Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ukrayna Seçenekleri : Geleneksel Uzlaşı, İkinci Yalta veya İki Deniz Arasında Çatışma
26 Eylül 2014 Cuma Saat 00:02

Alexei Fenenko, 4 Eylül 2014

Minsk’teki zirvede ateşkes üzerinde anlaşılamadı ama Ukrayna’nın çatışmayı bitirecek bir antlaşmanın şartlarını görüşmeye açık olduğu belli oldu. Ukrayna’nın güneydoğusundaki öz-savunma güçlerinin başlattığı saldırı Kiev’in müzakere isteğini artırabilir. Taraflar uzlaşma üzerinde çalışıyorlar ; zaten eski Sovyet coğrafyasındaki tüm silahlı çatışmalar böyle sona ermişti.

Ne var ki, umut veren bu işaretlere rağmen Rusya-NATO gerilimi tırmanmaya devam ediyor. NATO Galler zirvesine Devlet Başkanı Vladimir Putin’i çağırmadı. Onun yerine Ukraynalı mevkidaşını davet etti. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen “Rusya’nın saldırganlığına” karşı koymak için ittifakın bir strateji oluşturacağını açıkladı. Bu strateji çerçevesinde NATO askeri varlığı Doğu Avrupalı üye ülkelere konuşlandırılacak. Obama yönetimi Moskova’nın Ukrayna’daki çatışmaya yönelik olarak attığı her adıma karşı çıkıyor ve Rusya’yı 1987 tarihli INF Antlaşmasını (Orta Menzilli Nükleer Silahları Sınırlandırma Antlaşması—ç.n.) ihlal etmekle suçluyor. Aslında 1997 tarihli Rusya-NATO Kurucu Senedi tehlike altında.

Yaz ayları boyunca Rus hariciyesi Rusya, Almanya ve Fransa’nın katılımıyla bir temas grubu oluşturmaya çalıştılar. Paris ve Berlin arabulucu rolü oynayarak Kremlin ve Beyaz Saray’ın kabul edeceği bir çözüm bulacaktı. Bu akla yatkın bir stratejiydi. Fransız ve Alman diplomatlar son 20 yılda çatışmaların çoğunda Moskova ve Washington arasında uzlaşma sağlamayı başarmışlardı (Bosna’dan 2008 yılındaki kısa Rusya-Gürcistan Savaşı’na). Uzlaşmanın koşulları her zaman Amerika’nın pozisyonuna daha yakın olsa bile, iki taraf da nihai antlaşmayı kabul etmişti.

Rusya-NATO ilişkisi için Fransız-Alman arabuluculuğu en iyi senaryo olsa bile mümkün görünmüyor. Angela Merkel’in kabinesi Washington’a daha yakın duruyor. Hollande’ın hükümeti daha esnek bir çizgide olsa bile meselelerin çoğunda Kiev’in yanında yer alıyor. Ukrayna krizi şu tatsız gerçeği teyit etti : ABD ve kıta Avrupası yakın ortaklar. Fransız-Alman arabuluculuğu haricinde,Batı ülkeleri Rusya’ya düşman olmasa dost da değil. Batı’nın çelişkilerinden yararlanma çabaları şu ana kadar sonuç vermedi.

İkinci Yalta kabul edilebilir bir seçenek olsa bile mükemmel çözüm değil. Bu tez ilk defa 2011 yılında Amerikalı dış politika yorumcuları tarafından gündeme getirildi. Buna göre post-Sovyet coğrafya üzerine yeni kurallar koymak için uluslararası bir konferans düzenlemek gerekiyordu ; tıpkı ilk Yalta Konferansı’nın 1945 yılında Avrupa’yı nüfuz alanlarına ayırdığı gibi. Başkan Yardımcısı Joe Biden o zaman bu öneriyi reddetti. Ama İkinci Yalta seçeneği iki durumda yeniden gündeme gelebilir ; birincisisavaş Ukrayna’nın diğer bölgelerine (mesela Harkov veya Zaporijye) sıçrarsa, ikincisi Rusya ile gaz anlaşmazlığıveya Ukrayna’nın toplumsal altyapısının tahrip olması devleti çökme noktasına taşırsa.

