Karakter boyutu :
Stalin Yaşıyor

19 Temmuz 2014 Cumartesi Saat 00:12

Maria Lipman, 1 Mart 2013
Josef Stalin 60 yıl önce öldüğünde Sovyet vatandaşları hayatlarının sonsuza kadar değiştiğini hissettiler – haklıydılar. Yaklaşık 30 yıllık iktidarında Stalin SSCB’yi tepeden tırnağa dönüştürdü ve İkinci Dünya Savaşı’nda zafere taşıdı. Aynı zamanda on milyonlarca yurttaşını öldürdü, hapse attı ve yurdundan etti ; işlediği suçların boyutları hiçbir zaman tam olarak bilinmeyecek. Halefleri ülkeyi daha ılımlı bir tarzda yönettiler.
Ekim 2012’de Carnegie Uluslararası Barış Vakfı, Rusya ve üç Güney Kafkasya ülkesinde (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan) Stalin algısıyla ilgili bir araştırma yaptırdı. Sonuçlar çok açık biçimde Sovyet diktatörün yaşamakta olduğunu gösterdi. Araştırma yapılan dört post-komünist ülke içinde sadece Azerbaycan’da (bu ülke Sovyet geçmişini yaşatmak yerine Dubai’ye benzemek istiyor) Stalin ile ilgili farkındalık olmadığı görüldü ; % 22 Stalin’in kim olduğunu bilmiyordu. (Gençler arasında bu oran neredeyse % 40’a çıkıyordu). Gürcistan’da ise % 45 Stalin’e ilişkin pozitif bir algıya sahipti – bu muhtemelen Stalin’in en ünlü Gürcü olmasından kaynaklanıyordu. Azerbaycan’da bu rakam % 21 ve Ermenistan’da % 25 idi.
Stalin mirasının birçok açıdan en canlı olduğu yer Rusya. Moskovalı saygın kuruluş Levada Center tarafından yapılan Carnegie araştırmasında Ruslar’ın % 42’si Stalin’i dünya tarihini en fazla etkilemiş kamusal figür olarak görüyordu. Gorbaçevîn liberalleşme dalgasının zirve noktası olan 1989 yılında bu rakam sadece % 12 idi. Carnegie araştırmasında Stalin hakkında olumlu görüş bildirenlerin sayısı % 28 idi. Levada Center’dan Gudkov’un sözleriyle bu rakamlar SSCB’nin dağılmasından sonra “Rusya’da Stalin’in popularitesindeki şaşırtıcı dirilişi” temsil ediyor.

Maria Lipman: Akademisyen,Toplum ve Bölgeler Programı Society and Regions Programı
Pro et Contra Baş Editörü,Carnegie Moscow Center
Ama bu tesbitin ilginç bir yanı var : Rusya’yı gezen biri halkın Stalin’i yücelttiğini asla tahmin edemez. Hiçbir yerde Stalin heykellerine veya portrelerine, Stalin’in adını taşıyan caddelere veya şehirlere rastlanmaz. Mukayese için söylersek ; Stalin’in öncülü Lenin’in mumyası Kızıl Meydan’daki mozolede hala teşhir ediliyor. Lenin’in ismi ve anıtları her Rus şehrini süslüyor. Ne var ki Lenin yavaş yavaş unutuluyor : 1989-2012 yılları arasında popülaritesi % 72’den % 37’ye geriledi.
Stalin gizli bir kahraman ; bu özelliği Rusya’nın komünizm sonrası muğlak devlet geleneğinin ve ulusal kimliğinin bir parçası. Rusya post-Sovyet yeni devletin köklerine ilişkin ulusça benimsenmiş bir anlatıya sahip olmadığı gibi, Komünist geçmişiyle ilgili mutabakata dayalı bir algıdan da yoksun.
Rusya’da Stalinci gruplar, Komünistler ve savaş gazileri Stalin’e saygı girişimlerinde bulundular ; bunlardan biri İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli muharebelerinden birine tanıklık eden ve adı şimdi Volgograd olan şehre yeniden Stalingrad isminin verilmesi teşebbüsü. En son girişim, Moskova’daki bir caddeye Stalingrad muharebesinin anısına Stalingradskaya adının verilmesini isteyen bir Duma üyesinden geldi. İki öneri de sonuca ulaşamasa bile, Stalinciler kahramanlarını görünür kılmakta kısmi başarılar elde ettiler. Bazı Rus şehirlerinde Zafer Günü ve başka yıldönümlerinde otobüsler Stalin resimleriyle bezendiler.

