Karakter boyutu :
Chrystina Freeland: Putin’in Kırılgan Demir Perdesi

19 Kasım 2014 Çarşamba Saat 16:42

Chrystina Freeland,13 Kasım 2014
Politico Magazine
Rusya Devlet başkanı Ukrayna’ya tanklar ve askerler yollasa da, değişmeyen gerçek duvarların er geç yıkıldığıdır.
Bu jeopolitik açıdan paradoksal bir hafta. Vladimir Putin’in şiddet yoluyla daha doğuda yeni bir Demir Perde dikmesini izlerken Berlin Duvarı’nın kan dökülmeden çöküşünün 25. yıldönümünü kutluyoruz. Düzinelerce Rus tankının ve kamyonlar dolusu askerin sınırı geçerek Ukrayna’ya girdiği haberleri zihinlerde karanlık ve eski anıları canlandırıyor. İnsanlar 1956 Macaristan ve Çekoslovakya 1968 kabuslarını hatırlıyor. Üstüne üstlük eski Duma üyesi ve Putin’in müttefiği Sergey Markov’un bir söyleşide Estonya ve Letonya’nın da Moskova’nın kontrolü altına girebileceğini söylediği iddia ediliyor.

Chrystina Fereeland:Kanadalı siyasetçi. “Plutokratlar: Yeni Küresel Süper-Zenginlerin Yükselişi ve Diğerlerinin Düşüşü”
(Plutocrats: the Rise of the New Global Super-Rich and the Fall of Everyone Else) adlı kitabın yazarı.
Ama dikkat Bay Putin : hala geçerli olan emsal Demir Perde’nin temelli yıkıldığı 1989 yılı. Eski Varşova Paktı ülkelerinin çoğu –en başta Polonya, Baltık cumhuriyetleri ve eski Doğu Almanya- şu anda refah içindeki demokrasiler. İşte 1989 yılından ve onu takip eden çeyrek asırdan çıkarılan dört ders :
—Avrupa Birliği başarılı olabilir : “21. yüzyılın kapitalist demokrasileri nasıl yönetilmemeli ?” sorusu sorulduğunda akıllara Avrupa Birliği geliyor. Ekonomisi durağan, siyasal meşruiyet arayışı içinde, kolektif hareket etme zorunluluğu yüzünde işleyişi yavaşlamış ve hantal bir bürokrasiye sahip. Ama aynı küflü, bürokratik, heyecan vermeyen Avrupa Birliği Marshall Planı’ndan bu yana en başarılı demokratik geçişi sağladı. Avrupa örneği ve onun cömertliği olmadan bu tarihsel dönüşüm mümkün olmazdı : kritik geçiş yıllarında Doğu Avrupa toplumlarını ve siyasal elitini demokratik ve ekonomik reformlara uymaya AB üyeliği ihtimali ikna etti.
Önümüzdeki aylarda ve yıllarda Avrupa’nın hamleleri yine belirleyici olacak. Giderek dövüşken hale gelen Kremlin’i çevrelemek için tek yol Ukrayna’nın güçlü, müreffeh, kendini savunabilen ve AB ile daha da bütünleşmiş bir ülke haline gelmesi. Bu uzun ve zorlu bir süreç olacak. Ama Avrupa’nın doğu kanadında kan dökmeye devam eden Rusya’nın çevrelenmemesinin faturası daha da ağır olacak.