ABD ve Almanya Ukrayna’nın bölünmesini istemiyor ; sınırlar değişmezse Sovyetler Birliği’nin canlanması imkansız. Ne var ki Ukrayna’da serbest bırakılan yıkıcı güçler sonunda İkinci Yalta’yı dayatabilir. AB için en acil konular Ukrayna’nın nükleer ve kimyasal altyapısı, gaz transit sistemi ve bu ülke toprakları üzerinde doğabilecek devlete benzer antiteler. Dolayısıyla Rusya ve NATO’nun birlikte Ukrayna’nın geleceği üzerine karar vermeleri imkansız değil.

Ukrayna için düzenlenecek uluslararası bir konferans -Transdinyester ve Dağlık Karabağ’da olduğu gibi- silahlı çatışmaları dondurabilir. Ama Rusya’nın Amerika veya AB ile ilişkilerinin düzelmesini sağlamaz. Ukrayna’nın Balkanlaşması kaçınılmaz olursa NATO nüfuz alanını doğuya doğru olabildiğince uzatmaya çalışacak. Böylece son 20 yılda Moskova’ya ciddi kazanımlar sağlamış Rus-Alman ortaklığı sone erecek. Berlin anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmış, Rusya ile Amerika arasındaki gerilimleri azaltmış ve Rusya’ya Batılı diplomatik camia içinde manevra alanı açmıştı.

Uzmanlar Rusya ve NATO arasındaki mesafeyi Soğuk Savaşla karşılaştırıyorlar. Ama bu çok doğru değil. SSCB ile ABD arasında Avrupa’da 1962 yılından beri toprak anlaşmazlığı olmadı ; iki süper gücün rekabeti Üçüncü Dünya ile sınırlıydı. NATO’nun doğuya doğru genişlemesi Baltık Deniziyle Karadeniz arasında İntermarium (iki deniz arası) olarak bilinen çatışma sahasını yeniden yarattı. Finlandiya’dan Gürcistan ve Azerbaycan’a kadar uzanan bu geniş coğrafyada Rus-Amerikan rekabeti yaşanıyor.

Ukrayna’daki çatışmayı tetikleyen AB Doğu Ortaklığı Programı İntermarium’un da yeniden paylaşılmasına yol açacak. Gümrük Birliği ülkeleri “tanınmamış” veya “kısmen tanınmış” devletlerin (Transdinyester, Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ ve şimdi Novorusya) statülerine çözüm getirmek için AB ile birlikte sınırları yeniden çizecekler. Hem Rusya’nın hem NATO’nun İntermarium’da askeri altyapıları olduğu için Baltık Deniziyle Karadeniz arasında sınırların barışçıl biçimde belirlenmesi zor görünüyor.

Doğu Ortaklığı Programı Mayıs 2009’da uygulanmaya başladığında Rus uzmanlar Ukrayna’daki çatışmayı öngörmüşler, ancak AB ülkeleri konunun üzerini kapatmışlardı. İntermarium’da yapılacak değişikliklere ilişkin geliştirilecek Rusya-NATO diyaloğunun önünde bugün çok sayıda engel var. Asıl soru diyaloğun öngörülebilir gelecekte mümkün olup olmayacağı ?

 

Alexei Fenenko : Araştırmacı, Uluslararası Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü, Rusya Bilimler Akademisi

 

Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel

Cherkessia.net, 25 Eylül 2014

 

****

 

 

Options in Ukraine: Traditional Compromise, a Second Yalta or Conflict in Intermarium

Alexei Fenenko, 04/09/2014

The summit of Ukraine, the Customs Union and the EU in Minsk did not produce a ceasefire agreement for Donbass, but it made clear that Ukraine is interested in discussing the terms of a deal to end the conflict. The offensive launched by self-defense forces in southeast Ukraine may give Kiev additional incentive to negotiate. The sides seem to be working toward a compromise, which is how all other armed conflicts in the post-Soviet space have ended.

However, against the backdrop of these encouraging signs, Russia-NATO tensions continue to grow. NATO has not invited President Vladimir Putin to its summit in Wales, instead inviting his Ukrainian counterpart. NATO Secretary-General Anders Fogh Rasmussen announced NATO’s intention to draft a strategy to counter “Russian aggression,” which provides, in part, for the deployment of NATO military assets in Eastern European member countries. The Obama administration is scathingly critical of any step Moscow takes to address the conflict in Ukraine, and accuses Russia of violating the 1987 INF Treaty. In fact, it is the 1997 Russia-NATO Founding Act that is endangered.