Rusya’da Stalin’e ilişkin resmi söylem baştan savma bir görüntü veriyor ; toplumsal algı ise çelişik ve ayrılık yaratıyor. Araştırmada konuşulan Ruslar’ın yarıya yakını “Stalin’in Sovyetler Birliği’ne kudret ve refah getirmiş bilge bir lider” olduğunu düşünüyor. Ama aynı araştırmada görüş bildirenlerin yarıdan fazlası Stalin’in baskısının “affedilmez bir politik suç” olduğu görüşünde. Deneklerin üçte ikisine göre “Stalin bütün yanlışlarına rağmen Sovyet halkına Büyük Yurtseverlik Savaşı’nı (Ruslar’ın İkinci Dünya Savaşı’na taktığı ad) kazandırdı”.
Stalin’in ölümünden bu yana geçen 60 sene boyunca Sovyetler Birliği ve sonra post-komünist Rusya iki buçuk de-Stalinizasyon (Stalin’den arındırma) aşamasından geçti ; Ama Stalin’in resimlerine rastlanmasa bile varlığı Rus siyasi kültüründe ve devlet-toplum ilişkilerinde kolayca hissediliyor.
Stalin’in mirasını ilk tasfiye denemesi 1956 yılında Sovyet lideri Nikita Kruşçev’den geldi ; Stalin’i suçsuz insanlara karşı girişilen kitlesel baskı politikalarından sorumlu tuttu. Kruşçev’in emriyle Stalin’in adını taşıyan sayısız cadde, fabrika ve şehrin isimleri değiştirildi. Stalin'in naaşı sessizce mozoleden taşınsa bile Kızıl Meydan’da Lenin ile yanyana yatmaya devam ediyor. Kruşçev’in de-Stalinizasyonu ancak bu kadar yol alabildi.
Kruşçev 1964 yılında kansız bir darbeyle devrildi. Leonid Brejnev’in liderlik ettiği Kruşçev sonrası Sovyet önderliği Stalin’le hesaplaşma sürecine son verdi. Takip eden "emekleyen re-Stalinizasyon (yeniden Stalinleşme)" sürecinde Stalin artık kınanmıyordu, ama kamusal alanda aklanmıyordu da. İsmi resmi söylemden tamamen dışlandı.
20 yıl sonra, Gorbaçev döneminde yeni bir de-Stalinizasyon dalgası görüldü. Kruşçev zamanından farklı olarak bu defa de-Stalinizasyon toplumsal tabana dayanıyordu ve Komünist rejimi radikal biçimde mahkum ediyordu. Sovyet komünizminin erimesini 1991 sonunda Sovyetler Birliği’nin çöküşü izledi.
Ama Sovyetler’in çöküşünün yarattığı coşku uzun sürmedi ; kısa süre sonra -1990’lı yılların başında- zorluklar ve kargaşa egemen oldu. Ekonomik çöküş, yükselen suç oranı, artan eşitsizlik ve
Komünistler’in sert muhalefeti karşısında Yeltsin devlet düzeyinde de-Stalinizasyon’u devam ettirmedi. Stalin’in mezarı Kızıl Meydan’da (ve Lenin’in naaşı mozolede) kaldı. Sovyet Komünizmini yasal olarak kınama fırsatı suya düştü ; 1992 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi davasında mahkeme Sovyet rejiminin işlediği suçlarla ilgili bir karar veremedi.
Yeltsin’in ardılı Vladimir Putin siyasal kargaşayı sonlandırdı ve geleneksel Rus devlet modelinin Sovyet versiyonundan esinlenen bir rejim inşa etti : güvenlik güçlerine dayanan merkezi ve karşı çıkılmaz bir iktidar. Putin’in Sovyet-tarzı güçlü devlet ve güçsüz halk modelinden Stalin’e sembolik dönüş doğdu. Zaten Rusya’ya -Sovyet kılıfı altında- en güçlü dönemini Stalin yaşatmamış mıydı ?