—Tarih kader değil : Almanya ve Fransa’nın barış içinde bir arada yaşaması asırlık düşmanlıkların savaşları kaçınılmaz kılmadığını gösteriyor. Ama IŞİD ve Vladimir Putin çağında tarihin tekerrür etmediği unutulabiliyor. Polonya-Ukrayna ilişkileri mükemmel bir örnek. Ukrayna’nın doğusuyla yoğun etnik, tarihsel ve dilsel bağları yüzünden Rusya’nın geri adım atmasının imkansız olduğunu sıkça duyuyoruz. Rusya gibi Polonya’nın da Ukrayna’nın batısıyla derin bağları var. Ama Polonya bu ülkeden toprak talebinde bulunmuyor. Polonya entelejensiyası henüz muhalefette ve sürgünde olduğu dönemde ülkelerinin ancak Ukrayna üzerinde toprak talebinden vazgeçerse demokrasi olacağı yönünde tarihsel bir karar aldı. Polonya Ukrayna’yı istila etmek yerine onun en yakın müttefiği ve savunucusu oldu. Günün birinde demokratik bir Rusya da komşusuyla iyi ilişkiler geliştirebilir. Nitekim Rusya’nın –on yıllar sürse de- demokrasiye geçişinin önkoşulu Ukrayna’nın bağımsızlığını kabul etmesidir.
—Özelleştirme yetmez: Berlin Duvarı çöktüğünde en önemli mesele komünist otoriterlikten pazar demokrasisine nasıl geçileceğiydi. Özelleştirme geçiş sürecinin vazgeçilmez bir parçası olmakla beraber yeterli olup olmadığı tartışma konusuydu. Rusya’nın yaşadığı sıkıntılara bakarak özelleştirmenin yeterli olmadığını öğrendik.
Rus reformcular 1996 devlet başkanlığı seçimlerini komünistlerin kazanması ihtimali karşısında bir özelleştirme planı hazırladılar. Bu plan yüzyılın en büyük yağmasına dönüştü. Planın iyi niyetli bazı mimarlarına göre özel mülkiyet sayesinde pazar reformundan geri adım atılamayacaktı. Mülk sahipleri mülkiyet hakkını güvence altına alan liberal düzenlemelerin öncülüğünü yapacaklardı. Ama böyle olmadı. Nitekim Vladimir Putin Kremlin’e gelir gelmez liberal demokrasiyi savunan işadamı Mihail Hodorkovski’yi hapse attırdı ve mal varlığına el koydu. Hukukun üstünlüğü, geniş halk desteği ve örgütlü sivil toplum olmadığında özel mülkiyet dağıtıldığı gibi kolayca geri alınabiliyordu.
—Örgütlü sivil toplumun yaşamsal önemi : Son 25 yılda Orta Avrupa ve eski Sovyetler Birliği’nde siyasal tercihler bölgenin kendisi kadar çoğul olmakla birlikte değişmeyen bir şey vardı. Güçlü ve iyi örgütlenmiş sivil toplumun bulunduğu değişime kararlı ülkelerde geçiş başarılı oldu. Polonya başarısını büyük ölçüde Katolik Kilisesi ve Dayanışma sendikasının gücüne borçluydu. Buna karşılık komünizmin çöküşünün ardından Rusya’da atomize olmuş ve güvensiz bir sivil toplum ortaya çıktı. 21. yüzyılın başında bazı gözlemciler bunun önemli olmadığını düşünüyorlardı. Putin Ruslar’ın Pinochet modeli (otoriter siyaset ve pazar reformları) adını verdikleri sistemi uyguluyordu. Sistem bir süre için –en azından bazı ekonomik göstergelere göre- başarılı göründü. Ama Rusya bugün otoriter ve giderek içine kapanan, üstelik savaşsız yaşayamayan bir hısızlar düzenine dönüşmüş durumda.
Rusya’nın geldiği bu nokta Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” -liberal pazar demokrasisinin bilinen en iyi siyasal ve ekonomik sistem olduğu- tezine inananlar için önemli. Ama liberal demokrasiyi kısa sürede kurmanın bilinen bir yolu yok. Yukarıdan veya dışarıdan dayatmak ise neredeyse imkansız. AB gibi dış aktörler önemli bir rol oynayabilirler ve oynadılar. Ama son kertede diktatörler kendi halkları tarafından yenilgiye uğratılıyor ve demokrasinin temelleri içerde atılıyor.
