

Kuleko Emm şöyle diyor: “... Adıgece bir resmi dil oldu, ancak öğrenilmesi zorunlu bir dil statüsüne yükselemedi, cumhuriyetimizce kabul edilip de yürürlüğe konmuş ve bize ait olan (-Adıgecenin geleceğini garanti altına alan-) bir yasa hükmü (Положение) yok. Bu nedenle (-cumhuriyetimizde-) Rusça öğrenim programı uygulanıyor. Yani bir ulusal program kabul edilmiş değil. Bu da derin bir yara ve bir üzüntü kaynağı. Yürürlükteki yasa hükmüne göre Adıgece isteğe bağlı bir seçimlik dil, istemeyen öğrenci Adıgece okumaktan, öğrenmekten bağışık (muaf) tutuluyor. Kimse Adıgeceyi öğrenmesi için zorlanamıyor”, (bk ‘Adıge Mak: Anadilini Bilmemek Bir Eksikliktir’).
Herşey politik makamın, cumhuriyet yönetiminin sorumluluğunda. Burada hekim bayanın edepsizliğini görüyorsunuz. Benzeri bir duruma 1992 yılında ben de tanık olmuştum: Maykop Adıgeya oteli. Otelde Ürdün’den otobüsle gelmiş bir turist kafilesi var. Kafileden bir genç ağır bir sancı geçiriyor, kıvranıyor. Kafile sorumlusu yaşlı biri. Resepsiyonda bir Adıge bayan var, yardımcı olmasını, masrafları kendisinin karşılayacağını, bir taksi olsun çağırmasını rica ediyor. Kadın, “Bugün cumartesi, her yer kapalı, yardımcı olamam” diyor. Adam ricada ısrar ediyor, kadın oralı bile olmuyor. Sonunda thamate dayanamayıp, “Bu güzel geleneği kimden aldınız? (Mı xebze daxer xetı kışuxiĺhağ?) diye soruyor. Kadın edepsizce, “Vırısım kıtxiĺhağ, cavırım kıtxiĺhağ“ (Rus’tan aldık gâvurdan aldık) diyor. Turizmi başından sabote edici çok çirkin bir davranıştı bu. Utandım. Ayrıca bu türden davranışlar Adıge kadınlarının bazılarının olsun ne denli terbiyesizleşebildiklerini, dejenere olabildiklerini ve kabalaşabildiklerini gösteriyor. Yazık...
Çocuk yuvasına gelince, burada yönetimin/ bakanlığın sorumluluğu, ihmali var, çocukla anadilinde konuşmayan eğiticinin o yerde ne işi olabilir? Kulağından tutup kapı önüne koyarsan, okullarda Adıgeceyi de Rusça gibi zorunlu ders dili haline getirirsen, büyük firma ve şirketlerde Çerkesçe konuşma yasağını kaldırırsan ya da oralara kilit vurursan, Rusumsu Çerkeslere yüz vermez, çocuk yuvalarında görevlendirmezsen sorun çözülür. Ama bizdeki yöneticilerin/ ‘Adıge’ yöneticiler içki içme, zevk ve sefa dışında bir işleri yok muş gibi. Rahmetli İzzet Aydemir bir üst düzey bürokratı işaret edip “Bu adamın 10 tane metresi var” demişti. Bakalım, Lışha vekili genç Kumpıl Murat ne yapacak, Moskova’nın bir dediğini iki etmeyen biri mi olacak yoksa ulusun sorunlarına eğilen biri mi olacak?..
Ailede konuşulacak dil konusuna gelince, konuşulacak dili genellikle çocuk belirler. Hangi dil çocuğun kolayına geliyorsa, hangi dili daha fazla kullanıyorsa, çocuk o dilde konuşur, anne baba da çocuğa uyar, Rusça konuşmaya başlar. Ailedeki konuşma dili çocuğun belirlediği dil olur. Genellikle bu böyle gelişir, Türkiye’de de öyle oldu. Önemli olanı bunun bilincine varmak, çocuğu anadilinde konuşmaya özendirmek, ipleri, kumandayı çocuğun eline vermemek, dahası Kabardey bayan öğretmen Tenaŝ Nazire Tamar’ın dediği gibi (bk. “En Mutlu Anlarım Gençlere Çerkesçeyi Öğrettiğim Anlar Oluyor”), Adıgeceden başka bir dil bilmiyormuş gibi yapıp çocuğu anadilinde konuşmaya zorlamaktır. Ancak bu da yetmez ve kalıcı çözüm olmaz. Çocuk sokağa çıktığında yeniden çoğunluğa uyar ve Rusçaya öncelik verir. Kesin çözüm, dilin devlet korumasına alınması, Adıge Cumhuriyeti’nde geçerli olan Rus ulusal eğitim yasasının iptal edilerek onun yerine, mutlaka bir Adıge ulusal eğitim yasasının kabul edilmesi olabilir. O zaman Çerkesçe üzerindeki Rus prangası bir nebze olsun gevşemiş olur. Çünkü çoğunluğun dili olan Rusça baskın dil olma özelliğini yine sürdürecektir
Aslında cumhuriyetler yönetimlerinin bu gibi konularda, örneğin bir Adıge ulusal eğitim yasası çıkarma konusunda yetkileri vardır. Bu yetki anayasal düzeyde bir yetkidir. Ama Moskova’dan biraz daha fazla para koparmak, kişisel çıkarlar elde etmek, Rus’a hoş görünmek gibi nedenlerle bu yetkiler kullanılmıyor. Aslında Adıgey’in ve Kabardey’in ekonomik kaynakları yeterlidir, Moskova’nın yardımı olmadan da ayakta kalabilirler... Yeter ki gerçek anlamda özerk olabilsinler.
Eski Lışha/ Cumhuriyet başı Thakuşıne Aslan eğitim konusunda şöyle diyordu: “Cumhuriyetimizde Adıgece öğrenmek isteyeni engelleyici bir yasa hükmü yok” (Türkiye’de de yok, hiçbir ülkede yok; ‘Laf ola torba dola’ anlamında bir söz). Aynı biçimde Adıgey’de Adıgece öğrenmek istemeyeni engelleyici bir yasa hükmü de yok. Ancak Rusça öğrenmek istemeyeni engelleyici bir yasa var, herkes Rusça öğrenmek zorunda...Böyle devlet yönetimi olmaz, sanırsınız devlet sadece bir Rus devleti... Anadili, seçimlik yabancı dillerden biri, İngilizce veya Almanca gibi, dahası onlardan da daha düşük bir düşük düzeyde bir dil...Devlet Fransızca ya da İngilizceden birini zorunlu ders dili olarak okutuyor.
Adıge bölgelerindeki bu olumsuz durumlara karşın bazı olumlu bölge örnekleri de var, örneğin 200 bin çalışkan ve kişilikli Karaçay, saydığımız bütün bu olumlu şeyleri gerçekleştirmiş, kendi ulusal geleceğine el koymuş, dahası kendi aralarında para toplayıp Karaçayca yayın yapan bir özel uydu televizyon kanalı kurmuş bulunuyor. Karaçay’ın üç katı sayıda olan 600 bin üzeri Kabardey’in ve 130 bin Adıgeylinin cebinde ise sanki akrep var, bunların hiçbirini yapmıyor, Ruslaşmayı benimsemişler mi ne, sadece kadeh tokuşturmakla meşguller gibi... - hcy