Putin Rusyası’nın gülen yüzü olmakla görevlendirilmiş Dmitri Medvedev üçüncü de-Stalinizasyon dalgasını başlattı. 2009 sonunda Kremlin sitesine koyduğu tutkulu video blogda "Stalin'in suçlarını" kınadı. Sonraki yıl Medvedev’in İnsan Hakları ve Sivil Toplum Konseyi agresif bir de-Stalinizasyon programını ilan etti. Ne var ki çok geçmeden, Medvedev kürsüden hitap ettiği FSB memurlarına “öncüllerinin (KGB—ç.n.) geleneğini onurlu biçimde sürdüreceklerinden” emin olduğunu söyledi. Bu öncüller, Medvedev’in video bloğunda “Rusya tarihinin en büyük trajedilerinden biri” olarak tanımladığı kitlesel baskıları uygulayan kadrolardı.
FSB Sovyet köklerini ve mirasını hiç reddetmedi. Genel merkezi hala, bodrumunda çok sayıda Stalin kurbanının işkence gördüğü ve kurşuna dizildiği, Lubyanka’da bulunuyor. Rusya’nın resmi olmayan kayırmacılık sistemi içinde bu kurum benzersiz bir siyasal güce sahip. Putin iktidarı süresince üst düzey hükümet görevlerine ve karlı şirketlerin başına FSB mensuplarını atadı.
Putin Kremlin’deki görevine geri dönünce Medvedev's gönülsüz de-Stalinizasyonu da sona erdi. Bugüne kadar ne genelde Sovyet geçmişine ne de özelde Stalinciliğe ilişkin tutarlı bir resmi söylem var. Stalin’in kurbanları için anıt veya anma töreni de yok.
Resmi söylemde Stalin minimize edilirken kamusal tartışmalar yasaklanmadı. Stalin’in suçlarını arşiv taraması yoluyla dokümanlaştıran tanınmış STK Memorial faaliyetlerine devam edebildi. Stalin terörünü konu alan Aleksandr Soljenitsin'in “Gulag Takımadaları” kitabı ve diğer eserler kitapçılarda ve kütüphanelerde kolayca bulunuyor. Diğer yandan, “Stalin’in Zulmü” ile İlgili Yasak Gerçek veya Stalin’siz SSCB : Felakete Giden Yol gibi Stalin’i yücelten kitaplar büyük kitapçılarda satılıyor. En popüler kitapların toplam baskısı tutucu bir tahminle yüzbinin üzerine çıkmış durumda.
Zıt görüşlerin birarada varolması, toplumun bir kesiminin Stalin’i milyonlarca insanın ölümünden sorumlu tutulması gereken bir diktatör olarak görürken diğerlerinin Hitler karşısında savaş kazanmış bilge ve kudretli bir lider gibi algıladığını gösteriyor. Birçok Rus’un zihninde bu iki algı birarada bulunuyor. Ortak post-Sovyet akıla göre ulusal büyüklük ile şiddet ve kaba kuvvet içiçe geçmiş durumda.
Rus halkı için ulusun büyüklüğünün en önemli örneği, Sovyetler Birliği’nin Büyük Yurtseverlik Savaşı’nda kazandığı zafer. Komünist imparatorluğun çöküşünden sonra Rusya’nın yaşadığı statü kaybının acısını ancak 1945 yılındaki zaferi kazandıran adam sembolik de olsa hafifletiyor.
En büyük Ruslar sıralamasında Stalin’in bir numaraya yerleştirilmesi ortak Rus zihniyetinin yansıması olarak görülebilir ; yani adaletsizliğe, yolsuzluğa ve gücün kötüye kullanılmasına rağmen pasif bir sadakat. Tarihsel deneyim Rus halkına herşeye muktedir devlet karşısında güçsüz olduğunu ve yapılacak tek şeyin yöneticilerin isteklerine ve kaprislerine boyun eğmek olduğunu öğretti. Ruslar’ın % 80’i anketörlere “Rusya siyaseti üzerinde hiç etkisi olmadığımı” söylüyor.
