki, Ukrayna krizinin NATO için yeni bir yol haritası çizmediği artık belli oldu. Hatta kriz, üye ülkeler arasında varolan ve dünyanın ittifaktan beklentileriyle çelişen kararsızlığı da ortaya serdi.

Güney Galler’de yapılacak zirvede NATO’nun hangi kararları alması beklenebilir?




 
Birincisi, ittifakın Rusya’ya askeri tepki vermesinin bir öncelik olmayacağı artık anlaşıldı. Polonya ve Baltık ülkeleri, NATO’nun teritoryal ve kolektif savunmaya yeniden odaklanması için ısrar etmeye devam ediyorlar. NATO’nun, tercihen kalıcı üsler kurmak suretiyle, Doğu Avrupalı üyelerinin savunma kapasitesini artırmasını istiyorlar.

Sofya’da 17-19 Haziran tarihinde toplanan yıllık Stratejik Askeri Ortak Konferansı’nda bu seslerin susturulması ilginçti. Subaylar istediklerini alamayacaklarını anlamış görünüyorlardı; oysa NATO’nun doğu kanadının artık ihmal edilmeyeceğine dair güçlü bir mesaj Rusya’ya verilebilirdi. Ama özellikle Almanya, Doğu Avrupa’nın savunmasının güçlendirilmesinin Rusya’yı kışkırtacağını ve bundan kaçınılması gerektiğini düşünüyor.

Ukrayna krizinin ikinci sonucu, Rusya ile çatışmaya sürükleneceği kaygısıyla NATO yeni üye alma konusunda her zamankinden isteksiz davranıyor. Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerin şu anda NATO’ya girme şansı yok. Üye ülkeler, 5. maddede yazılı olan karşılıklı savunma garantisini bu ülkelere vermeyi çok tehlikeli buluyorlar.

Dolayısıyla, Sofya toplantısında Karadağ’ın üyeliği veya Gürcistan’a –ittifaka katılma sürecini başlatacak olan- Üyelik Eylem Planı statüsünün verilmesi ihtimalinden hiç söz edilmedi. Gürcistan Savunma Bakanlığı’nın kıdemli yetkilileri, Batı Avrupalı büyük ülkelerin NATO’nun Eylül zirvesinde Tiflis’e Üyelik Eylem Planı statüsü verilmesine karşı olduklarını elbette anladılar.

Yüksek rütbeli bir Gürcü subay şu soruyu sordu: “Öyleyse, mükemmel ortaklar olduğumuzu geçmişte yaptığımızdan çok daha fazla göstermeliyiz. Ama bunun karşılıklı olması gerekmiyor mu ?”

NATO’ya temkinliliğin hakim olmasına karşılık, dış dünyanın beklentisi her zamankinden daha fazla görünüyor. Rusya’nın Ukrayna’daki davranışı karşısında, Finlandiya’dan Azerbaycan’a kadar ortak ülkeler NATO ile çok daha sıkı stratejik, siyasal ve askeri bağlar istiyorlar.

Avrupa ve yakın çevresinin ötesinde de gözler NATO’ya çevriliyor. Japonya’nın NATO büyükelçisi (Tokyo’nun bir yıl önce ihdas ettiği bir diplomatik makam) Mitsuo Sakaba Sofya konferansında ülkesinin “NATO, Japonya ve ortak ülkeler arasında daha güçlü bir ortaklık” istediğini dile getirdi. Ne var ki Japonya “NATO’nun Asya-Pasifik’te doğrudan müdahale etmesini veya askeri varlık bulundurmasını ne umuyordu ne de ön görüyordu”.

O halde, -güvenliği ABD tarafından sağlanan- Japonya neden NATO ile ortaklık istiyor ? Sakaba siber güvenlik ve korsanlıktan kitle tahrip silahlarına ve terörizme kadar bir dizi ortak güvenlik tehdidi sıraladı.

Bu pek alışılmamış açık sözlü konuşmanın en çarpıcı kısmı, Japonya büyükelçisinin Ukrayna kriziyle ilgili değerlendirmesiydi. “Statükonun kuvvet veya zor yoluyla değiştirilmesini kabul edemeyiz. Bu, Asya’yı da içine alan küresel bir konudur” dedi.

Sakaba, silahlanma yarışına giren ve silahlı kuvvetlerini hızla modernize eden Çin’in Doğu Çin ve Güney Çin Denizleri’nde statükoyu zor kullanarak değiştirmeye çalıştığını söyledi. Dolayısıyla, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri pasifizm politikası takip eden Japonya güvenlik politikasını baştan sona yeniden değerlendirmeye tabi tutuyordu.
 
Sakaba’ya göre, yükselen Çin askeri tehdidi karşısında barışın kalıcılığından emin olmak imkansızdı. Japonya’nın “proaktif bir rol üstlenme ve dünya barışına hizmet etme” zamanı gelmişti.

Japonya, NATO ile işbirliği içinde bunu yapmak istiyor. Nitekim, Japonya hükümeti –NATO’nun Somali açıklarındaki korsanlıkla mücadele misyonu olan- Okyanus Kalkanı Operasyonu’na destek veriyor ve bu görev gücünde yer alan ülkelerle ortak tatbikatlara katılmak istiyor.

NATO’nun bu büyük beklentilere cevap verme ihtimali var mı ? Güney Galler’de yapılacak zirveye üç aydan daha az bir zaman kala NATO bu konuda umut vermiyor. Ama Rusya ve Çin’den büyük kaygı duyan bir dünya için zayıf ve kararsız bir Batı ittifakı bile hiç olmamasından daha iyidir.


