Karakter boyutu :
Batı’nın Doğu Avrupa’da Tekrarladığı Hatalar

02 Ekim 2014 Perşembe Saat 12:52

Judy Dempsey, 5 Eylül 2014
Dayanışma hareketi 1980 yılında doğduğunda,Polonyalılar’ın 1945 sonrası düzene ve kıtayı bölen Demir Perde’ye meydan okuması düşüncesi bazı Batılı ülkeleri ve işçi sendikaları ürpertti.
O zaman Soğuk Savaş’ı istikrar getirdiği duygusu hakimdi. Sovyet tanklarının 1956’da Macar Ayaklanmasını veya 1968’de Prag Baharı’nı ezdiği unutulmuştu. Doğu ve Orta Avrupa’da muhaliflerin susturulduğu da hatırlanmıyordu. Batı’nın Soğuk Savaş statükosunu kabullenişi (bu körü körüne sol partiler tarafından destekleniyordu) Demir Perde’nin arkasında özgürlük ve demokrasi isteyenleri durdurmayacaktı.
Bugün Avrupa Birliği’nin doğusundaki ve Rusya’nın batısındaki ülkelerde benzer bir şey yaşanıyor. Ocak 2004’de Kiev’in Bağımsızlık Meydanı’ndaki Euro Meydan protesto hareketi Rusya’nın gündemi belirlediği bir Soğuk Savaş sonrası statükonun kabul edilmeyeceğini gösterdi. Halk kendi siyasal yolunu tercih etmek istedi.
Tarih tekerrür ediyor. Bu defa NATO Avrupa’nın doğusundaki ülkelere yardıma hazır değil, AB ise zayıf ; ayrıca Ukrayna’nın doğusunun işgali ve Kırım’ın ilhakı konularında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin karşısında takınacağı tavırla ilgili bir karar veremeyecek kadar bölünmüş durumda.
4 Eylül’de Galler’de düzenlenen NATO zirvesinde Genel Sekreter Anders Fogh Rasmussen, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko ile katıldığı basın toplantıda ittifakın Kiev’e yardımının en iyi çözüm olduğunu göstermeye çalıştı. NATO Ukrayna’nın bir gün ittifaka katılması fikrini düşünmek bile istemediği için Rasmussen ve doğal olarak Poroşenkoüyelik kelimesini ağızlarına bile almadılar.
Genel Sekreter “NATO ile gelecekteki ilişkisine Ukrayna halkı karar verecek” açıklamasını yaptı – sanki Putin buna izin verecekmiş gibi.
Rasmussen NATO’nun Ukrayna’ya kendi savunmasını iyileştirmek için destek sözü verdiğini söylemedi. Sadece “Desteğimiz somut…Ukrayna NATO’nun yanında oldu. Zor zamanlarda da NATO Ukrayna’nın yanında yer alıyor” dedi.
Rasmussen müttefiklerin Ukrayna için “kapsamlı ve titiz bir paket” hazırladığını açıkladı. NATO desteği dört alana odaklanacaktı : yaralı askerlerin tedavi edilmesi ; siber savunma ; lojistik ; kumanda, kontrol ve iletişim. Rasmussen şunu ekledi : “Müttefikler ayrıca Ukrayna’ya NATO aracılığıyla 15 milyon Euro [19 milyon dolar] tutarında yardımda bulunacaklar”. NATO silah temin etmeyecekti ama bu karar münferit olarak ülkeleri bağlamayacaktı.
En önemlisi, Genel Sekreter demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanmış bağımsız, egemen ve istikrarlı bir Ukrayna’nın Avro-Atlantik güvenliği için büyük önem taşıdığını ifade etti. “Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme konusunda görüş birliği içindeyiz” dedi.
Oysa Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü konularında Batı’nın birliği söylemden öteye geçmiyor. Batılı ülkeler -Kırım bir yana- Ukrayna’nın doğusundaki topraklarını geri alma konusunda bile Kiev’e verdikleri desek sözünü eyleme geçirme niyetinde değiller.
