Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Christine Ockrent:Kontrol Putin’de
08 Aralık 2014 Pazartesi Saat 09:26
 
Christine Ockrent, 1 Aralık 2014
 
Bu yazı Fransız köşe yazarı ve yazar Christine Ockrent’in Les Oligarques (Ekim 2014) adlı son kitabından alıntıdır. Tercüme edilmiş ve yayına hazır hale getirilmiştir.
 
Avrupalılar ve Amerikalılar Vladimir Putin’in Rusya’sını anlamakta hiç bu denli zorlanmamışlardı.
 
Ukrayna krizi başladığından beri Vladimir Putin Batı’yı şaşırttı ve gelişmelerin hızını ayarladı. Batı’nın uyarılarını ve öfkesini görmezden gelerek Kırım’ı ilhak etti. Böylece Avrupa’da 1945’den bu yana ilk defa bir sınır değişimi dayatılmış oldu.
 
Ukrayna için kim canını verecekti ki ? Avrupa Birliği barış ve refah temelinde inşa edilmişti. Tek istisna 20. yüzyıl sonundaki Balkan savaşlarıydı. Rus lider Avrupa ülkeleri arasındaki uyumsuzluğun farkında. Ayrıca Suriye konusunda tereddüt eden Amerikan cumhurbaşkanını küçümsediğini saklamıyor.
 

Christine Ockrent France Culture adlı kamu radyosunda Affaires Etrangeres adını taşıyan dış meseleler programını yapıyor ve sunuyor.

Aynı zamanda Avrupa Dış İlişkiler Konseyi üyesidir.

 
Fyodor Lukyanov Batılıların yanlış bir bakış açısının kurbanı olduğu görüşünde :
 
“Kafanızı devlet başkanımıza takmış durumdasınız ama onu şeytanlaştırmak yanlış ! Kendi hatalarınıza bakarsanız yaptıklarının mantıklı olduğunu görürsünüz. […] Siz Batılılar Ukrayna’da kırmızı çizgiyi aştınız. Bu ülkenin Moskova için stratejik önemini anlayamadınız. Soğuk Savaşı sonu dediğiniz zamandan bu yana gerçeğe farklı açılardan bakıyoruz. Bizim açımızdan bu gerçek bir savaş değildi, dolayısıyla hiçbir zaman gerçek barış da olmadı. Batı’nın evrensel değerler olarak gördüğü kuralları biz hiç kabul etmedik […]  Washington’un kendinde dayatma hakkı gördüğü bu yeni dünya düzenini tanımıyoruz. Avrupa Birliği’niz de buna dahil”. [1]
 
Vladimir Putin bizim demokrasilerimizin çok uzun zaman önce terk ettiği bir otorite konseptinin arkasında duruyor. Putin’in modelleri Kremlin’deki ofisinde resmi asılı olan Çar I. Nikola ve Avrasyacılığın fanatik öncüsü Alexander Dugin. İktidar anlayışı ideolojik zemine dayanıyor : I. Nikola’nın resmi ideolojisi olan Ortodoksluk, Otokrasi ve Milliyetçilik ; anayurdun manevi üstünlüğü ve doğal yaşam alanı üzerindeki hakimiyeti. I. Nikola Kırım Savaşı’nı kaybetmiş ve 1855 yılında Sivastopol’da cephede ölmüş olsa da Rus milliyetçileri onun şahsında ulusal dehayı görüyorlar. Modernizm, kozmopolitanlık ve liberal değerleri benimsemek yerine Rus sistemini sansür, nizam ve polis temeli üzerinde kurdu.
 
Bir KGB görevlisinin oğlu olan Dugin kendi partisi “Avrasya”yı kurmadan önce 1993 yılında Edward Limonov ile Ulusal Bolşevik Parti’yi kurdu. Dugin’e göre üzerinde güneşin battığı Batı inişi ve çürümeyi temsil ediyor. Buna karşılık üzerinde güneşin doğduğu Avrasya tanrıların ve sürekli yenilenmenin diyarı. Dugin 19. yüzyılda benimsenen Rusya’nın istisnailiği teorisi doğrultusunda Rusya’nın ülke değil, uygarlık olduğuna inanıyor. “Topraklarımız gibi sınırsız ve kanımız gibi kırmızı yeni Rus Devrimi’nin şafağından” söz ediyor. Vladimir Putin de aynı dili kullanıyor : o da “çok yönlü ve dayanıklı Rus genetik kodu mukayeseli avantajımızdır” diyor ve “Rus dünyasının yüksek ahlaki misyonun yönlendirdiği üyelerinden” bahsediyor. Bu kurtarıcı söylem Ruslara Çarlık döneminin ürünü “Rus Düşüncesi” ve Sovyet propaganda dağarcığını çağrıştırıyor.
 
