Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kerim Has:Rusya Neden Suriye’den Çekilme Kararı Aldı?
19 Mart 2016 Cumartesi Saat 14:32
 
Kerim Has, 17 Mart 2016
 
30 Eylül 2015 tarihinde Suriye denklemine doğrudan askerî müdahaleyle dahil olan ve beş buçuk aylık hava operasyonlarıyla sahadaki dengeleri Esad rejimi lehine değiştiren Rusya, geçtiğimiz gün de bu ülkedeki askerî varlığını azaltma konusunda ani ve birçoklarınca beklenmeyen bir karar aldı. Hâlihazırda Rus askeri güçleri Suriye’den kısmî olarak çekilmeye başlamış durumda.
 
 
Rusya’nın hava operasyonlarına başlamasındaki asıl neden, terörizmle mücadele başlığı altında Esad rejiminin ülkedeki konumunun sağlamlaştırılarak -belli ölçüde de olsa- Suriye’nin devlet yapısının korunması yoluyla Moskova’nın Ortadoğu’daki bölgesel çıkarlarının maksimizasyonu idi. Bunun haricinde, başta ABD/Batı’nın dünyanın farklı coğrafyalarındaki iktidar değişimi talep, çaba ve eylemlerine set çekerek uzun süredir devam edegelen yeni uluslararası sistem arayışlarında masada Moskova’ya merkezi ve güçlü bir yer açmak da Kremlin’in askerî operasyonlara başlamasının arkasındaki temel motivasyonu oluşturmuştu.
 
 
Moskova’nın askerî varlığını azaltma yönünde son aldığı karar ise eski Suriye’nin yeniden inşa edilemeyeceğine yönelik öngörüsünün artık ciddi bir kanaate dönüştüğünün ve Esad rejimine ülkenin toprak bütünlüğü korunsa bile ancak sınırlı bir kısmında gerçek anlamda iktidar sahası açacağının işareti olarak okunabilir. Bu kararla birlikte Rusya’nın, Cenevre’de yeniden başlayan müzakerelerde Esad rejiminin dayandığı temel askerî desteği azaltıp masada elini zayıflatma neticesinde bir kısım tavizler vermesini zorlayarak muhalif gruplarla bir şekilde uzlaşmasını amaçladığı söylenebilir. Ancak bu tavizlerin çerçevesi ne olabilir ve bu sürecin paralelinde Rusya’nın stratejisi nasıl bir boyuta evrilecek?
 
Kerim Has: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Avrasya Araştırmaları Merkezi'nde Rusya Uzmanı, USAK Moskova temsilcisi.
 
 
Kararın anlamı
 
Rusya’nın söz konusu çekilme kararının içeriğine baktığımızda şöyle bir tablo karşımıza çıkıyor. Öncelikle, Rusya’nın Suriye’deki askerî varlığını sonlandırmadığının, tam tersine 30 Eylül 2015 tarihi öncesiyle karşılaştırıldığında önemli ölçüde artırdığının görülmesi gerekiyor. Alınan kısmî çekilme kararı ancak 15 Mart 2016 tarihinin hemen öncesiyle kıyaslandığında bir azalma ifade ediyor, yoksa Rusya’nın Suriye’deki askerî varlığı önümüzdeki dönemde de operasyonlara başlamadan önceki mevcudiyetinden çok daha fazla nicelik ve nitelikte devam edecek. Özellikle, Rusya’nın Tartus’taki deniz üssüne ek olarak Hmeymim’de de hava üssü elde etmesi bölgedeki askerî kazanımları hanesine yazılmalı.
 
