Karakter boyutu :
Akio Kawato: Çin Barışı, Çin ve Yeni Rusya

19 Kasım 2014 Çarşamba Saat 15:13

Akio Kawato, 14 Kasım 2014
Çin lideri Xi Jinping iktidarını tahkim ediyor. Pekin’de yapılan APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) Zirvesi kadim zamanlarda yabancı kralların saygılarını sunmak ve kudretli Çin imparatorunun gözüne girmek için çağrıldıkları geçit alaylarına benzedi.
Xi Jinping Rusya kralı Vladimir Putin’e Çin’in bir gün Altay üzerinden doğal gaz ithal edeceğine dair belirsiz bir söz verdi ; Japonya kralı Şinzo Abe’nin Xi Jinping’in huzuruna çıkması Japonya ve Çin arasındaki tehlikeli gerilimin sona erebileceği biçiminde yorumlandı ; Amerika kralı Barak Obama’ya Çin’in dünyayı –şimdilik- tek başına yönetmeyeceği sözü verildi.
Çin’in durumu sağlam ; Rusya Batı’dan soyutlanmış durumda, Kuzey ve Güney Kore Çin tarafından büyülenmiş haldeler, Japonya ve Amerika pasifleştirildiler, Güneydoğu ve Orta Asya Çin’in ekonomik ve siyasal etkisi altındalar, Hindistan ise Modi’nin ekonomi politikalarına ilişkin öngörülere rağmen herhalde sanıldığı kadar hızlı büyümeyecek.

