Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Azınlıklar ve Bağımsızlık
10 Temmuz 2015 Cuma Saat 18:10
 
 
The Economist, 20 Haziran 2015,
 
Tarihte en çok zulme uğramış olan milletlerin bazıları tarih sahnesinden yok olup giderken bazıları sonunda kendi devletlerini kurabildiler. Neden?
 
Kökleri bugünkü İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin kesiştiği çalkantılı topraklarda olan iki halk! Travmatik tarihleri kuşaklardır birbirine geçmiş fakat kaderleri radikal bir şekilde farklılaşmış iki halk! Bu halkların ikisi de Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde istediğini alamamış ve Arap hakimiyetindeki devletler arasında bölünmüştü (Bknz harita). Ancak, Orta Doğu karmaşasının daimi kurbanlarından olan Kürtler, belki de yakın zamanda kendi devletlerini kuracaklar. Öte yandan, Aramice konuşan ve tarihi başkentleri antik Ninova şehri olan Hristiyan Süryaniler (Asuriler) ise sahipsiz, siyaseten marjinalleşmiş ve İŞİD tehlikesinin gölgesinde yaşayan bir halk durumunda. ‘’Şu dünyada ‘vatanımız’ diyebileceğimiz bir toprak parçasına sahip olmayı hayal ediyoruz’’, diyor Suriye Süryani Ulusal Konseyi’nden Bassam İshak.
 
 
Tarihsel gelişmeleri tahmin etmek her zaman mümkün olmuyor. Şu anda Kuzey Irak’ta sahip oldukları özerkliği bağımsız devlet statüsüne yükselttikleri zaman kendi devletlerine sahip olacak olan Kürtler için 20. Yüzyılın büyük kısmında böyle bir geleceği tahmin etmek çok zordu. Filistin’de bir Yahudi devletininin kurulması fikri de bir zamanlar tatlı bir hayal gibiydi. Fakat, tarih bunu mümkün kıldı. Bununla birlikte, sömürüye uğramış birçok azınlık halkın yapamadığını, yani trajediden bağımsızlığa doğru sıçramayi Kürtler ve diğer bazı halkların yapabilmesinin şans ve kaosun dışında başka nedenleri de var. Ve bu nedenlere dair yapılacak bir analiz, bundan sonra başka hangi halkların benzer bir sıçramayı yapabileceğine dair bize ipuçları verebilir.
 
 
Oxford Üniversitesi’nden tarihçi Eugine Rogan’a göre en önemli faktör ‘kritik yoğunlaşma’, yani bir halkın büyük bir siyasi birimin genelinde azınlık olmasına ragmen o siyasi birimden ayrılabileceği spesifik bir parçasında çoğunluğa sahip olması. Örneğin Kuzey Irak’taki Kürtler için durum böyle, fakat en yoğun yaşadıkları yer olan Kuzeydoğu Suriye’de, ülkede devam eden sivil savaş nedeniyle darmadağın olmuş olan Süryaniler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Stalin’in bütün bir halkı sürgüne göndermesinden önce, yüzlerce yıldır Kırım yarımadasında yaşayan Tatarlar için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
 
Eğer sözkonusu azınlık etnik grup, üzerinde yaşadığı topraklara dair uzun süreden beri az çok meşru bir sahiplik iddiasında bulunuyorsa, bu o halk için büyük bir avantaj. Fiziki coğrafya da önemli rol oynayabilir; bazı Iraklı Kürtlere göre ülkelerinin dağlık bir coğrafyaya sahip olması hem onların işgalcilere direnebilmelerine hem de kültürlerini koruyabilmelerine yardımcı oldu.
 
Bu tip bölgelerin ve halkların kendilerinden daha büyük güçlerin hakimiyetine giriş şekilleri de önemli. 1772’de, yaşadıkları topraklar Avusturya, Prusya ve Rusya tarafından paylaşılmadan önce Polonyalıları uyaran Jean-Jacques Rousseau, ‘’Büyük ihtimalle hep birlikte yutulacaksınız. O nedenle hep birlikte sindirilmemek için elinizden geleni yapmaya dikkat etmelisiniz’’ demiştir.
 
