Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mohydeen I. Quandour ile Röportaj
23 Şubat 2010 Salı Saat 07:05
Yakın zamanda vizyona girecek olan “Cherkess” filminin ünlü Çerkes yönetmeni Muhiddin İzzet Kandur, film ve gelecekteki projeleri hakkında Circassian World’un sorularını yanıtladı. Kandur’a anlayışı ve paylaşımları için minnettarız.

CW: Öncelikle, son projeniz olan “Cherkess” filmini sormak istiyorum. Vizyona girmeden önce bile çok dikkat çekti. Biraz bahseder misiniz? Projeye ne zaman ve nasıl başladınız? Sizce film hangi ülkelerde izleyici bulur?  

Kandur: Film fikri yakın zamanda ortaya çıktı. Ürdün’deki Royal Film Komisyonu geçen yaz beni Amman’daki yeni merkezlerine davet etmişti. Komisyonun Ürdün’de yeni bir film endüstrisi yaratma yönündeki planlarından etkilendim. Benden projeyi başlatmamı istediler. Ben de Ürdün ve benim için çok anlamlı olacak bir film ile bu projeyi başlatmak istediğimi söyledim. Hemen Kabardeylerin Osmanlı topraklarına ve Ürdün’ün günümüzdeki başkenti Amman’a varışlarıyla ilgili bir senaryo yazmaya başladım. Bu konuyu seçtim, çünkü çok az Arap ve hatta çok az Çerkes bu ülkeye yerleşim hikayemizi biliyor. Ve bu ( benim “Revolution”-Devrim- başlığı altında anlattığım ‘Çerkesler’in dördüncü romanı hariç ) daha önce kaydedilmeyen bir tarih. Bu, hatta Çerkes yazarlar ve Arap tarihçiler tarafından daha da ihmal edilmiş bir hikaye. Araplar bizim varlığımızı kabul ederler ama başkent Amman’ın kurucuları olduğumuzu ve yerel bedevilerle birlikte modern Ürdün toplumunun belkemiğini oluşturduğumuzu bilmezler.  

İnanıyorum ki film Ürdün’de, Türkiye’de ve hatta Suriye’de izleyicisini bulacaktır. Eğer Asya’daki, Avrupa’daki ve belki Amerika’daki uluslarası film festivallerinde başarılı olursak, filmin diğer ülkelerde de büyük ilgi göreceğini sanıyorum. Arap dünyasının bizi ve kültürümüzü merak ettiklerine inanıyorum. Türkiye’deki, sayıları milyonları bulan soydaşlarımızın da filmi destekleyeceklerini umuyorum. Film başarılı olursa, seriye Çerkes tarihinin Türkiye ve Suriye’deki bölümleriyle devam etmeyi düşünüyoruz. 

Diasporadaki bir çok Çerkesin filmin vizyona girmesini beklediklerini biliyorum. 2010’un Nisan ayında ilk kopyayı çıkartacağız, inşallah! Biraz zaman alıyor çünkü çok güzel bir ses düzeni kurmak ve bunu da sinema sunumu için Dolby’e dönüştürmek istiyorum. Filmin mümkün olan en yüksek standartlarla bitirilmeyi hakettiğini düşünüyorum.

CW: Filmin metnini siz yazdınız. Hikayesi nasıl oluşturuldu? Tarih ve folklor konusunda hangi kaynaklara dayandınız? 

Kandur: Hikaye, asıl olarak benim oldukça büyük bir araştırma sonrası yazmış olduğum romanımı temel alıyor ( Revolution, yakında Türkiye’de de yayımlanacak ). Kabardeyler, 1900’de İstanbul’dan Amman bölgesine uzanan Hicaz demir yoluyla Ürdün’e gönderildiler. Osmanlı otoriteleri onları demiryolu çalışmalarının devam ettiği ve tek su kaynağının yakınlarındaki bölgeye yerleştirdi. Çünkü Kabardeyler çiftçiydi ve hayatta kalmak için suya ihtiyaçları vardı. Ama bu durum onları su kaynağından uzak tutmak isteyen Bedevilerle çatışmaya götürdü. Ben filmde iki kültür arasındaki farkı ortaya koymak için bir Çerkes delikanlısıyla Bedevi bir kız arasında yaşanan aşkı temel aldım.  