Putin ideolojisinde Moskova Üçüncü Roma’dır. Çökmüş Batı’ya ve onun dejenere eşcinsel sürülerine, adi laikliğine ve sınırsız hoşgörüsüne karşı durur. Rusya Devlet Başkanı kendini Avrupa kültürünün ve Hıristiyan değerlerinin tek gerçek muhafızı, “uygarlıkların ruhani ve ahlaki temellerinin […] dini hayat dahil olmak üzere geleneksel ailelerin ve hakiki insan hayatının değerlerinin” savunucusu olarak görür ve gösterir. Aralık 2013’de Rusya parlamentosunda söz verdiği gibi.
 
Rus lidere göre Avrupa Batı ittifakının yumuşak karnıdır. Avrupa ekonomik ve sosyal krizin hızlandırdığı çözülmeye boyun eğmiştir. Putin çözülmeyi çabuklaştırmak için aşırı sağı kullanabilir.
 
Nitekim Putin kendini Ukrayna konusunda destekleyen Macaristan’ın milliyetçi başbakanı Viktor Orbán’ı kutladı. Putin Macaristan’daki neo-Nazi Jobbik hareketini selamladı ve Budapeşte’nin Rusya gazı için ödemesi gereken fiyatı düşürdü. Marine Le Pen Moskova’da Duma başkanı ve bizzat Putin’in danışmanı Alexander Dugin tarafından sıcak bir şekilde karşılandıktan sonra bir Rus bankasından mali destek aldı. Fransız Ulusal Cephe ve Belçikalı Flaman Çıkarları partisinden İtalyan Kuzey Birliği ve Avusturyalı Özgürlük Partisi’ne kadar Avrupa aşırı sağının tüm renkleri Kırım referandumuna gözlemci gönderdiler.
 
2014 Ukrayan krizi Rusya dünyasının yeni sınırlarını ve bu sınırlar içindeki kamuoyu eğilimlerini belirleyecek. Kriz bu yüzden Putin için hem fırsat hem tehlike anlamına geliyor. Ekonomik durum kötüleşse veya Pekin’e bağımlılık riski artsa da Putin bakış açısının tutarlılığını ve iktidarının bütünlüğünü kanıtlamak zorunda.
 
Klanların etkilerini artırmak için itişip kakıştığı Kremlin piramidinin tepesinde Putin her zamankinden daha fazla tek karar verici olarak duruyor. En yakın danışmanlarından Vladislav Surkov’u 2012 yılındaki protesto gösterilerini öngöremediği için kovdu. Saygın bir iktisatçı olan ve uzun süre maliye bakanlığı yapan Alexei Kudrin’i görevden aldı. Kudrin şimdi Batı ile yaşanan ve kaynakları israf eden restleşmeyi kınıyor.
 
Putin’in iç çemberindeki danışmanların ve oligarkların hepsi Amerika ve Avrupa’nın yaptırımlarından etkilendiler. Mihail Hodorkovski Yeltsin döneminin oligarklarındandı. Putin tarafından on yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hodorkovski Batı yaptırımlarının etkili olduğuna inanmıyor ve şöyle diyor : “Yaptırımlar Putin’in umurunda değil. Danışmanlarıyla dalga geçiyor. Siz devlet başkanının maiyetinin karar sürecine dahil olduğu demokratik bir ülkede yaşıyorsunuz. Ama totaliter bir toplumda diktatör maiyetinin, bilhassa güvenlik aygıtı dışındakilerin çıkarlarıyla ilgilenmez”.
 