Ulusal bilinci devam ettirmek de çok önemli ancak yönetimsel ve bürokratik ayrıntılar da zaman zaman önemli olabiliyor. Örneğin Ermenistan ve Çeçenistan’ı karşılaştıralım. 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlılar tarafından katliama uğrayan, ve etrafındaki imparatorluklar teker teker çökerken Batılı güçlerin ihanetine uğrayan Ermeniler ömrü kısa da olsa kendi devletlerini kurabildiler. Kurdukları devlet Bolşevikler tarafından yutulmuş da olsa, Ermeni yorumcu Vicken Cheterian’a göre Ermenistan teorik olarak Sovyetler Birliği’ne tek bir devlet olarak girdiği için 1991’de Sovyetler yıkılınca de yine tek ve bütün bir devlet olarak ortaya çıktı. Ve Sovyet döneminde hiçbir anlam ifade etmeyen ülke içi sınırlar, birden bire uluslarası sınırlara dönüştü. Buna karşılık Çeçenler, şiddet yoluyla Rusya’ya (Sovyetler Birliği’ne değil) dahil edildiler ve iki kanlı savaşa rağmen hala orada olmaya devam ediyorlar.
 
Acı, kan ve gözyaşı bazen bir halkın ulusal geleceğini ve umutlarını da yok edebilir. Örneğin, Kuzey Kafkasya kökenli devletsiz bir halk olan Çerkesleri ele alalım. Yüzbinlerce Çerkes 1864’de Çar’ın ordularından kaçarken (ki bazen kaçabilme hakkının bedelini çocuklarıyla ödeyerek) Karadeniz’de sefalet içinde öldü. Çerkesler, eğlenceli düğünlerini, misafirperverlik değerlerini ve kendilerine özgü saygı ve onur kurallarını Türkiye ve başka yerlerde hala koruyorlar. Bazı Çerkesler Rusya içerisinde daha geniş bir özerklik arzularken bazıları tam bağımsızlık istiyor. Fakat, Çerkes Siyaseti uzmanı Zeynel A Besleney’in de belirttiğine göre, bazıları ise bu amaçlardan ziyade, kaynaklarını ve enerjilerini yaşadıkları ülkelerde azınlık haklarını elde etmeye çalışmak için kullanıyor.
 
Bununla birlikte, eğer zulüm bir halkın kendi kendini yönetme idealini yok edemezse, tam tersi bir etkiyle o halkı aynı amaç uğrunda biraraya da getirebilir. ‘Zulüm ve çile, milliyetçilerin halklarını mobilize etmelerine yardımcı olan bir tür mesihlik kültürü yaratır’, diyor tarihçi Norman Davies. Lahey merkezli bir STK olan Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Organizasyonu (UNPO)’ndan Johanna Green de, uğranılan zulüm ve acının, kendi kaderini tayin etmek isteyen halklar için diplomatik destek sağlamaya yardımcı olduğunu belirtiyor. Ermenilerin 1915’de maruz kaldıkları katliamlar gibi Çerkesler ve Süryaniler de kendi yaşadıkları trajedilerin bir soykırım olarak tanınmasını istiyorlar. Keza bazı Kırım Tatarları (ki onların şu andaki amacı bağımsızlık değil sadece makul düzeyde bir özerklik) da aynı şekilde düşünüyorlar. Kırım Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nden Arsen Zhumadilov’a göre Kırım Tatar Sürgünü’nün bir soykırım olduğu düşüncesi tüm dünyada yaygınlaştırılmalı ki, bugün Kırım Tatarları acı çektiğinde, bu acı her yerde hissedilsin.
 
Tarihsel travma, lobicilik, medya gücü ve finansal kaynak yaratma açısından bir başka önemli olguyu da miras bırakabilir: diaspora! Araştırmacıların biraz da alaycı bir şekilde belirttiği gibi eğer gerçekten de Siyonism amacına ulaşsa ve dünyadaki tüm Yahudileri İsrail’e yerleşmeye ikna etse, İsrail’in geleceği büyük tehlike altında olur Zira Yahudi diasporasının varlığı, siyasi ve mali yardımı İsrail’in bekası için hayati önem taşımakta. Diaspora’nın pratik faydaları olduğu kadar entellektüel katkısı da var. Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski başbakanlarından Barham Salih, Saddam Hüseyin döneminde kendisi gibi Irak’dan kaçan Kürtler arasında diasporada milliyetçi fikirlerin nasıl geliştiğini ve ülkelerine döndüklerinde kendileriyle birlikte ciddi bir bilgi birikimini getirdiklerini söylüyor. (Diasporalar pozitif gelişmelerin önünü tıkayacak şekilde sertlik yanlısı da olabilirler. Bahram Salih’e göre, ‘’diasporada bir hayali yaşarsınız. Burada vatanınızda ise gerçeklerle yaşamak zorundasınız’’.)
 