Filmin evrensel mesajı, akıllı bir diyalogla, şiddet olmadan da tüm sorunları çözebilirsiniz. Bu mesajın insanlığın hala öğrenmek zorunda olduğu bir ders olduğuna inanıyorum.  

CW: Senaryoda kendi atalarınızın izleri var mı? 

Kandur: Hayır. Bellekleri canlı tutmak için o dönemdeki bazı gerçek kişilerin isimlerini kullanmama rağmen karakterlerin hepsi hayal ürünüdür. Hiç biri benim ailemi temsil etmiyor.

CW: Filmde anavatandan aktörler ve aktrisler olduğunu biliyoruz. Onları nasıl biraraya getirdiniz?

Kandur: Filmi Arapça ve Çerkesce olarak iki dilde yapmaya karar verdim. Çerkesceyi akıcı konuşan ama  aynı zamanda profesyonel oyuncu olan Çerkeslere ihtiyacım vardı. Kafkasya’da, özellikle Nalçik’taki Adıge Tiyatrosu’nda böyle oyuncular olduğu için şanslıydım. Kafkasya’dan, filmin sürükleyicisi olan Azamat Bekov da dahil, sekiz aktör getirdim. Tiyatro alışkanlıklarından kurtulup bir sinema oyuncusu gibi oynamayı öğrenmeleri biraz zaman almışsa da performanslarından gayet memnunum. Bu Çerkes aktörlerden sadece ikisinin sinema deneyimi vardı; Ruslan Firov (KBR kültür bakanı) ve Bacir Shibzukov. Mükemmeldiler.  

Türkiyedeki Çerkesler’den de projeye katılmak isteyenler olduğunu biliyordum, ama onları bir sonraki Çerkes filmine saklamaya karar verdim. Akıcı bir Çerkesçeyle oynayıp oynayamayacaklarını bilmiyorum, ama zaten ikinci film herhalde Türkçe olacak.

Cherkess filmi genç  Azamat Bekov’un oynadığı ilk filmdi, ama yetenekli olduğunu görebiliyordum ve gerçekten çok başarılı oldu. Eğer sinema oyunculuğunda devam etmek isterse hızlı öğrenen ve gelecek vadeden bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.

CW: Eşiniz Luba Balagova ile uzun süredir tarihi gerçeklere dayalı bir proje üzerinde çalıştığınızı biliyorum: Korkunç İvan ve eşi Maria Temrukovna’nın ( Kabardey Prensesi Goshenay) hikayesi. Bu projeden biraz bahseder misiniz? Çerkesleri konu alan başka projeleriniz de var mı? 

Kandur: Evet, bu gerçekleştirmeyi yürekten istediğimiz büyük bir projedir. Hikaye Luba’nın epik şiirine (Tsaritsa veya Goshana) dayanıyor ve başka bir Hollywood sahne yazarı Richard Lasser ile birlikte bu şiir üzerinden bir senaryo yazdık. İngiltere’deki "Firefly Films" şirketi iki yıl önce filmin çekim haklarını da aldı, fakat bu büyük bütçeli filmi yapmak için gerekli fon bulunamadı (100 milyon dolar). Şimdi haklar tekrar bana geçti ve şu anda, başkaları da var ama, Mel Gibson ile birlikte çalışıyoruz. Yakın gelecekte bu projeyi de hayata geçirebileceğimizi ümit ediyoruz. İşaretler olumlu yönde.  

Üzerinde çalıştığımız diğer bir proje de “İslamın Kılıçları” başlığında otuz bölümlük bir televizyon dizisi. Tamamen benim “Kafkas Üçlemesi” olarak yazdığım  romanlarıma dayanıyor. 2011’de bitmesi planlanan projenin çalışmaları devam ediyor. Dizi Kafkasya’da ve Türkiye’de çekilecek.  