Herşeye rağmen, post-komünist gelişmeler tamamen boşa gitmiş değil. Son yıllarda “Sovyet olmayan Ruslar” olarak tanımlanabilecek bir olgunun yükselişine tanık olundu. 2011 yılı sonunda Putin rejimine karşı Rusya’nın baş şehrinde patlak veren kitlesel protesto gösterilerine katılanlar işte bu genç Ruslar ve özellikle modern profesyonel beceriye sahip iyi eğitimli Moskovalılar idi. Bu genç Rus nüfus Carnegie araştırmasındaki “halkımız her zaman Stalin gibi istikrar getirecek bir lidere ihtiyaç duyacak” fikrine katılmıyor.
Rus toplumu giderek çeşitleniyor ve halkın devletle ilişkisi farklılıklar gösteriyor. Putin’in pederşahi modeli meşruluğunu “Stalinci” denebilecek semboller sisteminden alıyor : devletin yanılmazlığı, yurtseverliğin yöneticilere sadakat olarak anlaşılması, sadakatsizliğin suç sayılması. Bu semboller Sovyet-tarzı muhafazakar çoğunluk tarafından hala kabul görse bile, bir yandan da toplumu ayrıştırıyor.
Gerçek bir de-Stalinizasyon sürecinin işlemesi için geleneksel devlet konseptinin reddedilmesi temelinde Rus ulusal ruhunun yeniden keşfedilmesi, gizli polisin siyasal ve tarihsel dokunulmazlığının sona ermesi ve “biz halkız” anlayışının geliştirilmesi gerekiyor. Rusya’nın bunu ne zaman talep edeceğini veya hiç talep edip etmeyeceğini söylemek imkansız. Ama o gün gelene kadar Stalin ö
Kaynak:http://carnegieendowment.org/2013/03/01/stalin-lives/fnyv?reloadFlag=1
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net,19 Temmuz 2014
****
Stalin Lives
Maria Lipman, March 1, 2013
When Joseph Stalin died sixty years ago, Soviet citizens sensed that their lives had changed forever -- and they were right. During his nearly 30 year rule, Stalin transformed the USSR from the ground up and led it to victory in World War II. He also killed, imprisoned, or displaced tens of millions of his own compatriots; the full extent of his crimes will probably never be fully known. His successors ruled on an altogether more modest scale.
In October 2012, the Carnegie Endowment for International Peace commissioned a survey of perceptions of Stalin in Russia and three South Caucasus states: Armenia, Azerbaijan and Georgia. The results show with startling clarity that, for many, the Soviet tyrant lives on. Of the four post-communist states surveyed, only Azerbaijan (which seems to be more interested these days in emulating Dubai than dwelling on its Soviet past) appears to have set Stalin on a path toward irrelevance: 22 percent said they had no idea who he was. (Among the young this number reached almost forty percent.) In Georgia, by contrast, a shocking 45 percent of the respondents shared a positive view of Stalin -- presumably because he remains, as the most famous (and infamous) ethnic Georgian, a powerful nationalist symbol. In Armenia this number was 25 percent, in Azerbaijan it was 21.
Yet Russia is the place where, in many ways, the legacy of Stalinism runs deepest. In the Carnegie survey, conducted by Moscow's respected Levada Center, 42 percent of Russians named Stalin the public figure that has had the most influence on world history -- up from just 12 percent back in 1989, at the peak of Gorbachev's liberalization push. Meanwhile, the number of those who express a positive opinion of Stalin in the Carnegie survey reached 28 percent. To quote the Levada Center's Gudkov, these figures represent "an astonishing resurgence of Stalin's popularity in Russia" since the end of the USSR.
There is, however, something curious about this recognition: Traveling around Russia, one would never guess the Russian people believe Stalin is their greatest compatriot. Stalin statues or portraits are nowhere to be found, and there are no streets or cities named after him. For comparison the embalmed body of Lenin, Stalin's Bolshevik predecessor, is still on display in the mausoleum in Red Square. Lenin's name and monuments adorn every Russian city. Yet Lenin is slowly slipping into oblivion: During the same period of 1989 to 2012 his popularity dropped from 72 to 37 percent.