1989 yılı ne kadar da coşkuluydu. Ama şimdi kasvet hakim. Bugün demokratik devrimlerin başarı şansı azalmış gibi : işte Arap Baharı ve Ukrayna’nın Portakal Devrimi. 1989’dan önce 1956, 1968 ve 1981 (Polonya’da “Dayanışma” devrimini bastırmak için sıkıyönetim ilanı) vardı. Berlin Duvarı’nın çöküşünün öğrettiği en önemli ders sonunda başarmak için yıllarca yenilmenin gerektiğiydi. O başarı kalıcı oldu.
Bunun doğruluğundan kuşku duyanlar olabilir. Ama bilin ki Putin buna inanıyor. Saldırganlığı gücüne bakarak gurur duymasından değil, rejiminin ne denli kırılgan olduğunu bilmesinden kaynaklanıyor. Mütevazi silahları ve yara almış ekonomisiyle Ukrayna’nın demokratları gözümüze zayıf görünebilirler. Ama Putin onları Rus demokratlarına ilham veren bir tehdit olarak algılıyor. Putin –Berlin Duvarı gibi- Kremlin duvarlarının da ne kadar kırılgan olduğunu bildiği için yeni bir demir perde örmeye çalışıyor.
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net, 19 Kasım 2014
************
Putin’s Brittle Iron Curtain
Chrystina Freeland
November 13, 2014
Politico Magazine
The Russian President is sending tanks and troops into Ukraine, but the fall of the Wall is the more enduring model.
This is a week of geopolitical paradox: We are celebrating the 25th anniversary of the peaceful fall of the Berlin Wall even as we watch Vladimir Putin’s violent efforts to erect a new Iron Curtain further east. The news that dozens of Russian tanks and truckloads of troops have crossed the border into Ukraine resurrects dark and distant memories, the historical nightmare of Hungary in 1956, and Czechoslovakia in 1968. To add to the tension, Sergey Markov, a former Duma member and ally of Putin’s, reportedly suggested in an interview that Estonia and Latvia might also come under Moscow’s control.
But beware, Mr. Putin: The more enduring precedent is still 1989, when the Iron Curtain crumpled for good. Most of the former Warsaw Pact states—most notably Poland, the Baltic Republics and the former East Germany—are now thriving, European market democracies. And here are four more positive lessons of 1989 and the quarter century that followed :
—The European Union can work: These days, the European Union mostly seems to be a case study in how not to run 21st century capitalist democracies. It is economically stagnant, struggling for political legitimacy and hamstrung by collective action problems and an unwieldy bureaucracy. But that same fusty, process-driven, boring European Union is responsible for the most successful democratic transition since the Marshall Plan. This historic transformation would have been impossible without Europe’s example and its generosity: the prospect of EU membership is what persuaded Eastern European societies and their political elites to stick with democratic and market reforms in the lean years.
Europe’s actions over the next few months and years will be equally consequential today. The only hope of containing an increasingly bellicose Kremlin is for Ukraine to emerge as a strong, prosperous, well-defended country, integrated ever more closely into the EU. That will be expensive and messy and take a long time. But the alternative — an uncontained Russia raging murderously on Europe’s eastern flank — would be even messier and more costly.
—History isn’t destiny: The peaceful co-existence of Germany and France should have taught us that even centuries of enmity don’t make war inevitable. But, in the age of ISIL and Vladimir Putin it is easy to forget that history, including bitter, bellicose cultural history, need not always repeat itself. The best example is the relationship between Poland and Ukraine. We hear a lot today about Russia’s deep ethnic, historic and linguistic ties to eastern Ukraine and why those existential connections make it impossible for Moscow to relinquish its suzerainty. We hear less about the equally passionate claims Warsaw could be advancing towards western Ukraine—but is not. Like Russia in the east, Poland has deep ethnic, historic and linguistic ties to western Ukraine. But, while still in opposition and in exile, the Polish intelligentsia made the historic decision that Poland could become a democracy only if it gave up on its irredentist ambitions in Ukraine. Instead of invading Ukraine, Poland has become Ukraine’s firmest ally and advocate. It isn’t a fairytale to believe that one day a democratic Russia might become likewise reconciled with its neighbor. Indeed, a precondition for Russia’s democratic transition — however many decades it takes for that to again seem like a possibility — will be accepting Ukraine’s independence.