AB’ye gelince, Brüksel Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulamaya hazır. Ama başta Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti olmak üzere bazı ülkeler tereddüt içindeler. 25 yıl öncesine kadar bu ülkeler Sovyet boyunduruğu altında olmasına rağmen durum böyle.
NATO ve AB’nin aldığı önlemler yetersiz, çünkü oyunu Putin’in Doğu Avrupa’da koyduğu yeni kurallarla oynuyorlar. Putin’e –en azından şimdilik- geri adım attıramadıkları için Batılı ülkeler,Komünizm döneminde Doğu Avrupa’da sivil toplum başkaldırdığı zaman yaptıkları hataları tekrar ediyorlar.
Batı, Rusya ile AB arasındaki ülkelerden koruma şeridi oluşmasına izin veriyor. Ama Putin ve Avrupalı liderler bu tampon bölgenin yeni ve istikrarlı bir “post-post-Soğuk Savaş” statükosu temsil edeceğine inanıyorlarsa ciddi biçimde yanılıyorlar.
Belarus’tan Ermenistan’a kadar bu ülkelerde sivil toplum temelli olarak yeni sınırların belirlenmesine razı olmayacak. Polonyalıların 1980 yılında ülkelerindeki Komünist rejime meydan okuduğu gibi aynı şey Avrupa’nın doğusunda yaşanacak.
Bu Ukrayna’da yaşandı bile. Ukrayna’nın doğusundaki savaşa ve ülkedeki oligarkların devam eden nüfuzuna rağmen Euro Meydan destekçileri devrimin başarısız olmasına izin vermeyecekler. AB ve NATO’nun kendilerini kurtarmak için yardıma koşacağına inanacak kadar saf değiller. Kendi siyasal yollarını seçmek için tüm zorluklara rağmen özgürlükleri adına mücadeleye devam edecekler.
Ukrayna da bunun istisnası değil. Sivil toplum diğer Doğu Avrupa ülkelerinde er geç yeşerecek. O gün geldiğinde Batı’nın manevi, siyasal ve mali açılardan sürdürülebilir yardımda bulunması gerekecek. Tıpkı Demokrasiye Ulusal Destek adlı Amerikan vakfının Dayanışma örgütüne ve Polonya yeraltı hareketlerine yardımı gibi.
Demokrasiye Avrupa Desteği adlı vakfın da başta medya olmak üzere sivil toplum hareketlerini güçlendirmek için AB hükümetlerinden daha fazla mali kaynak ve destek almaya ihtiyacı var. AB Erasmus programının Doğu Avrupa’ya yardımcı olabilmesi için radikal biçimde revize edilmesi lazım. Moldova gibi hükümetler AB’ye gerçekten yakın olmak istiyorlarsa siyasal ve ekonomik reform yapıyormuş gibi davranıp yolsuzluğa her seviyede göz yummamaları gerekiyor.
Söz konusu önlemler devasa ve sansasyonel adımlar değil. Azar azar artıyorlar. Aynı zamanda Avrupa değerlerini yansıtıyorlar. Ukrayna’da söz konusu olan bu ; reel politika yanlıları karşı çıksa bile.
Judy Dempsey: Kıdemli Ortak,Carnegie Europe,Baş Editör, Strategic Europe
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net, 02 Ekim 2014
****
The West’s Repeated Mistakes Over Eastern Europe
Judy Dempsey, September 5, 2014
When Poland’s Solidarity trade union movement was founded in 1980, several Western countries and labor unions shuddered at the idea of those upstart Poles daring to challenge the post-1945 settlement and the Iron Curtain that divided Europe.
The feeling at the time was that the Cold War had brought about stability. Forget the fact that Soviet tanks had crushed the Hungarian Uprising of 1956 or the Prague Spring of 1968. And forget the silencing of dissidents across Eastern and Central Europe. But the West’s acceptance of the Cold War status quo—often blindly supported by left-wing parties—was not going to stop those behind the Iron Curtain who wanted freedom and democracy.
Something very similar is happening now in the countries east of the European Union and west of Russia. As the people of Ukraine’s Euromaidan protest movement showed in January 2014 on Kiev’s Independence Square, they were not going to accept a post–Cold War status quo in which Russia sets the agenda. They wanted to choose their own political path.