CW: Kızılderililer, Yahudiler, Afrika’nın sömürgeleştirilmesi ve kimi başka savaşlarla tarihsel olaylar üzerine birçok Hollywood filmi var. Çerkes Hikayeleri, Kafkas-Rus savaşları ve Nart efsaneleri gibi ilginç konular olmasına rağmen sizce Hollywood Kafkasyayla neden ilgilenmiyor?

Kandur: Bu çok iyi bir soru. Amerikan halkı Hollywood’un ne ürettiğine bakar ve Hollywood henüz Kafkasya’nın destansı hikayelerini keşfetmemiş durumda… Ama bizim zamanımız da gelecek. Kitaplarıma bazı film şirketlerinden ilgi var ve yakın gelecekte bir hareket görebilirsiniz. 

En önemli engellerden biri Kafkasların Rusya’nın politik bir parçası olması ve Hollywood Rusya’da film yapımı konusunda geçmişte kimi hayal kırıklıkları yaşadı. Bunun çekingenliği olabilir. Rusya’da şahane yetenekler ve yapım imkanları olmasına rağmen Rus bir hikaye veya yer çekimi sözkonusu olduğunda dahi bunlar, Rusya’daki çalışma şartlarının zor olması ve riskleri nedeniyle İskandinav ülkelerinde veya Kanada’da yapılıyor. Rusya’da ithalatın önünde birçok engel var, gümrük işlemleri çok zor ve pahalı. Ve Kafkasya’yla ilgili herhangi bir şey yapmak için Moskova üzerinden gitmek zorundasınız.

CW: Hiç Hollywood’taki meslektaşlarınızla bu konuyu tartıştınız mı? Onların Çerkesler hakkında yeterli doğru bilgisi var mı? 

Kandur: Hollywood’ta Çerkeslerle ilgili yeterli bilgi yok. Ben 1970’lerde Hollywood’ta “Kafkas Üçlüsü” romanlarımı bir mini-dizi olarak geliştirmeyi denedim ama başarısız oldu. Çünkü hiç kimse izleyicileri yeni bir kültürle tanıştırmak istemedi. Buna rağmen biz kültürümüzü dünyaya, onlar bizim kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve daha da önemlisi yolda başımıza ne geldiğini anlayıncaya kadar anlatmaya devam etmeliyiz. 

CW: Film yapımcısı olmanızın yanısıra yazar, tarihçi, müzisyen ve iş adamı olduğunuzu biliyoruz. Artı, bildiğim kadarıyla atlar üzerine dünya çapında bir otorite kabul ediliyorsunuz ve Uluslararası Binicilik Federasyonu ile Dünya Arap Atları Örgütü üyesi olarak FEİ’nin uluslararası hakemlik ünvanına sahipsiniz. Ve bu konuların hepsinde de çok başarılısınız. Başarılarınızın sırrı nedir?

Kandur: Övgüleriniz için teşekkür ederim. Ama bu benim karakterim…çok farklı  şeyler yapmak istiyorum ve yaptığımda işlerde başarılı olacak şansa sahibim herhalde. Sorunuzun tam cevabına gelince: Başarının sırrı çok çalışmak. Hiçbir şeyi basite almıyorum. Başarmak istediğim herşey için çok çalıştım. Yaratıcı işler ve diğer iş hayatım arasında kırk yıl boyunca gidip geldim ama bu, bir nöbet değişimi doğallığında oldu. Başarılı olmamın diğer sırrı da herhalde hep sevdiğim işi yapmam veya yaptığım her işi severek yapmam.  

CW: Yukarıda bahsettiğim işlerden başka Çerkes kültürünü geliştirmek için kurulan Çerkes Vakfı’nın ve Ürdün’de geçen sene kurulan Uluslararası Çerkes Sorunları Merkezi’nin (İCCS) kurucularından birisiniz. Bu iki kuruluşun çalışmalarıyla ilgili biraz bilgi verir misiniz? 

