


Naptsoko İsa Sönmez (50 li yıllar)

Konuya dair 18 Temmuz 1951 meclis tutanağı sayfası.

Sayın Nail Sönmez, açıklamanız örnek olacak mükemmellikte. Böylesine gerçekçi bilgilendirmeler yapıldıkça mesafe alınacaktır diye düşünüyorum. Teşekkür eder, mutlu yeni yıllar dilerim.
31 Aralık 2017 Pazar Saat 22:53Yelmuz ile Hasan'ın üzücü hikayesine dair çok sayıda mesaj aldım. Sorulan sorulara tek tek cevap vermek yerine ilgilenenler için genel bir izah olması açısından aşağıdaki özet bilgileri paylaşmak gerektiğini düşündüm.
......
2.Dünya Savaşı esnasında Türkiye’ye sığınan "Sovyet vatandaşı asker mülteciler"in, hukuki zorunluluk bulunmamasına rağmen Sovyetlere iadesi kamuoyunda tepkilere neden olacağı için gizlilik içinde yapılmış.
Bu nedenle iade esnasında ve sonrasında çok sıkı bir sansür uygulanmış. Sansür uygulaması, süreçle ilgili sağlıklı bilgi akışını engelleyerek, sonraki yıllarda bu hadiseyle alakalı çok sayıda sansasyonel ve tartışmalı rivayetlerin oluşmasına da sebebiyet vermiş.
Değişik yazılı kaynaklarda iade edilen kişi sayısı 146, 156, 195, 237, 417 gibi farklılıklar gösteriyor. Tarih konusu da keza 1944 ile 1947 arasında değişkenlik gösteriyor.
Dolayısıyla iade konusundaki gizlilik ve sansür, mültecilerin sayısı-iade tarihi-iade şekli gibi konulara dair yaklaşımların, objektif tarih süzgecinden geçirilerek bilimsel formatta değil, siyasi amaçlara hizmet edecek şekillerde nakledilmesine de sebebiyet vermiş.
Aynı gizlilik ve sansür SSCB tarafında da uygulandığı için Sovyet ve Azerbaycan arşivlerinden de bu konuya dair var olan belgeler zamanla yok edilmiş.
İade planlaması İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, Şükrü Saraçoğlu Hükümeti Bakanlar Kurulu tarafından 21/05/1945 tarihinde kararlaştırılmış. Ancak konu meclis tutanaklarına Menderes Hükümeti döneminde yansımış. 18/07/1951 tarihinde Demokrat Partili Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan’ın soru önergesine verdiği yanıtta, o dönem Türkiye’de bulunan Sovyet vatandaşı mülteci sayısının 237, iade edilen mülteci sayısının da 195 olduğunu söylemiş.
O yıllarda Türkiye'ye sığınan mülteciler sadece Sovyet askeri ile sınırlı kalmamış, aralarında Yunan, Alman, Fransız, İtalyan, Amerikan vs gibi değişik ülke ve milletlere mensup asker/sivil mültecilerde değişik yollardan iltica etmişler.
Bunlar Türkiye'nin farklı illerinde oluşturulan kamplarda tutulmuşlar. (Bkz: 1942 tarihli Genelkurmay Arşiv Belgeleri) 1942 Temmuz itibarıyla tüm Türkiye’de bulunan kamplardaki toplam Rus asker mülteci sayısı 125. Bunların 8'i Ankara’da, kalan 117 kişi Yozgat’taki kampta tutulmuş. Demek ki iadenin gerçekleştiği 1945 yılına kadar bu sayı 237'yi bulmuş.
Ancak 1942 yılından sonraki döneme dair herhangi bir belge ya da tutanak yok. İade uygulaması da Sovyetler Birliği'nin talebi doğrultusunda sadece bu ülke vatandaşlarını kapsamış. Bu kamplardan zaman zaman kaçanların olduğu da yazılıp çiziliyor. Ancak tek tek bunların akibetleri hakkında bilgi de maalesef mevcut değil.
Dönemin arşiv vesikalarındaki ilgi çekici bir diğer saptama bu dönemdeki politikayı açıkça ortaya koyması açısından da önemli. Şöyle ki; cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlıklar ve genelkurmay arasındaki yazışmaların hemen tamamında asker ya da sivil (Kafkasyalı sığınmacılar şöyle dursun) Türk kökenliler dahi, Türklükleri yok sayılarak “Rus” ya da “Rus uyruklu” şeklinde kaydedilmiş.
Sonuç olarak; İtibar edilebilecek tek kaynak devlet arşivleri. Meclis tutanaklarına göre Sovyetlere iade edilen kişi sayısı 195, iade tarihi de 6 ağustos 1945 olarak geçiyor. Gayriresmi kaynaklarda bu 195 kişinin tamamına yakınının Azeri olduğu, bazı kaynaklarda da 11-12 kişinin Türkistanlı (Orta Asyalı) olduğu belirtilmiş. Ama hiçbir kaynakta iade edilenlerin milliyetlerine dair tek bir veri yok. Resmi tutanaklarda milliyetleri "Rus Uyruklu" olarak kaydedilenlerin bir isim listesi de bulunmuyor. Bundan başka da bir iade hadisesi yaşanmamış.
Dolayısıyla paylaştığımız hikaye gibi kişisel tanıklıklar ışığında en az iki Çerkesin iade dilen 195 kişinin arasında olduğu ortaya çıkmış oluyor. Bunun dışında iade edilen ya da kamplardan kaçarak kurtulanların arasında başka Çerkeslerin de olup olmadığı hakkında maalesef hiçbir bilgi veya duyum mevcut değil.
Yelmuz ile Hasan'ın hikayesini bana aktaran 1913 doğumlu babam öldüğünde ben 25 yaşındaydım. Şimdiki aklım olsaydı Adigece anlatımını sesli kaydetmez miydim?
......
Yazı geleneği pek fazla olmayan toplumumuz için bu tür yaşanmışlıkları yazarak kayıt altına almanın, "tarihi geleceğe taşımak" adına oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu hadiseyi okuyunca dedim ki kendime tarih tekerrürden ibarettir.Öylemi ?Daha yeni ,sanırım geçen hafta Türkiye ye sığınan bir çeçenin katili tutuklu iki rus ajanı, iki kırımlı tatar parlamenter karşılığında rusyaya geri gönderildi.Yani ölü bir çeçenden çok daha kıymetli idi iki tatar ve elbette rus ajanları.Türk yasalarının ihlali ve cinayet önemsizdi türkün alii çıkarı karşısında ! Yani iktidar da islamcıda olsa solcu da olsa hepsi türk devletinin ve türklüğün hizmetkarıdır.Türk devleti bizim devletimizdir diyen kafkasyalılara gelsin bu yazı ve iade haberi.Çok fazla söze gerek yok ben bu devletin, benim devletim olmadığını uzun zaman önce idrak etmiş bir birey olarak bu tür hadiselerin zihni bulanık hemşehrilerimizin zihnini açması dileğiyle,fazlasına gerek yok.
07 Aralık 2017 Perşembe Saat 02:12