

ШЫУ ЗАКЪУ
TEK ATLI Nazım Hikmet ve Mayakovski üzerine blog yazısı. Brandt Khudıj'ın yorumlarına ilave olur. K. Nalbiy ne Nazım'dan nede Mayakovski'den daha aşağı değildi bana göre. Hatta belkide yukarıdaydı. Arkasına hakim ideolojik sınıfın rüzgarını almadığı için onlardan daha zayıf değildir. Bunuda bilmeliyiz. Ayrıca Kuyeko Nalbiy'in türkçe çevirileri güzel ancak anadilden okuma yapanlar onun edebi kapasitesinin doruklarını görme fırsatını bulur. Okuma öğrenmek dili konuşabilenler için zor değil. Yazma demiyorum o epeyce çalışma gerektirir.
http://moskovanotlari.blogspot.com.tr/2015/05/turk-siirine-rus-katks-mayakovski.html
Kube Nurhan ve Khanbolet'in açtığı parantezden devamla...
(Yorumlar çok hoşuma gitti doğrusu. Şiir konuşmayalı epey zaman olmuş hayatın gaileleri ile tökezleye tökezleye yaşar olmuşuz. Şiir umuttur. Hala şiirden konuşabilen insan varsa umut vardır)
Mayakovski zamanının yani devrimin şekillendirmeye başladığı Rus insanına hitap ediyordu bence Nurhan hanım. Nazım Hikmet'de halkın şairi olabilmiş ender şairlerdendir bana göre.
Nazım Hikmet Marksizme bağlanmaya başladığında Vladimir Mayakovski ve Klebnikov gibi Rus fütürist ve konstrüktivist akımlarının şairlerinden etkilenir.
N. Hikmet'in ilk Moskova macerasında iki şiir akımı öne çıkmıştı. Biri Mayakovski'nin öncülük ettiği fütürizm (gelecekcilik) Diğeri ise İlya Selvinski, Eduard Bagritski gibi şairlerin öncülük ettiği yapımcılık akımı. Nazım Hikmet daha Rusça bilmediği için bu akımlara biçimsel açıdan bakabiliyordu. Bir rastlantı sonucu Mayakovski ile tanışarak Gelecekçi akım şairlerine katıldı. O günleri şöyle anlatır:
“Bir gün Şura’yı görmek için odasına gittiğimde, baktım sesler taşıyor küçük odadan. Bütün seslerin üstüne çıkan görkemli bir ses ise hepsini bastırıyor. İçeri girdiğimde, bu görkemli sesin iriyarı geniş omuzlu, kafası usturayla tıraşlı bir adamın sesi olduğunu gördüm. Herkese sövüyormuş gibi geldi bana....”
“ Mayakovski daha o zamandan, Ekim Devrimi’nin şairi olarak dünya çapında ün kazanmıştı. Bense kimsenin tanımadığı, işin başlangıcında bir Türk şairi, bir KUTV öğrencisiydim. (...) Buna karşın hemen dost olduk onunla. Evi dostlarına açıktı her zaman ve ben sık sık giderdim oraya. Fakat çok zor anlıyorduk birbirimizi. O zamanlar Rusçam yetersizdi çünkü”
Nazım Hikmet çevresindekileri etkileme gücü çok yüksek olan bu ünlü şairin şiirlerini anlayamıyor, ama basamaklı dizeleri taklit ediyordu. Birlikte şiir okumayada gidiyorlardı.
'' Politeknik Müzesi salonunda Mayakovski’yle birlikte şiir okudum. Moskovolıların karşısına hemen hemen ilk çıkışımdı bu. Korkuyordum. Mayakovski, ‘Korkma Türk’, dedi, ‘fark etmez, anlayamayacaklar nasıl olsa’”
Nazım Hikmet artık Mayakovski gibi fütürist şair olduğuna inanıyordu. Fakat çok iyi Rusça bilen bir arkadaşı kendisini Gelecekçi saymasının yanlışlığından söz etti: O lirik bir şairdi ve fütürizmde bireyin iç dünyasına, psikolojiye yer verilmiyordu. Gene aynı arkadaşından Yapımcılık akımının lirizme karşı olmadığını öğrenince, Nazım Hikmet ülkedeki yeniden yapılanma savaşımını da çağrıştıran bu anlayışa yöneldi. Yapımcılarla birlikte ilk şiir okumaya çıktığında tepkiyle karşılaştığını, kafasına kitaplar atıldığını, Mayakovski’nin “Dönen Türk!” diye kınadığını söyler. Buna rağmen Mayakovski’yle arkadaşlıkları devam eder.
1941’de Bursa Cezaevi’nden Malatya Cezaevi’ndeki Kemal Tahir’e yazdığı mektubunda şöyle diyordu: “Mayakovski’nin 940 da neşredilen ve bir tek ciltte toplanan şiirleri elime geçti. Okuyorum. Sana bir itirafta bulunayım aramızda kalsın, Mayakovski’yle yeni tanışıyorum.”
K.Nalbiy, Mayakovski, Nazım Hikmet ne farkeder. Şiirsever dostlara selamlar.
Şiir mükemmel!
Çerkescenin bütün gizleri var her kelimesinde. Çevirenlerin bize ulaştıranların yüreğine sağlık.
Thaşöğepsev nahıjher, nıbjeğuher