 
Ayrıca, Rusya’nın Türkiye’yle yaşadığı uçak krizi sonrası bölgeye sevk ettiği S-400 füze savunma sistemlerini de Hmeymim üssünde konuşlandırmaya ve Suriye’nin hava sahasını kontrolü altında tutmaya devam edeceği not edilmeli. Yine, Mart ayı başında Suriye’ye gönderdiği Su-35 savaş uçakları da bölgede Batı’yla işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla IŞİD ve El-Nusra gibi gruplara karşı operasyonları sürdürecek. Çekilme kararı sonrası Rusya’nın hava kuvvetlerine ait Suriye’de toplamda 40-50 civarında stratejik bombardıman uçağı, insansız hava aracı, savaş helikopteri ve savaş uçağı bulunmaya devam edecek. Askerî personel ve uzman kadro açısından ise Rusya, sayıyı 5-6 bin seviyesinden bine indirmeyi planlıyor ki bu rakama istihbarat kadrosu dahil değil. Dolayısıyla Rusya’nın kısmî çekilme kararı sonrası askerî mevcudiyetinin sahadaki gelişmeleri izleyip gerektiğinde değiştirebilme boyutlarında seyredeceği söylenebilir.
 
 
İkinci olarak, Rusya’nın aldığı kısmî çekilme kararını Esad’ın askerî ve de diplomatik yollarla artık iktidardan uzaklaştırılamayacağına yönelik kendi inanmışlığının ötesinde bu konuda ABD ve Batılı temel aktörleri de tam anlamıyla ikna ettiğinin göstergesi olarak okumak gerekiyor. Bu anlamda, Batı’yı da ikna ettiğine dair böyle bir inanca sahip olmasaydı zaten Moskova çekilme kararı almazdı ve operasyonlarını sürdürmeye devam ederdi. Rusya’ya göre Cenevre görüşmelerinin ilk amacı Esad’ın görevden alınamayacağının sadece muhalefetçe değil Batı tarafından da tasdiki idi. Bu hedefe ise halihazırda Moskova ulaşıldığı kanaatinde. Rusya’daki ekonomik krizin ise bu kısmî çekilme kararı üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı olduğunun altını çizmek gerekiyor. Suriye’deki operasyonların ekonomik maliyeti şu aşamada kesinlikle Rusya açısından geri çekilmeyi gerektirecek boyutlarda değil. Bu açıdan operasyonların ekonomik maliyetinden ziyade geçen süre içerisinde Rusya’ya bölgede kazandırdığı jeopolitik ve stratejik derinliğin çekilme kararı üzerinde daha belirleyici olduğu söylenebilir.
 
 
Bu noktada, Rusya’nın operasyonlarının Şam ve çevresi haricinde Esad’ın kontrolü altında olması gerektiğini düşündüğü özellikle Lazkiye, Halep, Hama, Humus gibi bölgelerde yoğunlaştığı hususuna dikkat çekmek gerekiyor. Rusya, Suriye’nin hem askerî ve ekonomik açılardan hem de ilerleyen dönemde enerji boru hatlarının muhtemel geçiş güzergahları bağlamında stratejik ana arterleri anlamına gelen bölgelerindeki hava operasyonlarıyla rejimin buralardaki hakimiyetini güçlendirmişti. Resmî düzeyde hiçbir zaman açıktan dile getirmediği ancak sahadaki güç dengesini değiştirme yoluyla önüne koyduğu bu hedefle Rusya, aslında Esad rejimine yeni Suriye’de biçtiği rolün de ‘fiili’ sınırlarını belirlemişti. Dolayısıyla Moskova’nın kısmî çekilme kararı sonrası bölgedeki diğer aktörlerce muhalif gruplar yeniden ağır biçimde silahlandırılarak güçlendirilip Esad rejiminin özellikle bu şehirlerde zayıflatılması hedeflenirse Kremlin’in de çektiği askerî gücünü oldukça hızlı bir şekilde Suriye’ye yeniden sevk edeceği rahatlıkla öngörülebilir.
 