Eski Japon diplomat ve blogcu.
Çin Ortadoğu’da etkili, özellikle de İran’da. Avrupa’da AB eski ekonomik ve kültürel çekiciliğini yitirmiş durumda. Hiçbir ülke birliğin iç bütünlüğünü korumak için mücadele etmiyor. Bazı uzmanlar AB’nin Sovyetler Birliği’ne benzer biçimde dağılacağını veya yeni bir “Berlin-Moskova-Pekin” mihveri oluşacağını söylüyorlar. Eskiden AB üyeliği için can atan ülkeler şimdi kolay para kazanmak için başka yerlere bakıyorlar.
Çin uluslar arası işlemlerde Renminbi (Çin para birimi—ç.n.) kullanımını yaygınlaştırıyor. Uluslar arası Para Fonu (IMF) ve Uluslar arası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası’nı ikame etmek ister gibi değişik bölgelerde “Uluslar arası Kalkınma Bankasını” ve “Kalkınma Fonunu” devreye sokuyor. Çin Barışı (Pax Sinica) yaşıyoruz. Çin yörüngesi içindeki ülkelere kendisine sadık kalmaları koşuluyla güvenlik garantisi verecek ve ticarette imtiyaz tanıyacak. Tıpkı kadim zamanlarda olduğu gibi.
Ne var ki kadim Çin hanedanları sonsuza kadar yaşamadılar. Zaaflarına bakarak çağdaş Çin için de aynı şey söylenebilir. Birincisi, ekonomisi göründüğü kadar sağlam değil. Çin dış sermayeye ve teknolojiye bağımlı kalarak büyüdü. Bugün de Çin’in ihracatının yaklaşık yüzde 50’si yabancı şirketler tarafından yapılıyor. Üstelik Pekin -kendi kaynaklarıyla sürdürülebilir kalkınmanın önkoşulu olan- pazar ekonomisinin kurallarını uygulamıyor. Bankacılık sisteminin periyodik olarak sebep olduğu batık krediler yüksek enflasyonu tetikleyebilir. Tarihte çok sayıda Çin hanedanının sonu böyle geldi. Hong Kong’da görüldüğü gibi toplumda demokratik reform talebi mayalanıyor. İslamcı terör tehlikesi tırmanıyor : bir IŞİD lideri kısa süre önce yaptığı açıklamada Çin’in er geç en büyük hedefleri haline geleceğini söyledi. Yine de bu handikaplarına rağmen Çin uzun bir süre küresel güç olarak kalmaya devam edecek.
Bu koşullar altında Rusya’nın “Asya açılımı” nasıl seyredecek ? Muhtemelen başarısız olacak. Çünkü Asya’nın Rusya’ya ihtiyaç duymasından daha çok Rusya’nın Asya’ya ihtiyacı var. Japonya’nın Çin’le restleşmesi sona eriyor. Japonya Çin’i dengelemek için Ruya’ya eskisi kadar ihtiyaç duymayacak. Hindistan Rusya için önemli bir müttefik olacak kadar güçlü değil. Asya açılımı Rusya’yı Çin’e bağımlı hale getirecek.
Rusya’nın Doğu-Batı açmazından kurutulmasının tek çaresi Ukrayna krizinde geçici bir orta yolun bulunması. Rusya yüksek petrol fiyatları sayesinde gelen kısa ömürlü ekonomik gücüne fazla güvendi ve daralan etki alanlarını eski haline getirme girişiminde acele etti. Zamanı geçmiş emperyalist fikirleri Devlet Başkanı Putin’in kafasına sokanlar acaba Rusya’nın gücünün sınırlarını hesaplamışlar mıdır ? Rusya’yı bir kere daha çıkmaza sürüklemiyorlar mı ?
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net, 19 Kasım 2014
***********
Pax-Sinica : China and the New Russia
Akio Kawato
November 14, 2014
Chinese leader Xi Jinping is consolidating power. The APEC (Asia-Pacific Economic Cooperation) Summit in Beijing smacked of an ancient imperial pageant, to which foreign kings were summoned to pay tribute to and win the favor of the great Chinese emperor.
Russian King Vladimir Putin got an ambiguous promise from Xi Jinping that China will someday import natural gas through the Altai; Japanese King Shinzo Abe was granted an audience with Xi Jinping, indicating that Japan and China may end their dangerous confrontation; and the great American King Barack Obama was assured that China will not rule the world alone—yet.
China’s position looks firm; Russia is isolated from the West, North and South Korea are under China’s spell, Japan and the United States have been pacified, South-East Asia and Central Asia are under Chinese economic and political sway, and India, despite predictions about Modi’s economic policy, will probably not grow nearly as quickly as some analysts suggests.
In the Middle East, China has its own clout, especially in Iran. In Europe, the EU has lost its erstwhile economic and cultural lure, no country is fighting to preserve internal cohesion, some pundits have started to talk about the EU’s break-up à la the Soviet Union or the formation of a new “Berlin-Moscow-Beijing” axis, and the countries that used to crave membership in the EU are having second thoughts, looking elsewhere for sources of easy money. In such a milieu Chinese leaders’ visits are welcomed like manna from heaven.
China is rapidly expanding its network of currency swap agreements, widening the use of the Renminbi in international transactions. It is launching one after another new “International Development Bank” and a “Development Fund” for various regions, as if attempting to replace the IMF and IBRD. Pax Sinica has come (or perhaps “Pax Cynica”). Countries in China’s orbit will be given security guarantees and trade preferences as long as they remain allegiant to China, a revival of the ancient order of Chao gong and Ce feng.
However, all Chinese dynasties end at some point, and contemporary China’s weaknesses suggest that it is no exception. Firstly, its economy is not as robust as it looks. China’s phenomenal growth was realized through heavy dependence on foreign capital and technology. During the 2000s China banked about 200 billion dollars of foreign capital in foreign direct investments and trade surplus every year. Even today, about 50 percent of China’s exporting is done by foreign companies. Further, Beijing does not follow the principles of the market economy, which is a prerequisite for self-sustaining growth. Its banking system periodically generates huge numbers of bad loans, which may trigger high inflation, a recipe for the fall of many previous Chinese dynasties. Societal pressure for democratic reforms is simmering, as the recent movement in Hong Kong demonstrated. Finally, the danger of Islamic terrorism is mounting: one of the leaders of ISIS recently declared that China will eventually be its largest target. Despite all these draw-backs, however, China will remain a global power for quite some time.
How will Russia’s “pivot to Asia” operate in this environment? It is likely doomed to fail because Russia needs Asia more than Asia needs Russia. Japan is ending its confrontation with China, which it means that Japan will not need Russia as a balance vis-à-vis China so much as in the past. India is not powerful enough to become a meaningful ally for Russia. Thus, the pivot to Asia will only drive Russia to unnecessary dependence on China.
For Russia, the only viable way out from the East-West quagmire is in finding a modus vivendi in the Ukraine crisis. Russia counted too much on the ephemeral economic strength brought by high oil prices, and prematurely attempted to resurrect its reduced sphere of influence. Did those who inspired the archaic imperialistic ideas to President Putin correctly measure the limits and bounds of Russia’s power? Are they not risking bringing Russia into an impasse again?
Akio Kawato is a former Japanese diplomat and blogger.
Bu haber toplam 2223 defa okundu.
Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.