Karakter boyutu :
Dmitri Trenin:Dünyanın Geleceği Çift Kutuplu Jeoekonomi mi ?

30 Ekim 2014 Perşembe Saat 14:23

Dmitri Trenin, 28 Ekim 2014
Geçen hafta Pekin’de düzenlenen bir etkinlikte tanınmış bir Çinli akademisyen, Pekin’in dış politika doktrinin merkezinde yer alan çok kutuplu dünya perspektifinin gerçekçi olmadığını dile getirdi. Çünkü ne şimdi ne de yakın gelecekte çoğul kutuplar yok. Akademisyene göre aslında sadece iki kutup var : Amerika ve Çin. Diğer ülkeler bu iki kutup arasında seçim yapacaklar. Dinleyicilerin çoğu bu sözleri onayladı. Hatta bazılarına göre Çin liderliğinin düşünceleri devletin resmi doktrininden çok profesörün görüşlerine yakın.
Son dokuz ay içindeki siyasal gelişmeler dünyada çift kutupluluğun güçlendiğini teyit etti. Ukrayna krizi Rusya’nın Geniş Avrupa inşa etme veya Japonya ile stratejik ortaklık kurma umutlarını bitirdi. Avrupa Birliği Rusya ile ekonomik ilişkilerini sınırlamak zorunda kaldı. Japonya Başbakanı Şinzo Abe Moskova ile stratejik bağ kurma fikrinden vazgeçmeye mecbur oldu. Rusya’ya karşı çıkan Avrupa ve Japonya, Soğuk Savaş sonrasında hiç olmadığı kadar, Amerika ile yakınlaştılar. Rusya Batı’nın yaptırımları karşısında Çin ile ilişkilerini yoğunlaştırmaya ve genişletmeye mecbur kaldı. Çinli akademisyenin ifadesiyle başka seçeneği yoktu.