Stalin is a hidden hero, and this status is part of the inherently vague nature of Russia's post-communist statehood and national identity. Russia does not have a nationally recognized narrative of the origins of the new, post-Soviet Russian state and no consensual perception of its Communist past.
Russian Stalinist groups, Communists, war veterans and others have repeatedly come up with initiatives of paying tribute to Stalin, such as bringing back the name of Stalingrad to the Russian city (now known as Volgograd) where one of the major battles of WWII was fought. Most recently, a Duma deputy has talked about naming a street in Moscow Stalingradskaya (after the battle of Stalingrad). Neither of the two ideas has been fully implemented, but Stalinists can claim some successes in endowing their hero with physical presence. Buses adorned with Stalin's image have appeared in some Russian cities on Victory Day and other wartime anniversaries.
In Russia the official discourse on Stalin is evasive, and public perception of him is ambivalent and divisive. Almost half of Russians surveyed agree with the statement that "Stalin was a wise leader who brought power and prosperity to the Soviet Union." But over half in the same poll believe that Stalin's acts of repression constituted "a political crime that cannot be justified." And about two-thirds agree that "for all Stalin's mistakes and misdeeds, the most important thing is that under his leadership the Soviet people won the Great Patriotic War" (the name Russians give to World War II).
During the six decades since Stalin's death, the Soviet Union and then post-communist Russia have gone through two and a half phases of de-Stalinization -- but though his images are absent from the Russian physical space, Stalin's presence can be easily felt in the Russian political order and in state-society relations.
The first attempt to purge his legacy was launched in 1956 by Soviet leader Nikita Khrushchev, who exposed Stalin as the mastermind of mass repressions of innocent people. On Khrushchev's orders countless streets, factories, and cities that bore Stalin's name were renamed. Stalin's body was quietly removed from the mausoleum, but it still remained in Red Square -- right next to where Lenin rests. Khrushchev's de-Stalinization only went so far.
In 1964, Khrushchev was deposed in a bloodless coup d'état. The post-Khrushchev Soviet leadership, led by Leonid Brezhnev, quickly wrapped up his attempts to achieve a reckoning with Stalin. During the "creeping re-Stalinization" that followed, the condemnation of Stalin stopped, but he was not publicly exonerated. Instead his name was practically removed from official discourse.
A new wave of de-Stalinization was launched two decades later in the Gorbachev era. In contrast to Khrushchev's, this round of de-Stalinization engaged broad public constituencies and radically de-legitimized the Communist regime. By the end of 1991 the meltdown of Soviet Communism was followed by the collapse of the Soviet Union.
But the enthusiasm for dismantling the Soviet legacy was soon overshadowed by the hardship and turmoil of the early 90s. In the face of a collapsing economy, rising crime, growing inequality, and a tough Communist opposition, Russia's first president Boris Yeltsin did not follow through with de-Stalinization at a state level. Stalin's grave remained in Red Square (and Lenin's body stayed in his mausoleum). The one attempt to secure a legal condemnation of Soviet Communism fizzled; the 1992 trial of the Communist Party of the Soviet Union failed to reach a verdict on the crimes committed by the Soviet regime.
When Vladimir Putin emerged as Yeltsin's successor, he put an end to the political turmoil and built a regime inspired by the Soviet version of Russia's traditional model: centralized and uncontested state power drawing heavily on the domestic security forces. From Putin's Soviet-style emphasis on powerful state and powerless people stemmed a symbolic return of Stalin. It was under Stalin, after all, that Russia, in its Soviet guise, was at its most powerful.
Dmitry Medvedev, whose job was to put a softer face on Putin's Russia, embarked on a third wave of de-Stalinization. In late 2009, Medvedev posted a passionate video blog on the Kremlin's website in which he condemned "Stalin's crimes." The following year Medvedev's Council on Human Rights and Civil Society announced an ambitious program of de-Stalinization. Yet not too long after that, in an address to officers of the FSB (the successor of the KGB, the Soviet secret police), Medvedev expressed confidence that the current generation of FSB officers would "carry on the traditions of its predecessors with dignity" -- those same predecessors who carried out the mass repressions referred to in his video blog "as one of the greatest tragedies in the Russian history."