Tabi, Irak ve ondan önce Sovyetler Birliği, Avusturya-Macaristan, Britanya ve Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi, içinde bulunulan devlet ve rejim çökmediği ya da, tarihte çok az rastlanıldığı üzere halkların kendi kaderini tayin ve ayrılma kararının uygulanmasına izin vermediği sürece, bu saydığımız faktörlerin hiçbir anlamı yok.
 
Kritik yoğunluk, makul sınırlar, dış dünyanın sempatisi, anlatılacak bir hikaye, diaspora, zayıf merkezi hükümetler; peki bu koşulların biraraya gelebileceği bir sonraki yer neresi? Kendi içinde bir imparatorluk olan Rusya henüz dağılmadı, Kim bilir, demokratikleşme sürecinin bir sonucu olarak belki Çin, Tibet ve baskı altındaki Müslüman Uygur’lar için devletleşmenin yolunu açar. Orta Doğu’da sınırların yeniden çizilmesi kaçınılmaz görünüyor. Süryani Bassam İshak’a göre eğer Suriye çökerse, dünyanın başka bölgelerine dağılmış olan Süryanilerin bir kısmı geri dönebilir. Öyle görünüyor ki çok uzun vadede umut her zaman var.
 
 
Çeviri: Dr. Zeynel Abidin Besleney
 
Cherkessia.net, 10 Temmuz 2015
 
 
****
 
Phoenix nations
 
Some of history’s most victimised peoples are obliterated; others eventually achieve statehood. Why?
 
TWO peoples, both rooted in the tumultuous intersection of modern-day Iran, Iraq, Syria and Turkey. Two peoples whose traumatic histories overlap for generations—and then radically diverge. Both were short-changed by the Ottoman empire’s collapse, and suffered in the Arab-dominated countries carved out of it (see map). Yet one of these perennial victims of Middle Eastern upheavals, the Kurds, may be set to achieve its own state. The other, the Assyrians, or Syriacs, Aramaic-speaking Christians whose ancient capital is Nineveh, is politically marginalised, disinherited and now hounded by Islamic State. “We dream of a place on Earth to call our own,” says Bassam Ishak of the Syriac National Council of Syria.
 
History’s combustions are unpredictable. A country for the Kurds—which they will eventually get in northern Iraq if, or when, they upgrade their current autonomous status to full sovereignty—seemed unlikely for most of the 20th century. The dream of a Jewish homeland in Palestine once looked at least as fanciful. History intervened. Yet, amid its luck and chaos, there are reasons why the Kurds, like some others, are set to make the leap from tragedy to sovereignty, while many put-upon minorities do not. The pattern offers clues as to which apparently benighted community might triumph next.
 
The most important factor, says Eugene Rogan, a historian at the University of Oxford, is “critical mass”—whereby, despite being a minority in a larger polity, a group forms a majority in a particular, separable bit of it. That is the case for the Kurds in northern Iraq; it is nowhere true of the Assyrians, whose greatest concentration, in north-east Syria, has been dispersed by the civil war. Nor is it true, for example, of the Crimean Tatars, resident for centuries in the Crimean peninsula until their entire population was banished in one of Stalin’s monstrous relocations (see article).
 
It is useful if the minority have a long-standing, fairly legitimate claim to the territory they inhabit. Physical geography can play a role: some Iraqi Kurds speculate that their mountainous domain helped them both to resist invaders and to safeguard their culture. How such places were first subsumed by a bigger power matters, too.
 
“You are likely to be swallowed whole,” Jean-Jacques Rousseau warned the Poles before their lands were partitioned by Austria, Prussia and Russia in 1772; “hence you must take care to ensure that you are not digested.” Maintaining a national consciousness is part of that. But administrative and legal details also count. Compare Armenia and Chechnya. Slaughtered by the Ottomans during the first world war and betrayed by the Western powers, as empires imploded around them Armenians nevertheless managed to establish a short-lived state. It was gobbled up by the Bolsheviks; but as Vicken Cheterian, an Armenian commentator, says, because Armenia notionally entered the Soviet Union as a state, it emerged as one in 1991. What had seemed a meaningless internal border became an international one. By contrast the Chechens were violently incorporated into Russia itself—and remain there, despite two bloody separatist conflicts.
 