Oyunun hakimi Putin satranç tahtasındaki tüm parçaları kontrol ediyor ve güç alanlarını titizlikle ayırıyor. Çoğu eski KGB ajanı olan siloviki dostları arasındaki rekabeti yönetiyor. Putin’in siloviki dostları Rus ekonomisinin ana sektörlerini kontrol eden oligarklar konumundalar. Yaptırımlar sürecinde servetlerini Rusya’ya geri getirerek ve Çin’de tutarak vatanseverliklerini göstermeleri bekleniyor.
 
Devlet medya ve sanal ortam üzerinde tam denetim kurarak vatanseverlik ateşini körüklüyor. Propaganda Rus kamuoyunun her alanına yayılmış durumda. Ne muhalefet ne de düşüncelerin ifade edileceği mecralar var.
 
Ruslar efendileriyle gurur duyuyor. Vladimir Putin içerde hiç bu denli popüler olmamıştı. Avrupa’da hiç bu kadar güçlü tarihsel revizyonizm işaretlerine rastlamamıştık. Rusya’nın küçük düşmesinden Batı’yı sorumlu tutmak ve Putin’in yayılmacı emellerini meşru kılmak için revizyonizmin böylesine kullanıldığını ilk defa görüyoruz. Ukrayna krizi Rusya ile Batı ve iki farklı tarih okuması arasındaki yeni restleşme döngüsünün sadece ilk adımı.
 
 
 
[1] Fyodor Lukyanov ile söyleşi, Roma, 13 Haziran 2014.
 
Kaynak : European Council on Foreign Relations
 
 
Çeviri : Dr. Ömer Aytek Kurmel 
 
Cherkessia.net , 8 Aralık 2014
 
 
 
******
 
 
Putin is in control
Christine Ockrent 
01st December, 2014
 
This is an edited and translated excerpt from French columnist and writer Christine Ockrent's most recent book, Les Oligarques (October 2014). 
 
Never before has it been more difficult for Europeans and Americans alike to understand Vladimir Putin’s Russia.
 
Since the beginning of the Ukraine crisis, Vladimir Putin has baffled the West and has set the tempo of events. Ignoring the West’s warnings and indignation, he annexed Crimea, imposing the first modification of a European border since 1945.
 
Who would go and die for Ukraine? For generations now, the European Union has been built on peace and prosperity – except for the Balkan wars at the end of the last century. The Russian president is well aware of the lack of cohesion among European countries, and hardly disguises his contempt for an American president who hesitated over Syria.
 
Fyodor Lukyanov says that Westerners are fooled by an optical illusion:
 
“You are obsessed with our president, but it is a mistake to demonise him! Take a long hard look at your own mistakes and you will see that his logic is not completely unpredictable. […] You Westerners crossed a red line in Ukraine. You failed to understand the country’s strategic importance to Moscow. Since what you call the end of the Cold War, we have been looking at reality in different ways. For us, it was not a real war, so there has not been a real peace. We never agreed to the rules that the West sees as universal values […]  We do not recognise this new world order that Washington feels entitled to impose. And your European Union is part of it.”  [1]
 
Vladimir Putin perpetuates a conception of authority that has long since been abandoned in our democracies. Putin looks to models such as Tsar Nicholas I, whose portrait hangs in Putin’s office at the Kremlin, and Alexander Dugin, the fanatical champion of Eurasianism. His idea of power has an ideological basis to match: Nicholas I’s official ideology of Orthodoxy, Autocracy, and Nationality, the moral supremacy of the motherland and the domination of its natural space. No matter that Nicholas I lost the Crimean War and died at the front in Sevastopol in 1855; Russian nationalists see him as the incarnation of a national genius. Rather than converting to modernism, cosmopolitanism, and liberal values, he built the superiority of the Russian system on censorship, order, and the police.
 