—Privatization isn’t enough: When the Berlin Wall fell, the big question was how to go from communist authoritarianism to market democracy. Privatization was an obvious part of the transition, but there was intense debate about how fast privatization needed to be, how equitable it needed to be, and how efficient it needed to be. Plenty of vested interests weighed in, of course, but there was also a big idea at stake. Everyone agreed that privatization was a necessary condition of the transition—the fight was about whether it was also sufficient. Thanks to Russia and its travails, we now know that the answer is no.
Faced with the prospect of a Communist victory in 1996 presidential elections, Russian reformers devised the notorious loan-for-shares privatization scheme. This turned out to be the biggest economic give-away of the century, but at least some of its architects had a benign goal: Once property was in private hands, they believed, market reforms would be irreversible. The new owners would defend their property and champion the liberal democratic institutions required to guarantee it over the long term. It hasn’t worked out that way. It is no accident that one of Vladimir Putin’s first steps after arriving in the Kremlin was to imprison Mikhail Khodorkovsky, the Russian businessman who was most aggressively fighting for liberal democracy, and to confiscate his assets. Without the rule of law, broad public support and organized civil society, private property proved to be as easy to confiscate as it had been to award.
—Organized civil society is essential: Political choices in central Europe and the former Soviet Union over the past quarter century have been as diverse as the region, but there is one constant. The transition worked in countries that arrived in 1989, or 1991, with a strong, well-organized civil society, committed to change, and they failed where it was absent. Poland owes much of its success to the strength of its Catholic Church and to Solidarity, its independent and battle-tested trade union. By contrast, the collapse of the Communism left Russia with a civil society that was atomized and mistrustful. At the beginning of this century, some observers thought that didn’t matter. Putin’s Kremlin seemed to be pursuing what Russians call the Pinochet model — authoritarian political rule combined with market reforms. For a while, it seemed to work, at least judging solely by economic indicators. But Russia has now degenerated into an authoritarian and increasingly autarchic kleptocracy — and one bent on war.
That’s an important outcome for everyone who is sympathetic to the essential truth (if delayed historical manifestation) in Francis Fukuyama’s “End of History” thesis—that liberal market democracy is the best political and economic system we have devised so far. But there is no instant recipe for cooking it up and it is nearly impossible to impose from above or abroad. Outside actors, like the EU, can and have played an essential role. But, ultimately, dictators are defeated by their own people, and democracy starts at home.
The year 1989 was such a euphoric moment, and today is such a grim one, that it is tempting to look back on the triumphal democratic dreams of a quarter century ago with cynical superiority. Nowadays, democratic revolutions seem more likely to fail or to fizzle out: witness the Arab Spring and Ukraine’s own Orange Revolution. But before 1989 there was 1956, 1968 and 1981 (the Polish declaration of martial law to suppress the “Solidarity” revolution). That’s the biggest lesson of the fall of the Berlin Wall—It takes years of defeat to finally succeed. And that success has endured.
If you doubt that, bear in mind that Putin does not. His aggression grows out of his appreciation of the fragility of his regime, not his pride in its strength. To us, Ukraine’s democrats, with their crowd-sourced armaments and wounded economy, may seem puny and weak. But Putin sees in them a threatening inspiration for his own far more diminished democratic opponents at home. He is trying to build a new iron curtain because he knows how brittle the Kremlin’s walls, like Berlin’s, are.
Chrystia Freeland is the federal member of parliament for Toronto Centre and the author of Plutocrats: the Rise of the New Global Super-Rich and the Fall of Everyone Else.
Bu haber toplam 2475 defa okundu.
Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.