 
Üçüncüsü, Moskova’nın aldığı çekilme kararı, çok büyük ihtimal ABD’yle üzerinde uzun süredir müzakere edip önemli ölçüde nihayete erdirdiği ve Suriye’de ‘yumuşak bir geçişin’ hedeflendiği ‘federasyon seçeneğine’ Esad’ı da ikna etmenin bir çeşit ‘Rusçası’ olarak değerlendirilmeli. Rusya, Batılı temel aktörleri nasıl askerî gücüyle Şam’da Esad’ın -en azından birkaç yıl daha- kalıcılığı konusunda ikna etmeyi başardıysa, Esad’ı da Suriye’nin geleceği ve yeniden inşası konusunda, bir ölçüde ABD/Batı’yla geliştirmeye çalıştığı plana yine askerî gücünü oldukça fonksiyonel kullanarak ikna etmeyi amaçlıyor. Bu anlamda, Kremlin’in 2011 öncesindeki Suriye’nin yeniden inşasının mümkün olmadığı şeklinde güçlü bir kanaate sahip olduğunu vurgulamak gerekiyor. Bu çerçevede, Rusya’nın kısmî çekilme kararını, son dönemde farklı mahfillerde kendisinin ‘asimetrik federasyon’, ABD’nin ise ‘B planı’ olarak seslendirdiği ve Suriye’de otonom bir kısım bölgelerin oluşturulacağı bir senaryo üzerinde Washington’la yürüttüğü müzakerelerin somut neticeler vermeye başladığı şeklinde okumak yanlış olmayacaktır.
 
 
Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde kalma şartıyla bu otonom yapıların ise özellikle güvenlik/savunma, dış politika ve enerji konularında klasik federasyon tanımının dışına çıkacağı ve maksimum özerklik elde etmelerinin hedefleneceği söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında, Kremlin’in aldığı bu karar, Suriye’de bu tarz bir ‘esnek’ federasyon senaryosunun gerçekleşmesinde Rusya’nın ABD/Batı’yla ‘yük paylaşımı’ yapacağı anlamına geliyor. Kağıt üzerinde ‘federasyon’ şeklinde ifade edilmesi planlanan bu modelin Suriye’de ilerleyen dönemde aslında ‘konfederatif’ bir niteliğe bürünmesi ve oldukça esnek bir merkez-çevre ilişkisine dönüşmesi ihtimali çok yüksek.
 
 
Riskler ve fırsatlar
 
Suriye’de pratikteki anlamıyla bu ölçüde ‘esnek’ bir federasyon seçeneğinde Rusya-Batı ekseninde şimdilik üzerinde uzlaşılan tek somut hususun ise Kürtlere tanınması muhtemel maksimum özerklik olduğu görülüyor. Ancak, Kürt nüfus için Suriye’nin kuzeyinde öncelikle Türkiye olmak üzere bölgedeki diğer kilit aktörlerin çıkarları ve tehdit algılamaları yeterince dikkate alınmadan oluşturulabilecek böyle bir otonom yapının etnik temelde olmanın ötesinde PYD/PKK terörü kontrolünde örgütsel bazda olması dolayısıyla bölgedeki çatışmaları daha fazla tetikleyebileceğinin altı çizilmeli. Nasıl Suriye’nin bütününde sadece bir mezhebin (Nusayri) yönetimi ve kilit alanlardaki kontrolü altındaki devlet mekanizması çalışmadıysa, mikro ölçekte ülkenin kuzeyinde de bölgenin demografik yapısındaki çeşitlilik yeterince dikkate alınmadan sadece bir etnik grubun örgütsel bazdaki (PYD/PKK) iktidarına açılacak alanın risklere gebe bir durum oluşturabileceği göz ardı edilmemeli.
 
 
Bununla beraber, söz konusu risklerin diğer yandan da Türkiye’nin bölgesel Kürt vizyonu için hem askeri/güvenlik tehdit algılamalarını güncelleme hem de yeni demokratik yorumlar/yaklaşımlar kazandırma bağlamında bir takım fırsatlar sunabileceği gerçeği de not edilmeli. Yine, son dönemde özellikle Türkiye içindeki aktivizasyonunu artıran PKK terörüne karşılık Ankara’nın vereceği cevabın ülke içindekinin ötesinde bölgesel yansımalarının şimdilerde her zamankinden fazla dikkate alınması ve buna göre alandan alınmış doğru istihbarat odaklı bir stratejik planlama yapılması önem arz ediyor.
 