Kandur: Cherkess Vakfı’nı Perestroika ve Glasnost’tan sonra 1990’larda Nalçik’te kurdum. Bu tarihlerde Kabardey-Balkar’da idim ve Çerkes Cumhuriyetlerindeki muhteşem sanatçılarımız için olayların nasıl bir trajediye dönüştüğünü kendi gözlerimle gördüm. Bu insanlar Sovyetler döneminde devletten maaş alıyorlardı ve toplumda ayrıcalıklı bir yerleri vardı. Maaşları aniden kesildi ve ressamlar, müzisyenler, sanatçılar geçimlerini sağlamak için başka işler bulmak zorunda kaldılar. Çarşıda-pazarda kamyon süren büyük bir müzisyen veya ressam görmek kimseyi şaşırtmıyordu ve bunun sonucu olarak ulusun kültürü büyük bir çöküş sürecine girdi. Bu dönemde Rusya’da tarih romanlarım oldukça büyük bir başarı elde etti ve ben tüm kazancımı Kabardey Balkar’daki sanatı desteklemeye adadım. Şairlere ve yazarlara verilmek üzere ödüller hazırladık, yurtdışına müzisyenler yolladık. Müzik okullarına enstrüman yardımı yaptık vs vs. Eşim Luba da yıllarca Vakfı ayakta tutmaya çalıştı. Çerkesçe dahil üç dilde yayınlanan edebiyat dergileri Horizon ve Shaplipa’yı çıkardı. Bu, o zamanlar için oldukça önemli ve gerekli bir aktiviteydi.

Hala kurulma açamasında diyebileceğimiz İCCS’yi yeni kurduk. Harika bir internet sitemiz (http://iccs.synthasite.com) ve Kafkasya ile ilgili önemli çalışmaları olan bilim insanlarından oluşan güzel bir mütevelli bir heyetimiz var. Mesela Londra Üniversitesi’nden Prof. George Hewitt, Leiden Üniversitesi’nden Prof. Reeks Smeets,  Mc.Master Üniversitesi’nden Prof. John Colarusso ve Uluslararası Edebiyat Enstitüsü’nden Prof. Alexey Chagin. Bu gruba Türkiye’den ve Kafkasya’dan da bilim insanlarının dahil olmasını ve heyetimizin bütün Çerkes Ulusu’nu temsil edebilmesini umuyorum.

Diğer bir deyişle, dil ve edebiyatımızla ilgili önemli sorunları çözebilmek için bize miras kalan kültürümüzü gelecek perspektifiyle yeniden üretmek ve geliştirmek istiyoruz. Amaçlarımızı ve projemizin hedeflerini internet sitemizden bulabilirsiniz. İlgilenen herkesin katılmasını bekliyor ve hedeflerimize ulaşabilmek için maddi manevi destek arıyoruz. Projenin Ürdün Direktörü Dr. Amjad Jaimoukha’dır. Kendisini eşim Dr. Luba Balagova da destekliyor. 

CW: Çerkes nüfusunun büyük bir kısmının yaşadığı Türkiye’de bir film yapmayı düşünür musunuz? 

Kandur: Türkiye’nin Çerkes diasporasının en önemli parçası olduğunu biliyorum. Hatta Türkiye’de anavatandakinden daha çok Çerkes yaşıyor ve elbetteki Türkiye’de film yapmak ilgimi çekiyor. Ama dünyaya gururla gösterebilecek kadar kaliteli üretimlerin yapılabilmesi için desteğe ve yatırıma ihtiyaç var. Nisan’da İstanbul’da olacağım ve hem sizlerden gelecek önerilere açığım hem de kendi önerilerim olacak. Nisan’da (filmim bu tarihlerde henüz gösterime hazır olmayacaksa da) İstanbul Uluslararası Film Festivali’ne katılmayı, Türk film yapımcı ve dağıtımcılarıyla tanışıp ortak projeler üzerinde konuşmayı planlıyorum. İstanbul’a gelmek istememin bir diğer neden ise, 6 ciltlik Çerkes Destanları serim için yayımcılarla bir araya gelmek. Bu seri artık profesyonelce Türkçeye çevirilmeli ve Türkiye’de yayınlanmalı. Bu ziyaretleri gerçekleştirmek için sabırsızlanıyoruz. 