Dugin, the son of a KGB officer, co-founded with Edward Limonov in 1993 the National Bolshevik Party, before setting up his own party, “Eurasia”. For Dugin, the West, where the sun sets, represents decline and decadence. Conversely, Eurasia, where the sun rises, is the land of the gods and of constant renewal. Maintaining the theory of Russian exceptionalism forged during the nineteenth century, from the Slavophiles to Alexander Blok via Fyodor Dostoevsky, Dugin says that Russia is not a country, it is a civilisation. He advocates “the blinding dawn of a new Russian Revolution, fascism – borderless like our lands, and red as our blood.” Vladimir Putin’s use of language is the same: he speaks of “this versatile Russian genetic code, very durable, our competitive advantage” and of “the man of the Russky mir [Russian world], driven by a higher moral purpose”. For Russians, this messianic discourse evokes at the same time the “Russian Idea” of the Tsarist era and the vocabulary of Soviet propaganda – a powerful combination.
 
In Putin’s ideology, Moscow stands as the Third Rome, facing the decadent West and its hordes of degenerate homosexuals, its contemptible secularism, and its unbounded tolerance. The Russian president poses as the sole true guardian of European culture and Christian values, the defender of “the spiritual and moral foundations of civilisations […] the values of traditional families, real human life, including religious life”, as he promised in the Russian parliament in December 2013.
To the Russian president, Europe is the soft underbelly of the Western alliance. Europe, as he sees it, is beset by forces of disintegration that have been accelerated by the economic and social crisis – and which he can encourage by making use of the extreme right.
 
This is why we saw Putin congratulate Viktor Orbán, the nationalist Hungarian prime minister who has supported Putin’s policies in Ukraine. Putin saluted the Hungarian neo-Nazi movement Jobbik, and, as a sign of approval, he lowered the price that Budapest must pay for Russian gas. Marine Le Pen received financial support from a Russian bank after a warm welcome in Moscow by the chairman of the Duma and by Putin’s adviser, Alexander Dugin himself. From the French National Front and the Belgian Vlaams Belang to the Italian Lega Nord and the Austrian Freedom Party, all of Europe’s far right parties sent observers to vouch for the Crimean referendum, which confirmed Russia’s annexation of the region with 95.5 percent of the vote.
 
The 2014 Ukraine crisis will determine the new borders of the Russian world and decide public opinion within those borders. Because of this, it represents both an opportunity and a challenge for Putin. No matter how bad the economic situation gets or how great the risks of dependency on Beijing, he must prove the coherence of his vision and the cohesion of his power system.
 
At the top of the Kremlin pyramid, where clans jostle for influence, Putin appears more than ever to be the sole and implacable decision-maker. He fired one of his closest advisers, Vladislav Surkov, for having failed to anticipate the protest movements of 2012; he sacked Alexei Kudrin, a respected economist and a long-time finance minister, who now denounces the wasteful confrontation with the West.
 
Putin’s first circle of advisers and oligarchs have all nominally been hit by American and European sanctions. Mikhail Khodorkovsky, the most emblematic oligarch of the Yeltsin era who was jailed by Putin for ten years, does not believe that Western sanctions are effective. He says: “Putin does not care about sanctions, he makes fun of his advisers. You live in a democratic society in which the president’s entourage is involved in his decisions. But in a totalitarian society, a dictator does not have to bother with the interests of his entourage, especially of those outside the security apparatus.”
 
Putin, the master of the game, controls all the pieces on the chessboard and carefully divides up the areas of power. He manages the rivalries between his siloviki friends, mostly former KGB agents, who are the oligarchs currently in control of the main sectors of the Russian economy. As they are hit by Western sanctions, they are encouraged to show their patriotism by bringing some of their wealth home and pivoting to China.
 
Patriotic fervour is enhanced by total control over the media and the web. Propaganda has engulfed all spaces of Russian public opinion. There is no opposition to speak of, no outlet for political expression.
 
The Russians are proud of their master. Never before has Vladimir Putin been so popular at home – never before have we seen in Europe such blatant signs of historical revisionism, used to allege Western responsibility in the humiliation of Russia and to justify Putin’s expansionist ambitions. The Ukraine crisis is only the beginning of a new cycle of confrontation between Russia and the West, and between two different visions of history.
 
Christine Ockrent produces and anchors a weekly radio programme on foreign affairs, Affaires Etrangères, on France Culture public radio, and is a member of the European Council on Foreign Relations.
 
 
[1] Interview with Fyodor Lukyanov, Rome, 13 June 2014.
 
Source : European Council on Foreign Relations
 

Bu haber toplam 2352 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net