 
Ayrıca bölge-içi ve bölge-dışı birçok aktörle beraber Rusya’nın da bölgesel Kürt vizyonunun halihazırda bir gelişme/olgunlaşma süreci içerisinde olması ve birçok belirsizlik barındırması bu anlamda bir bakıma Türkiye açısından kendi vizyonuna alan açma noktasında fırsat penceresi oluşturabilir. Bu çerçevede, Moskova’nın özellikle PYD’yle Suriye’de sahada geliştirdiği sınırlı ve konjonktürel de olsa bir çeşit askerî ‘koalisyon ortaklığını’ farklı mekanizmalar aracılığıyla siyasi tanıma düzeyine çıkararak ‘devamlı bir müttefiklik ilişkisi’ modeline taşıma noktasında henüz net ve kapsamlı bir kararının olmadığını belirtmek gerekiyor ki Kremlin’in bu konudaki adımlarının geleceğini büyük oranda Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri kadar kendi bölgesel Kürt vizyonunun ne yönde evrileceği belirleyecek.
 
 
Öte yandan, Moskova-Washington hattında Suriye üzerinde geliştirilen federasyon senaryosunun en fazla su yüzüne çıkardığı bir başka konu da aslında Rusya, Esad rejimi ve İran’ın Suriye’deki çıkarlarının yüzde yüz örtüşmediği gerçeği oldu. Rusya, yeni Suriye’de Esad’ın toprak hakimiyetini sınırlandırmasına rağmen kendisine bağımlılığını sürdürmeyi başarırken, Suriye’nin kuzeyinde bir ölçüde Batı’nın da desteğiyle oluşturmaya çalıştığı Kürt otonom yapısıyla gerektiğinde (İran’daki önemli miktardaki Kürt nüfus itibarıyla) Tahran’a karşı da kullanabileceği bir kozu halihazırda sahaya sürmüş durumda. Bu koz, İran’a yaptırımların kaldırılması sonrası Moskova-Tahran ilişkilerindeki rekabetin enerji boyutunu aşarak bölgesel güvenlik çıkarları bağlamında da bir ayrışmaya dönüşmesine yol açabilir ki bu durum da yine bir başka açıdan Moskova-Tahran eksenindeki muhtemel bir çıkmazda yapıcı ve kapsayıcı bölgesel bir Kürt vizyonu geliştirdiği takdirde Türkiye’ye sahada ciddi bir alan kazandırabilir.
 
Bu noktada, Rusya’nın Suriye’de Tahran’a, ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrası hem Bağdat merkezi iktidarında hem de Erbil yönetiminde İran’a açtığı nüfuz alanı kadar bir saha açmayacağını belirtmek gerekiyor. Bu durum, Rusya-Esad-İran eksenindeki Suriye’de çıkar ayrışmasının ilerleyen dönemde Esad’ın nüfuz alanı, enerji, Kürt nüfus gibi birçok hususta oldukça çetrefilli bir boyutta ilerleyeceği anlamına geliyor.
 
 
Sonuç itibarıyla, Rusya’nın Suriye’den kısmî çekilme kararı, 30 Eylül 2015 sonrası bölgede oluşan gerçekliğin ve gidişatın Kremlin ile Batılı temel aktörler tarafından önemli oranda ‘kabulü’ ve de ‘onayı’ neticesinde ortaya çıkan bir duruma işaret ediyor. Bu anlamda, salt askerî bir karar olarak gözüken bu durumu -daha az askerî çaba ve güvenlik riskleri tahminleriyle- daha ziyade diplomatik kazanımlar güden siyasi bir hamle şeklinde okumak yerinde bir yaklaşım olacaktır. Realist açıdan bakıldığında, halihazırda Suriye krizinde topu bölgesel aktörlerin sahasına gönderen başta Rusya ve ABD’nin öngörülerinin ne ölçüde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise önemli oranda bu bölgesel aktörlerin çıkar tanımlamalarındaki ve tehdit algılamalarındaki muhtemel değişimler belirleyecek.
 
 
Kaynak: USAK
 
 
Cherkessia.net, 19 Mart 2016
 

Bu haber toplam 2743 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net