Judy Dempsey: Carnegie Europe Kıdemli Ortağı, Strategic Europe Baş Editörü

 

Kaynak: http://carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=55953


Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel
 

Cherkessia.net, 2 Temmuz 2014



***


Whither NATO?

Judy Dempsey, June 19, 2014


As a major NATO summit scheduled for September in South Wales draws closer, it is becoming clear what the Ukraine crisis means for the Western alliance. The most important conclusion is that, contrary to many NATO officials’ initial hopes, the alliance is not emerging from this crisis with a clear new sense of purpose, unity, and determination.

Let’s briefly remember the situation at the beginning of 2014. NATO, after serving for over a decade in a long and costly war in Afghanistan, was searching hard for a new role. With military action deeply unpopular in most member states, the U.S.-led military alliance was unsure of what its next raison d’être could be.

Then, Ukraine’s prodemocracy movement forced the then president, Viktor Yanukovych, into exile. Russia’s President Vladimir Putin retaliated against the ouster of his ally by annexing the Crimean Peninsula. This, and the instability that ensued in eastern Ukraine, put the spotlight back on NATO.

Yet it is now evident that the Ukraine crisis did not give NATO a renewed sense of purpose or direction. Instead, it has exposed a lack of resolution among member states that contrasts sharply with the expectations the rest of the world has for the alliance.

So what decisions can be expected from NATO at its summit in South Wales?

First of all, it is increasingly clear that the alliance’s military reaction to Russia will remain very low key. Of course, Poland and the Baltic states are still pushing for NATO to refocus on territorial and collective defense. They want NATO to boost the defenses of its Eastern European members, preferably by deploying permanent bases in some of those countries.

Interestingly, these voices were muted at the annual Strategic Military Partner Conference that took place on June 17–19 in Sofia. Military officers seemed to have realized they were not going to get what they wanted, even though it would have sent a strong signal to Russia that NATO’s eastern flank would no longer be neglected. But Germany in particular sees boosting Eastern Europe’s defenses as a provocation to Russia that should be avoided.

A second consequence of the Ukraine crisis is that NATO is becoming more unwilling than ever to bring in new members that could draw the alliance into a military confrontation with Russia. Countries like Ukraine or Georgia don’t stand a chance right now of joining NATO. The current member states simply consider it too dangerous to extend the mutual defense guarantee of the NATO treaty’s article 5 to these countries.

So at the Sofia meeting, no mention was made of the possibility of admitting Montenegro, or of granting Georgia a Membership Action Plan, which would put the country on the path toward joining the alliance. Indeed, senior Georgian defense ministry officials recognized that the big Western European countries were opposed to granting Membership Action Plan status to Tbilisi at NATO’s September summit.

“If that is the case, we just have to show even more than we have in the past that we are excellent partners. But shouldn’t it be reciprocal?” a senior Georgian military officer asked.

Despite the fact that caution is reigning supreme at NATO, the expectations that the outside world has of the Western alliance are higher than ever. Given Russia’s behavior in Ukraine, partner countries from Finland to Azerbaijan want much closer strategic, political, and military ties with NATO.

Even beyond Europe and its neighborhood, eyes are turning toward NATO. During the Sofia conference, Mitsuo Sakaba, the Japanese ambassador to NATO, a diplomatic post Tokyo established only last year, said his country wanted “a stronger partnership between NATO, Japan, and partner countries.” Japan, however, did “not expect nor foresee any direct involvement or military presence of NATO in the Asia-Pacific.”

Why, then, does Japan, whose security is guaranteed by the United States, need a partnership with NATO? Sakaba listed shared security challenges from cybersecurity and piracy to the proliferation of weapons of mass destruction and terrorism.

But what was striking about this unusually forthright speech was the Japanese ambassador’s assessment of the Ukraine crisis. “We cannot accept changes to the status quo by force or coercion,” he said. “This is a global issue that impacts Asia as well.”

Sakaba said that China, which had embarked on a huge defense spending spree and a rapid modernization of its armed forces, was trying to change the status quo in the East China Sea and South China Sea by coercion. As a result, Japan was conducting a fundamental reassessment of its security policy, which since the end of World War II had been based on pacifism.

Peace, opined Sakaba, could no longer be considered a given due to the rise and threat of China’s military strength. It was time for Japan to play a “proactive role to make and maintain peace in the world.”

Japan intended to do that by cooperating with NATO. Indeed, the Japanese government is already supporting Operation Ocean Shield, NATO’s antipiracy mission off the coast of Somalia, and intends to participate in joint exercises with countries involved in that mission.

Is there any chance that NATO can live up to these huge expectations? With less than three months to go until its summit in South Wales, the picture that NATO presents is less than convincing. But to a world that is deeply worried by Russia’s and China’s behavior, even a weak and indecisive Western alliance seems better than nothing.


 


Bu haber toplam 2709 defa okundu.


Khanbolet

Bence NATO solmuyor tersine yeni güç arayışına girecek gelecek dönemde. Buna mecbur.
Gürcistan, Bosna Hersek, Makedonya ,Karadağ üye olmak istiyor. NATO bir yandanda Ukrayna meselesi yüzünden, Rusya ile askeri sivil işbirliğini askıya alarak diğer güç olma ödevini yapmaya çalışıyor.
Afganistan Irak ve diğer bulaştığı yerlerdeki sabıkaları başka başlık konusu olur.
Dempsey'in makalesinin sonunda yazdıkları önemli, Çin Rusya ittifakının karşısında yetersizde olsa batı ittifakının şimdiki adı olan NATO olmalı. Elde başka bir şey olmadığına göre.

04 Temmuz 2014 Cuma Saat 16:33
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net