It seems that history is repeating itself. This time round, NATO is not prepared to help the countries in Europe’s East, while the EU is divided and weak over how to deal with Russian President Vladimir Putin’s invasion of eastern Ukraine and illegal annexation of Crimea in March.
During a press conference with Ukrainian President Petro Poroshenko on September 4 at the NATO summit in Wales, the alliance’s Secretary General Anders Fogh Rasmussen tried to put the best spin on NATO help to Ukraine. Since NATO is not prepared even to consider the idea of Ukraine one day becoming a member of the organization, Rasmussen—and indeed Poroshenko—didn’t mention the “m-word.”
“It is for the Ukrainian people to decide . . . [their] future relationship with NATO,” the secretary general said—as if Putin will allow that to happen.
Rasmussen did say that NATO allies had pledged to provide support to help Ukraine improve its own security. “Our support is concrete and tangible. . . . Ukraine has stood by NATO. Now in these difficult times, NATO stands by Ukraine.”
Rasmussen explained how the allies had established “a comprehensive and tailored package of measures” to help Ukraine. The focus of NATO support would be on four areas: rehabilitation for injured troops, cyberdefense, logistics, and command and control and communications. “And allies will assist Ukraine with around €15 million [$19 million] through NATO,” Rasmussen added. NATO would not be supplying weapons. But that won’t stop individual countries from doing so.
Above all, the NATO chief insisted that an independent, sovereign, and stable Ukraine firmly committed to democracy and the rule of law was key to Euro-Atlantic security. “We stand united in our support of Ukraine’s sovereignty and territorial integrity,” he said.
Actually, the West is only rhetorically united over Ukraine’s sovereignty and territorial integrity. Western nations have no real intentions of matching that statement with deeds to allow Ukraine to regain territory in eastern Ukraine that has been taken over by rebels backed by Russian troops and tanks—let alone Crimea.
As for the EU, it is prepared to impose more sanctions on Russia—but with many misgivings and criticisms from several member states, especially Hungary, Slovakia, and the Czech Republic. That is despite the fact that until twenty-five years ago, these countries were under the Soviet yoke.
The measures undertaken by NATO and the EU are insufficient because they perpetuate the new rules of the game that Putin is writing across Eastern Europe. And because the West’s responses give him no reason to desist, at least for the moment, Western countries are repeating the mistakes they made when Eastern European civil society reared its head during the Communist era. The West is not prepared to stand up to Putin’s Russia.
Instead, willy-nilly, the West is allowing a new cordon sanitaire of countries to take hold between Russia and the EU. But if Putin and European leaders believe that this buffer zone is going to represent a new, stable “post-post–Cold War” status quo, they are seriously mistaken.
The reason is that civil society across these countries, from Belarus to Armenia, will not accept these new demarcation lines on a permanent basis. Just as Poles challenged their country’s Communist regime in 1980, the same will happen across the states in Europe’s East.
That has already happened in Ukraine. And despite the war in eastern Ukraine and the continuing influence of the country’s oligarchs, the supporters of the Euromaidan are not prepared to let this revolution fail. They are not naive enough to believe that the EU and NATO will come to their rescue. Instead, against all the odds, they will continue to struggle for their freedom to choose their own political path.
Ukraine is not an exception. Sooner or later, civil society will blossom in other Eastern European countries. When it does, that resurgence will require immense and sustained moral, political, and financial support from the West, just as the U.S. National Endowment for Democracy extended its backing to Solidarity and Polish underground movements.
Europe’s own European Endowment for Democracy needs far more funding and support from EU governments to foster civil society movements, particularly the media. And the EU’s Erasmus higher education program needs a radical overhaul to reach out to Eastern Europeans. As for political and economic reforms, if governments such as Moldova’s really want to move closer to the EU, then paying lip service to reform while perpetuating corruption at all levels does nothing for their cause.
These measures are not huge, sensational steps. They are incremental. They also reflect Europe’s values. That is what is really at stake in Ukraine—even though realpolitikers would beg to differ.
Judy Dempsey:Nonresident Senior Associate, Carnegie Europe
Editor in chief
Strategic Europe
Bu haber toplam 2385 defa okundu.
Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.