Dmitri Trenin:Carnegie Moscow Center Direktörü
Temel jeoekonomik trendler de aynı yönü işaret ediyor. Konstantin Simonov’un Vedomosti gazetesindeki 21 Ekim tarihli köşe yazısında belirttiği gibi ucuz enerji ve Asya’da artan işçi ücretleri sayesinde Amerika yeniden sanayileşiyor. Böylece Kanada’dan Şili’ye uzanan ve merkezinde ABD’nin olduğu pan-Amerikan ekonomik alanı doğuyor. Avrupa, Japonya ve Avustralya Transatlantik ve Transpasifik ortaklıklar yoluyla Amerika ile bağ kuruyorlar. Buna karşılık Çin iç tüketimini artırıyor ve Asya’daki komşu ülkelerle bağlarını güçlendiriyor.
Devlet Başkanı Xi Jingpin'in 2013 yılında açıklanan inisiyatifleri, yani Asya kıtası üzerindeki İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve Deniz Üzerinden İpek Yolu, Çin’in jeoekonomik yayılmasının iki ana mihverini gösteriyor. Pekin Orta ve Güneydoğu Asya’yı ticaret ve yatırım için esas alanlar olarak görüyor. Sırada Güney Asya ve Avrasya var. Bu planlar uygulanırsa –kibarca Geniş Asya olarak adlandırılabilecek- geleceğin ekonomik Çin sahası (Sinosphere) Körfez, Karadeniz, Baltıklara kadar uzanabilir ve Hindistan, Endonezya, İran, Pakistan, Rusya’yı içine alabilir.
Bölgeselleşme küreselleşmenin geleceği veya yeni aşaması olabilir. Bu senaryoya göre süper-bölgeler arasındaki rekabet, küresel jeoekonominin ve jeopolitiğin özünü teşkil edecek. Küreselleşmenin erken aşamalarının tersine esas oyuncuların normları ve ilkeleri, değerleri ve fikirleri rekabet edecek. Bu yarışmanın mutlaka barışçıl olacağı düşünülmemeli. Tek başına jeoekonomi yeni ve istikrarlı bir dünya düzeni kurmayacak. Son dokuz ayın gösterdiği gibi jeopolitik henüz tarih olmadı ; gözden uzak tutulduğu bir anda sürece dahil olabilir. Çok sayıda eşit kutuptan oluşmuş bir dünya ufukta görünmüyor. Ancak Çin-Amerikan çift kutupluluğuna da fazla güvenmeyin. Karmaşa getirecek ; ama çok daha renkli ve ilginç olacağı kesin.
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net , 30 Ekim 2014
*****
The World’s Future : Bipolar Geoeconomics ?
Dmitri Trenin , October 28, 2014
At an event in Beijing last week, a leading Chinese academic said that the vision of a multipolar world so central to Beijing's foreign policy doctrine was in fact unrealistic—for the lack, now and in the foreseeable future, of multiple poles. In fact, he said, there were only two poles available: the United States and China. All other countries would need to decide with which they want or have to align. Many in the audience nodded and some even suggested that the Chinese leadership's thinking was much closer to that of the professor than to its own formal doctrine.
Political developments of the past nine months seem to have produced a lot of fresh evidence in support of the growing global bipolarity. The Ukraine crisis has put an end to Russia's hopes of building a Greater Europe or of a strategic partnership with Japan. The European Union has had to reduce and restrict its economic ties with Russia, and Prime Minister Shinzo Abe of Japan has had to abandon his idea of forging a strategic connection to Moscow. In their opposition to Russia's policies, both Europe and Japan are now more closely tied to the United States than ever before since the end of the Cold War. Faced with the Western sanctions, Russia, for its part, has had to intensify and expand its relations with China. As the Beijing academic put it, it simply has no other choice.
Several fundamental geoeconomic trends point in the same direction. As Konstantin Simonov put it in his October 21 column in Vedomosti newspaper, the re-industrialization of the United States powered by cheap energy and helped by raising labor costs in Asia leads to the emergence of a pan-American economic space, from Canada to Chile, with the United States at its center. Europe, Japan and Australia are already aligning themselves with the U.S. through Transatlantic and Transpacific partnerships. In response, China is already working on expanding its own domestic consumption and consolidating its ties with neighboring countries in Asia.
President Xi Jingpin's initiatives, announced in 2013, about the Silk Road Economic Belt in continental Asia and the Maritime Silk Road point to the two main axes of China's geoeconomic expansion. Beijing eyes Central and South-East Asia as prime areas for boosting trade and investment. South Asia and Eurasia are next. If these plans are implemented, the future economic Sinosphere, which might be more politely called Greater Asia, may extend all the way to the Gulf, the Black Sea and the Baltics, and embrace countries such as India, Indonesia, Iran, Pakistan, and Russia.
Regionalization may indeed be the future or at least the new stage of globalization. Competition among the super-regions, in this scenario, will become the essence of global geoeconomics and geopolitics. Unlike in the early stages of globalization, the main players' norms and principles, the values and ideas will be actively contested. It is not a given that this contest will always be peaceful. Geoeconomics, by itself, will not just build a new and stable world order. Again, as the developments of the past nine months have shown, geopolitics is not far behind, and can throw a wrench into the process, particularly when it is ignored. A world of roughly equal multiple poles is not in the offing. But do not bank on a Sino-American bi-hegemony, either. It is going to be messier, but also more diverse and more interesting than that.
Dmitri Trenin: Director, Carnegie Moscow Center
Bu haber toplam 2697 defa okundu.
Yurdakul Recep
Naçizane biz de fikrimizi belirtelim.
Çinli akademisyenin görüyüne katılamadığımızı belirtmekle başlayalım. Siyasi Litaratürde KUTUP= Cazibe Merkezi/ Doğal Çekim gücü/ Siyasi yön verme anlamında kullanılır. ÇİN SOSYAL FAŞİST DEVLETİ bunların hiç birine sahip olmadığı da ortadadır. Kasıt "EKONOMİK" büyüklük ise ÇİN BU ANLAMDA KAĞITTAN KAPLANDIR! Halkının alın terini BATI SERMAYESİNE peşkeş çekmekten, onlar adına halkı sosyal faşist yöntemlerle baskı altında tutmaktan ibaret olan bir yönetim mutlaka ama mutlaka çatlayacaktır. ,
Bunu ne ordusu, ne de sözde "KOMÜNİST PARTİSİ" önleyemez. Belki yarın belki yarından da yakın!