Bloodshed and suffering can wreck national aspirations. Consider the Circassians, a stateless nation originating in the north Caucasus. Hundreds of thousands of destitute Circassians died in 1864 as they fled across the Black Sea from the tsar’s army, sometimes paying for their passage with their children. Their boisterous weddings, ethos of hospitality and codes of respect and honour are preserved in Turkey and elsewhere; some still long for enhanced autonomy within Russia or even independence. But, as Zeynel Besleney, an observer of Circassian politics, notes, others resignedly concentrate on achieving minority rights in their adopted homes.
 
Yet where suffering does not obliterate hopes of self-rule, it can galvanise them. “Suffering creates a culture of messianism,” notes Norman Davies, a historian, enabling nationalists to mobilise their compatriots. It also helps to garner diplomatic support, essential for groups seeking self-determination, says Johanna Green of the Unrepresented Nations and Peoples Organisation, a network based in The Hague. The Circassians and the Assyrians (subject, like the Armenians, to massacres in 1915) would like their tragedies, too, to be regarded as genocides. Ditto some Crimean Tatars (whose aim, now, is not sovereignty but a more modest form of autonomy): the belief that the deportation was a genocide should, says Arsen Zhumadilov of the Crimean Institute for Strategic Studies, “be spread wide enough in the world so that, when we are hurt today, the pain is felt everywhere”.
 
And trauma can also bequeath another important asset: diasporas, whose lobbying, broadcasting and fund-raising are ever more important. Students of Zionism note wryly that, if it succeeded in attracting all Jews to Israel, the state’s future would be jeopardised, because the diaspora’s political and financial aid is vital. The benefits are intellectual as well as practical. Barham Salih recalls how nationalist ideas flourished among Kurds who, like him, fled Saddam Hussein’s Iraq. Many—like Mr Salih, a former prime minister of the Kurdish regional government—returned with valuable expertise. (Diasporas can also be obstructively hardline: “In the diaspora you live the dream,” Mr Salih says; “here you have to deal with reality.”)
 
None of these considerations matters unless, like Iraq—and the Soviet, Austro-Hungarian, British and Ottoman empires before it—the host regime crumbles, or more unusually, consents to a secession. But its vassals must be equipped to exploit the crisis when it comes.
 
Critical mass; plausible borders; sympathy abroad; a story; a diaspora; fragile overlords: where might these conditions next be met? Russia, itself an internal empire, could yet disintegrate. So, under the strain of democratisation, might China, perhaps opening a path to statehood for Tibet and the Uighurs, persecuted Muslims. Another realignment of the Middle East seems inevitable. If Syria falls apart, speculates Mr Ishak, the Assyrian, some of his scattered brethren might come back. In the very long term, there is always hope.
 

Bu haber toplam 4224 defa okundu.


Caner K'uek'ue

Koskoca The Economist bile Çerkes ulusunu eğlenceli düğünleriyle tanımış. Çok yazık.. Yazık bize.. 150 yıldır içimizden adam gibi bir lider çıkarıp da Çerkes ulusunun düğünlerinden oyunlarından başka şeylerinin de olduğunu dünyaya gösteremediğimiz için yazık..
bunda Çerkes ulusunu dünyaya kafkas olarak tanıtan kaf'lı küflü kurumların katkısı yadsınamaz tabi ki. Ama işler değişti artık. Adige (Çerkes ) halkı uyandı ve artık anavatanı Çerkesya'yı birleştirmeye ve diriltmeye çalışıyor.

28 Temmuz 2015 Salı Saat 17:00
EMİN (AWTLE)

Sayın Z.Abidin Besleney'e çevirisi için teşekkürler. Fakat makale için bir sorum olacak?
Economistde ki bu yazıda çerkesler için verilen bilgilerin kaynağı konusunda bilgi verebilmeniz mümkün mü? selamlarımla.

14 Temmuz 2015 Salı Saat 01:08
Karden Murat

Sayın Hapi Cevdet Yıldız'ın isabetli görüşlerine aynen katılıyorum. Bu haberi yapana, Çerkesler hakkındaki bu görüşleri sunanlar kimlerdir ? Niçin Rusya'nın Çerkes Soykırımı ve Sürgünü konusundaki yalanlarının The Economist gibi bir yayında bulunması sağlanmaktadır? Niçin mütemadiyen bu tür haberlerin satır aralarına bu tarz zehirler serpiştirilmektedir?

13 Temmuz 2015 Pazartesi Saat 10:11
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net