Karakter boyutu :
Asya Yüzyılında Avrupa Parçalanıyor mu ?

08 Temmuz 2014 Salı Saat 00:46

Jan Techau, 1 Temmuz 2014
Tarihin uzun dönemleri boyunca Avrupa uluslararası politikanın hakim gücüydü. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’nın büyük kısmı, ABD’nin önderliği altındaki Batı dünyasının parçası olarak bu rolünü korudu. Şimdi, bu temel tarihsel hakikat yavaşça sona yaklaşıyor ve tehditkar bir senaryo beliriyor: Avrupa dünya meselelerinin temel taşı olmak yerine, ABD ile Asya arasında parça parça ayrışma riskiyle karşılaşıyor.
Çoğu Avrupalı, böyle bir jeopolitik batağa saplanmanın ne demek olduğunu siyaseten algılayamaz. Ama ipuçlarını Avrupa yerine Asya’da oynanan güç oyunlarından alan yeni bir dünya düzeninin doğuşuyla, yakında yeniden düşünmek zorunda kalabilirler. Avrupa, hakimiyet için mücadele eden iki rakip blok arasında sıkışmak gibi arzu edilmeyen bir durumda kalmaktan nasıl kaçınabilir ? Avrupa kendi tarihinden ve bugünkü politikalarından ders çıkarabilir. Jeopolitik bir tampon bölgenin parçası olmak bir ülkenin içinde bulunabileceği en tehlikeli ve siyaseten en değişken durumdur. Polonya bunu çoğu ülkeden daha iyi bilir. Almanya da Soğuk Savaş’ta (ve çok daha öncesinde Otuz Yıl Savaşları’nda) paylaşılamayan topraklar haline geldi.

Jan Techau: Carnegie Europe Direktörü
Çok kısa süre önce Ukrayna, Moldova ve Gürcistan – sadece rakip iki blok değil, aynı zamanda farklı zihniyetlerin ve siyasal kültürlerin temsilcileri olan- Avrupa ve Rusya arasında sıkışmanın sancılarını hissetti.
Polonya ve Gürcistan gibi esnek ülkeler, tarihsel olarak, sıkıştıkları jeopolitik tuzaklardan kurtulmada kısmen başarılı oldular. Ukrayna ve Moldova gibi daha az esnek ülkeler, kendi kararlarını verme gücünden yoksun oldukları için çoğu zaman statüko ile barışık oldular.
Asya yüzyılında bu Avrupa için ne anlama geliyor? Çin Asya’da yeni bir siyasal çekim merkezi haline geldikçe, Avrupa meselelerinde etkili olma arzusu artıyor. Bunun sebebi, Avrupa gibi zengin, yaratıcı ve üretken bir pazarda Pekin’in söz sahibi olmak istemesidir. Ama aynı zamanda Avrupa üzerinde etkisi artan bir Çin’in, ABD imparatorluğunu ve Washington’un dünya meselelerinde normatif (ve askeri) hakimiyetini zayıflatacak olmasıdır.
Atlantik ötesinde istikrarın korunmasından hala çıkarı olan ABD, Eski Dünya’daki kuzenleriyle giderek daha az ilgileniyor. Amerika’nın Asya’ya daha çok odaklanmaya ihtiyacı var. Amerikalılar, olmalarını istedikleri gibi Atlantik ötesi ortaklar olmak istemeyen Avrupalılar’ın tuhaflıklarını anlamakta zorlanıyorlar.
Çin ile ABD arasında doğmakta olan güç rekabetinde, Avrupa Asya’nın ekonomik çekiciliğiyle Amerika ile geleneksel bağları arasında parçalanan bir bölge haline gelebilir. Avrupa en kötü ihtimalle çok büyük bir Ukrayna haline gelebilir. Ve Ukrayna gibi, Avrupa da kendisini parçalamak isteyen iki blok arasında korkunç tercihler yapmak zorunda bırakılabilir.
Bu senaryonun çok basit olduğunu ve hemen yarın gerçekleşmeyeceğini söylemeye gerek yok. Ama bazı parçaların yerine oturduğunu da görmek lazım; mesela Avrupa meselelerine ABD’nin ilgisinin azalması, Avrupa’da Çin mevcudiyetinin ve siyasal yatırımının artması ve yerküre çapında Avrupa’nın hedeflerinin ve yeteneklerinin zayıflaması.
