Karakter boyutu :
Judy Dempsey:Avrupa 2016 Yılına Berbat Başladı

15 Ocak 2016 Cuma Saat 19:54

Judy Dempsey , 7 Ocak 2016
Avrupa’da açık sınırlar çökmüş durumda. 2016 yılının ilk günlerinde bazı AB ülkeleri sınır kontrolünü yeniden başlattılar. İsveç’in Danimarka’dan giriş yapanlara belgelerini gösterme zorunluluğu getirmesiyle iki ülke arasındaki açık kapı kapandı.
Başka ülkeler savaştan kaçan Suriyeli, Iraklı ve Afgan sığınmacılara karşı tel örgüler inşa ettiler. Şansölye Angela Merkel’in savunduğu Almanya’nın açık kapı politikası da tehdit altında. Yılbaşı gecesi Köln kentinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu kökenli oldukları iddia edilen grupların çok sayıda kadını taciz etmesi Merkel’in yanlış yaptığını düşünenlerin elini güçlendirmiş görünüyor.
Popülist partiler ve Avrupa-kuşkucular uzun süredir mülteci akınından besleniyor. Emeğin ve malların serbest dolaşımı pahasına bile olsa Schengen sisteminin sona ermesini istiyorlar.
Bu akımlar AB’nin temsil ettiği tüm değerlerle çelişiyor ve birliğin dokusunu yıpratıyor. Polonya’da Kanun ve Adalet Partisi iktidarının yurtsever değerleri yücelten medya yasası çıkarmak istemesi Avrupa’nın karşı karşıya olduğu derin krizin tipik bir örneğidir.