The FSB itself has never rejected its Soviet legacy. Its headquarters are still located in the Lubyanka, where so many of Stalin's victims were tortured and shot in the building's infamous basements. In the Russian informal system of patronage, the agency's political clout is unparalleled. Throughout his leadership, Putin has drawn on the FSB for many of his high-level government appointments and put members of the FSB in charge of lucrative business assets.
Medvedev's half-hearted de-Stalinization basically wound down as soon as his substitute presidency ended and Putin returned to the Kremlin. To this day there is no consistent official narrative of the Soviet past in general or Stalinism in particular. Nor is there a memorial to the victims of Stalin's rule.
While the official discourse reduces mentions of Stalin to a minimum, public discussions have merely been marginalized, not banned or suppressed. Memorial, a well-known nongovernmental organization that conducts archival research documenting Stalin's crimes, has been able to continue its commemorative work. Aleksandr Solzhenitsyn's Gulag Archipelago and other literature about Stalin's terror are easily available in bookstores and libraries. At the same time, books glorifying Stalin, with titles such as The Forbidden Truth about "Stalin's Repressions" or USSR Without Stalin: The Path to Catastrophe, are on sale in major bookstores. A conservative estimate of the total print run of the most popular titles amounts to over one hundred thousand copies.
This juxtaposition reflects controversial perception of Stalin as both a dictator to blame for the deaths of millions and a wise and powerful leader who won the war against Hitler. In the minds of many Russians, in fact, the two perceptions are not infrequently combined. In the collective post-Soviet psyche, national greatness is inseparable from violence and brutal force.
For the Russian people, their nation's greatness is best embodied by the Soviet Union's 1945 victory in the Great Patriotic War. In today's Russia, the man who led the nation to this victory, comes in handy as symbolic compensation for a nation suffering from Russia's loss of status in the period following the collapse of the Communist empire.
Stalin's ranking as the greatest Russian may be seen as an indirect reflection of a mentality that is common to many of today's Russians, who maintain passive loyalty to the nation despite the injustice, corruption, and egregious abuse of authority by state government officials. The historical experience has taught the Russian people that they are powerless against the omnipotent state and that their best strategy is to adapt to the will and whims of their rulers. About 80 percent of Russians tell pollsters that they have no "influence on political life in Russia."
The years of post-communist development have not been fully wasted, however. The past few years have witnessed the rise of what one might call "non-Soviet Russians". It was these younger Russians -- and particularly those better-educated Moscow residents with modern professional skills -- who joined the mass protests against Putin's regime that erupted in the Russian capital in late 2011. In the Carnegie survey these same younger Muscovites do not agree that "our people will always need a leader like Stalin, someone who will restore order."
Russian society is becoming more diverse, and people's relation to the state is a major line of division. The paternalistic model that Putin has established derives its legitimacy from a system of symbols that could be called "Stalinist": an infallible state, patriotism understood as loyalty to the ruling authorities, disloyalty regarded as a criminal act. These symbols may still be accepted by a conservative Soviet-style majority, but they have also become divisive.
A true de-Stalinization process will require no less than a reinvention of Russian nationhood based on a rejection of the traditional concept of the state, an end to the political and historical immunity of the secret police, and the emergence of a concept of "we, the people." It is impossible to say whether and when Russia will rise to this challenge. But until that happens, Stalin will not die.
Maria Lipman:Scholar in Residence,Society and Regions Program
Editor in Chief, Pro et Contra
Moscow Center
Bu haber toplam 4266 defa okundu.
Bircan Tuğ
Stalin Ruscada 'çelik adam' demekmiş. Adamın kendisine bulduğu isme bak.
1928 ve 1953 yılları arasında gulag adalarına toplam 30 milyonun üzerinde insan gönderdi bu çelik adam. Bu kamplarda kaç kişi öldü dersiniz? 20 milyon. İşte buydu Stalin.
Daha fazla bilgi için Soljenitsin'in Gulag Takım Adaları adlı kitabını alıp okuyun.
'stalin yaşıyor' başlığını görünce tüylerim dike diken oldu. ACABA MI? diye.