Avrupa azalan nüfusunun, büyümeyen ekonomisinin, kaybolan askeri gücünün ve siyasal atomizasyonun sayısız belirtisiyle karşı karşıya.
İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinden bugüne, iki nesildir Avrupalılar dünya siyasetinde yerlerinin ne olduğuna kendi başlarına karar verme imkanından yoksunlar. Neyse ki 1945 sonrasında, ABD gibi, Batı kampı içinde güvenliklerini garantilemek için her şeyi yapan hayırhah bir egemen güç buldular.
Avrupa kendi jeopolitik konumunu kendi hazırladı ; Avrupa Birliği yoluyla kendini içeride pasifleştirdi. Jeopolitik düzeyde, bağımsız bir oyuncu olarak uzun süredir yaşamıyor. Avrupa’nın güvenliği ABD’ye bağlı ; Avrupa –kabul etse de, etmese de- iç istikrarı bakımından da Amerika’ya bağımlı.
Sorun şu : Amerika bugün daha zayıf ve Avrupa’nın güvenliği için yaptığı kitlesel harcamayı artan bir külfet olarak görüyor. Eğer bu sübvansiyon kalkarsa veya fark yaratamayacak kadar zayıflarsa, özgür Batı dünyası içinde Avrupa’nın konumu tehlikeye girer.
Dolayısıyla Avrupa öngörülebilir bir gelecekte arada kalmaktan kaçınmak istiyorsa, Batı’ya bağlanmak için mücadeleye başlamak zorunda. Neyse ki, bunun için çok sayıda araca sahip.
Avrupalılar, Atlantik ötesi serbest ticareti benimsemek yoluyla ABD ile daha yakın ekonomik ilişkilere yatırım yapabilirler veya NATO kanalıyla daha sıkı askeri ilişkiler kurabilirler. Avrupa kendi geniş çevresinde daha yetenekli bir dış politika oyuncusu haline gelerek, Amerika’nın küresel güvenliği sağlama görevini hafifletebilir. Avrupalılar katı ekonomilerini ve ilerleyen ama kusurlu demokrasilerini ıslah ederek esnekliklerini güçlendirebilirler.
Avrupa dünyanın girmekte olduğu Asya-egemen evreyi kabullenen stratejik bir zihniyet kalıbı geliştirerek, gelecek çatışmalara kendilerini psikolojik olarak hazırlayabilirler. Asya’nın siyasal yapısına yatırım yapmak ve Asya’nın Çin’den ibaret olmadığını fark etmek suretiyle jeopolitik olarak da hazırlanabilir.
Avrupalılar şu ana kadar bu adımların hiçbirini yeterince kararlı biçimde atmadılar. Atlantik ötesi ilişkiler hala yarı yarıya işlevsel olduğu ve Çin’in Avrupa’ya siyasal yatırımı ilk aşamalarda bulunduğu için Avrupalılar sancıları henüz hissetmiyorlar. Çin’in geleceği de –iç istikrarı yüksek risklerle karşı karşıya olduğu için- belirsizliklerle dolu.
Avrupa arada kalmanın tehlikelerini anlamak için kendi tarihine ve Doğu yönündeki çevresinin bugününe dikkatle bakmak zorunda. Dün Polonya, Almanya ve diğerleri gibi, bugün Ukrayna, Moldova ve Gürcistan Avrupa’nın yakında karşılaşacağı jeopolitik çatışmalar için çıkarılacak derslerle dolu.
Kaynak:http://carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=56054
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net, 8 Temmuz 2014
****
Europe Torn Apart in the Asian Century?
Jan Techau, July 1, 2014
For large parts of history, Europe was the dominating power in international politics. Since World War II, most of Europe has continued in that role as part of the U.S.-led Western world. Now, this basic historical truth is slowly coming to an end, and a new scenario looms: one where Europe is not a pillar of world affairs but a territory that risks being pulled asunder between the United States and Asia.
Most Europeans have no political instinct for what it means to be in such a geopolitical quagmire. But with the emergence of a new world order that takes its cues more from the power games played out in Asia than from those in Europe, they might soon be forced to rethink. How can Europe avoid ending up in the undesirable position of being trapped between two rival blocs struggling for dominance?