Judy Dempsey: Carnegie Europe yerleşik olmayan ortağı ve Strategic Europe sayfası baş editörü
Siyasi risk danışmanlığı hizmeti veren Eurasia Group tarafından yayınlanan 2016 Tepe Riskler raporuna göre “Bölünmüş Avrupa savunmasız ve azami tehlike altında. Üç büyük gücün gösterdiği gibi hükümetler kendi başlarının çaresine bakmak istiyorlar.”
Farklılık AB için yeni değil. Barındırdığı farklı eğilimlere rağmen AB Rusya’ya yaptırımların arkasında durmayı başardı.
Ama şimdi durum farklı; farklılıkların üstesinden gelmek bu defa kolay değil. AB ve küreselleşme hiçbir zaman olmadığı kadar itibar yitirmiş durumda. İtibar kaybına Atlantik Ötesi ilişkilerin zayıflaması eşlik ediyor. Bu iki eğilim 1945 sonrasında doğan liberal düzeni yok etme potansiyeline sahip görünüyor. 2016 yılına girerken Avrupa’nın karşısındaki en önemli tehdit bu.
Açıklığa, dinamik demokrasilere ve pazar ekonomilerine dayanan liberal düzenin temelinde Atlantik Ötesi ilişkiler yatıyordu. Ama bugün çok az AB üyesi ülke bu düzeni savunuyor. Amerika 2016 başkanlık seçimi için geriye sayarken ve Avrupa’ya ilgisi zayıflamışken AB liderleri kendi ulusal çıkarlarının peşinden gitmeye devam edecekler.
Bu gidişatı değiştirme gücüne sadece İngiltere başbakanı David Cameron ve Merkel sahip.
Cameron en geç 2017 yılında ülkesinin AB içinde kalıp kalmayacağına ilişkin referandum yapacak. Referandumun tek olumlu yanı Avrupa’nın geleceğini tartışmaya açmış olması görünüyor. Bunun zamanı çoktan gelmişti.
Cameron 2020 seçimlerinden sonra üçüncü defa başbakanlık yapmak istemediğini söylediğine göre (fikrini değiştirmesi elbette ihtimal dışı değil) kariyer hesabı yapmadan ülkesini AB içinde tutmaya çalışabilir. İngiltere’nin AB’yi kurtarması için bu büyük bir fırsattır. Londra’nın birlikten çıkması Avrupa’yı dönüşü olmayan hızlı bir iniş eğilimine sokar.
Merkel’in durumu çok farklı ve çok zor. 2008 yılında başlayan euro krizini o yönetti. Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble ile beraber avro bölgesini – şimdilik – kurtarmış görünüyor. Ayrıca AB ülkelerinin Rusya’ya yaptırım uygulamasına liderlik etti.
Ne var ki güçlü, açık ve özgüvene sahip bir Avrupa yaratma çabası açık-kapı politikasından büyük zarar gördü. Bazı AB ülkeleri Merkel’in mülteci politikasına ve yükün paylaşılması için üye ülkeleri ikna etme yöntemlerine muhalefet ediyor. En önemlisi, AB ortakları Merkel’in liderliğine karşı çıkıyor.
Bu Almanya’nın AB’yi darboğazdan çıkaramayacağı anlamına geliyor. Ulusal ve ulusçu çıkarlar karşısında Almanya’nın daha güçlü bir Avrupa yaratma çabası yetersiz kalacak. Daha fazla bütünleşme, hiç olmazsa iki vitesli Avrupa çağrısı yapacak bir liderin adı kimsenin aklına gelmiyor.
AB’yi ve 1945 sonrası liberal düzeni ayakta tutacak tek şey önerilen Atlantik Ötesi Ticaret ve Yatırım Ortaklığıdır. Bu anlaşma net ve şeffaf ticaret kuralları koyacak yeni bir ekonomik ve toplumsal Atlantik Ötesi ittifak kurabilir. Ne var ki bu ümitvar vizyon bile Avrupa’nın Amerika tarafından gölgeleneceğinden kaygı duyan akımların vesayetinden kurtulamıyor.
Oysa asıl sorun Avrupa’nın şu anda hiçbir şey yapmıyor olmasıdır.
Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel
Cherkessia.net, 15 Ocak 2016
****
Europe’s Terrible Start to 2016
Judy Dempsey, January 7, 2016
Open borders in Europe are all but dead. During the first week of 2016, several EU countries imposed border controls and checks at train stations and other crossings. The bridge linking Denmark and Sweden is no longer an open gateway to the Nordic region after a new Swedish law came into force demanding that travelers from Denmark show identity documents.
Other countries have built fences to keep out the refugees fleeing the wars in Syria, Iraq, and Afghanistan. Germany’s open-door policy, which Chancellor Angela Merkel has defended, is under threat too. The reported assault of many women by groups of men, allegedly of North African or Arab backgrounds, at the New Year’s Eve celebrations in the western German city of Cologne will vindicate those who believe Merkel’s generosity has been misguided.
The influx of refugees has been manna for populist movements and Euroskeptics. They want to see an end to the Schengen system, which did away with most border controls across the EU, even though reinstating such controls would have serious economic consequences for the free movement of labor and goods.
This populism is being translated into something that is eroding the very fabric of the EU. It is a patriotism based on a nationalist agenda that contradicts everything the EU was supposed to represent. Plans by Poland’s governing conservative Law and Justice party to introduce a media law that will promote patriotic values is symptomatic of the deep crisis now affecting Europe.
“Europe is divided, vulnerable, and maximally insecure. Governments are going their own way, a trend most obvious in new alignments of Europe’s three major powers in new (and opposing) directions,” according to the Top Risks 2016 report, which has just been published by Eurasia Group, a political risk consultancy.
Divisions are nothing new for the EU. Indeed, it is remarkable that despite its differences, the bloc has so far managed to remain united in keeping the sanctions that were imposed on Russia for its March 2014 annexation of Crimea.
But today’s divisions are different and much more difficult to overcome than previous ones. This is because they represent a profound lack of confidence by publics across Europe in the EU and in the merits of globalization. This lack of confidence coincides with the dangerous and persistent waning of the transatlantic relationship. Both trends are undermining—indeed damaging—the liberal Western order that emerged after 1945. That is the greatest threat facing Europe as it enters 2016.
This liberal order of openness, of vibrant democracies, and of market economies was anchored on the transatlantic relationship. But today, it shows few signs of being defended by most EU governments. With the United States closing shop for the 2016 presidential election campaign and with U.S. interest in Europe so weak, EU leaders will continue to pursue their own national agendas.
Two European leaders could change the dynamics of these trends: David Cameron, the British prime minister, and Merkel.
Cameron will hold a referendum by 2017 at the latest on whether Britain should remain in the EU. Despite the virulently anti-EU stance of the British tabloid press, the one good thing about the pending referendum is that it is generating a debate about Europe’s future direction. This is long overdue.
And since Cameron has already said he will not serve a third term as prime minister after the next general election in 2020 (he can of course always change his mind), what has he to lose by going all out to keep Britain inside the EU? This is a huge chance for Britain to save the EU. To quit the bloc would lead to Europe’s permanent and rapid decline.
Merkel is in a very different and difficult situation. Since the beginning of the euro crisis in 2008, she has led the EU through financial turmoil. Along with her finance minister, Wolfgang Schäuble, she has—so far—saved the eurozone. And she steered all EU countries into imposing sanctions on Russia.
But her ability to push for a strong, open, and confident Europe has been jeopardized by her open-door policy toward refugees. Several EU countries openly resent and criticize Merkel for her refugee policy and for the way she has tried to persuade other EU countries to share the burden of providing safety to the refugees. More fundamentally, Merkel’s EU partners resent her leadership, which has been accentuated because the EU has been so weak in crisis management.
What this means is that Germany, paradoxically, cannot really lead the EU out of its current trough. The national and nationalist agendas are running too deep for Berlin to push for a stronger Europe. It is hard to name any EU leader who would call for more integration—or even a two-speed Europe that would salvage the EU.
The one thing that could rescue the EU and the post-1945 liberal order is the proposed Transatlantic Trade and Investment Partnership, or TTIP. This deal could lead to a new economic and social transatlantic alliance to set clear and transparent trading rules. Yet even that is becoming hostage to European movements that believe Europe’s social model will be undermined and Europe will play second fiddle to the United States. But at the moment, Europe is hardly playing at all.
Bu haber toplam 2676 defa okundu.
Şirin M. Uyanık-Maraş
Sadece Avrupa mı? Bence Türkiye içinde berbat bir yıldı Aytek bey.Ortadoğuya hakim olacağız diye düştüğümüz rezilliklerin sonu gelmedi. Etrafımızda ki bütün komşularımızla kavgalıyız. En son Rusya eklendi. Adamların uçağını düşürdük tartışmalı hava sahası kompleksimiz yüzünden. Avrupa daha sakin bizden. Çünkü biz resmen bölgenin deli oğlanı triplerindeyiz. Bela arayıp duruyoruz sürekli.
17 Ocak 2016 Pazar Saat 02:07