Over the summer Russian diplomats worked to put together a contact group on Ukraine involving Russia, Germany and France. Paris and Berlin were supposed to mediate between the Kremlin and the White House and propose a mutually acceptable solution to the Ukrainian crisis. This was a logical strategy. French and German diplomats have brokered compromises between Moscow and Washington in most conflicts over the past 20 years (from Bosnia to the 2008 short war between Russia and Georgia). Although the terms of the compromise have always been closer to the US than the Russian position, the final agreement was acceptable to all sides.

While Franco-German mediation is the best possible scenario for Russia-NATO relations, it is unlikely. The hard line of Angela Merkel’s cabinet makes it clear that on key issues Berlin will support Washington over Moscow. The Hollande cabinet has a more flexible policy but sides with Kiev on major issues. The Ukrainian crisis has confirmed the unpleasant fact that the United States and mainland Europe remain close partners. Absent Franco-German mediation, the West has become uniformly unfriendly (though not hostile) to Russia. Attempts to exploit Western divisions have failed so far.

A Second Yalta would be an acceptable but not ideal option. First debated by US foreign policy commentators in 2011, the idea is to hold an international conference to write new rules of the game in the post-Soviet space, just as the original Yalta Conference divided Europe into spheres of influence in 1945. US Vice President Joe Biden rejected the idea at that time, but it may become more likely in two cases – if the war spreads to other parts of Ukraine, for instance the Kharkov or Zaporozhiye regions, or if a gas dispute with Russia or the deterioration of Ukraine’s social infrastructure triggers the collapse of the state.

The United States and Germany are not interested in partitioning Ukraine, which in its current borders guarantees the USSR will not return in any form. However, the destructive forces set loose in Ukraine may force them to accept a Second Yalta in the end. The issues that are the highest priority for the EU are Ukraine’s nuclear and chemical infrastructure, gas transit system, and the potential of quasi-state entities to appear on its territory. Therefore, it is not impossible that Russia and NATO will decide Ukraine’s destiny together.

An international conference on Ukraine could hypothetically freeze the armed conflict, as in Transnistria and Nagorny Karabakh, but this wouldn’t improve Russia’s relations with America or the EU. If Ukraine’s balkanization becomes inevitable, NATO countries will try to push their sphere of influence in Ukraine as far east as possible, putting an end to the Russian-German partnership that brought Moscow considerable dividends оver the past 20 years. Berlin has acted as a mediator in disputes, reduced tensions between Russia and America, and helped Russia maneuver within the Western diplomatic community.

Experts often compare the escalating standoff between Russia and NATO to the Cold War, which is not quite right. There were no territorial disputes between the USSR and the United States in the Europe since 1962; their rivalry was confined largely to the Third World. Now, NATO’s eastward expansion has recreated the conflict zone known as the Intermarium between the Baltic and Black seas in the form of Russian-US competition for influence across this vast swath of countries from Finland to Georgia and Azerbaijan.

The EU Eastern Partnership Program triggered the conflict in Ukraine and will ultimately lead to the repartition of the Intermarium. The Customs Union countries will have to redraw borders with EU partners in order to resolve the status of “unrecognized” or “partially recognized” states: Transnistria, Abkhazia, South Ossetia, Nagorny Karabakh and recently Novorossiya. Meanwhile, both Russia and NATO have military infrastructure in the Intermarium, and so it is hard to say whether they will be able to peacefully revise the borders between the Baltic and Black seas.

Russian experts predicted the current conflict in Ukraine as soon as the Eastern Partnership was launched in May 2009, but EU countries studiously avoided any discussion of this issue. Today there are too many obstacles standing in the way of a realistic Russia-NATO dialogue on changes in the Intermarium. The question is whether dialogue will be possible in the foreseeable future.

 

Alexei Fenenko is leading research fellow, Institute of International Security Studies of RAS, Russian Academy of Sciences.

 


Bu haber toplam 2638 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net