Europe can learn from its own history and from its politics of today. Being part of a geopolitical buffer zone is the most dangerous and most politically volatile position a country can be in. Poland knows this better than most. Germany, too, has memories of being a disputed territory during the Cold War (and, much earlier, during the Thirty Years’ War).
Most recently, Ukraine, Moldova, and Georgia have been feeling the pain of being squeezed between Europe and Russia, two blocs that are not just rival powers but also representatives of different mentalities and political cultures.
Historically, resilient countries, such as Poland and Georgia, have typically tried to get out of their geopolitical traps, with mixed success. Less resilient states, such as Ukraine and Moldova, have often aligned themselves with the status quo, partly because they have lacked the power to make their own decisions, and partly because that has allowed them to keep the internal peace in societies that are economically and culturally on the brink.
What does this mean for Europe in the Asian century? As China emerges as a new political center of gravity in Asia, its desire to influence European affairs increases. That is because it is politically interesting for Beijing to have a say in a rich, innovative, and productive market such as Europe. But it is also because stronger Chinese influence in Europe weakens the U.S. empire and Washington’s normative (and military) dominance of world affairs.
At the same time, the United States, while still keen to preserve some basic stability across the Atlantic, has less and less interest in its cousins in the Old World. America needs to focus more on Asia, and Americans have a decreasing understanding of the strange ways of the Europeans, who refuse to be the transatlantic partners America thinks they should be.
In the emerging power rivalry between China and the United States, Europe could become a territory torn between the economic lure of Asia and its own traditional ties with America. In the worst case, Europe could end up being a very big Ukraine. And just like Ukraine, Europe could then be forced to make terrible choices between two blocs that would tear it apart.
To be sure, such a scenario is perhaps simplistic, and it is certainly not just around the corner. But some of its building blocks are already in place: a weakened U.S. interest in European affairs, an increased Chinese presence and political investment in Europe, and diminishing European aspirations and capabilities on the global stage. Domestically, Europe suffers from weak demographics, stalling economic strength, vanishing military power, and more and more signs of political atomization.
For two generations now, since the end of World War II, Europeans have no longer been in a position to decide autonomously where they belong in world politics. Luckily, they found a fairly benign hegemon after 1945, the United States, who would go to great lengths to keep them safely protected in the Western camp.
Europe has made substantial contributions to this geopolitical positioning, not least by pacifying itself at home through the European Union. But as an independent player at the geopolitical level, it has long ceased to exist. Europe depends on the United States for its security, and even for its internal stability, whether it likes it or not.
The trouble is, of course, that America itself is relatively weaker today and finds the massive subsidy it pays into the European security market increasingly burdensome. If that subsidy disappears or becomes too weak to make a decisive difference, Europe’s position in the free Western world is at stake.
So, if Europe wants to avoid becoming an in-between territory in the foreseeable future, it must start to fight for its attachment to the West. Luckily, it has many tools at the ready to do so.
Europeans can invest in closer economic ties with the United States by embracing transatlantic free trade, or in closer military ties by engaging through NATO. Europe can relieve America of some of its duties as a global provider of stability by becoming a more capable foreign policy player in its wider neighborhood. Europeans can increase their own resilience by reforming their sclerotic economies and their budding but flawed democracy.
Europe can prepare itself psychologically for future conflicts by developing a strategic mind-set for the Asia-dominated era the world is entering. And it can prepare geopolitically by investing in Asia’s political architecture and by realizing that Asia is more than just China.
So far, Europeans have not taken any of these steps decidedly enough. Europeans do not yet feel the pain because the transatlantic relationship is still halfway functioning and China’s political investment in Europe is in its early stages. The future of China itself is also much less certain than it looks, with domestic stability increasingly at risk.
Yet Europe should take a good look at its own history and at its Eastern neighborhood today to understand the dangers of being in an in-between position. In Ukraine, Moldova, and Georgia today, just as in Poland, Germany, and elsewhere in the past, there are lessons to be learned for the geopolitical struggles that Europe might face soon enough.
Jan Techau: Director Carnegie Europe
Bu haber toplam 2735 defa okundu.
Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.