CW: Türkiye’deki meslektaşınız  Çetin Öner’i tanıyorsunuz sanırım. Onunla bu konuları tartışacak fırsatınız olmuş muydu?

Kandur: Maalesef Çetin’i hiç göremedim. Elimde onunla iletişim kurabileceğim bir adres yok fakat kendisi çok saygı duyduğum, harika bir Çerkes aktördür. Kendisinin de bu film çalışmalarına katılmasını istedim ama bir türlü iletişim kuramadım. Umarım Nisan ayında İstanbul’a geldiğimde kendisiyle görüşebilir ve gelecekte birlikte çalışabiliriz.

CW: Kafkasya tarihi ve politikaları kitaplarınızda büyük yer tutuyor. Yeni şartlar ve güç dengeleri dikkate alındığında, kuzey ve güney Kafkasya’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Kandur: Bu çok derin bir soru ve böyle kısa bir görüşmede bu soruyu cevaplayabileceğimi sanmıyorum. Son gelişme, yani Kuzey Kafkasya’yı yönetmek için “Güney Bölgesi – KKFB-”nin oluşturulmasının bölgede yaşayan herkes için bir alarm anlamına geldiğini söylemek bile gereksiz. Kuzey Kafkasya’da bir Türk Cumhuriyeti kurulması için Türkiye tarafından finansal olarak da desteklenen Balkarların ve Karaçaylar’ın faaliyetleri şu anda bölgedeki gelişmeleri belirliyor. Bu, Rusya Rederasyonu’nun güvenliği için ciddi bir tehdit anlamına gelmekte ve RF’nin karşı önlemler almasına neden olmakta. Dış güçler kendi politik gündemleriyle sürekli olarak Kafkasya’ya müdahale ediyor ve ne yazık ki orada yaşayan halk da her zaman bundan zarar görüyor. Önümüzdeki süreç kolay olmayacak. Elbette etnik grupların bir ünitede birleşmeleri ve Stalinist dönemin hatalarının telafi edilmesi iyi olur ama dış güçlerin müdahaleleri Moskova’yı rahatsız ediyor.

CW: Ortadoğu ve Rusya’yı  kıyaslarsak, bu iki bölgedeki azınlık haklarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Kandur: Bu sorunun cevabı "azınlık"tan ne anladığınıza bağlı. Bu kavram ne Rusya’da ve ne de Ortadoğu’da yaşayan Çerkesler için kullanılamaz. Arap dünyasında "azınlık" kavramı yoktur: hepimiz Müslüman topluma aitizdir (Ümmet). Mesela Ürdün’de Çerkesler hiçbir zaman bir azınlık olarak görülmediler. Ama kültürel özgürlüklerimiz; kendi Çerkes okullarımız ve kültürümüzü yaşatma olanaklarımız oldu. Biz modern Ürdün’ün kurucularındanız. Türkiye için bu soru çok daha karmaşıktır. Burada belirsizlikleri tarihsel olarak da pekiştiren bir durum yaratılmış. Çerkesler ülkenizde Türk vatandaşlığının büyük ve hayati bir bölümü temsil ediyor. Ama sahip olmak istediğiniz kültürel özgürlükleri bütünüyle yaşayabildiğinize inanmıyorum, çünkü böyle birşey Türk anayasasının yaygın yorumuyla çelişir.

Rusya’da da “azınlık” sözcüğünü tanımlamak hayli zordur. Çerkeslerin yasal statüsü Anayasa ve diğer yasalarla korunur, çünkü Federasyonun eşit haklara sahip vatandaşlarıdırlar. Ama sosyal ve kültürel olarak Kafkasyalılar “İkinci Sınıf Vatandaş” muamelesi görürler. Bu toplumsal soruna rağmen Çerkesler, Federasyonda diğer etnik Ruslarla eşit ve tam haklara sahiptirler.

CW: Size göre Çerkes diasporası nasıl örgütlenmeli ve nasıl bir yol izlemelidir?

Kandur: Bu, yıllarca babalarımızın ve dedelerimizin de kafalarını meşgul etmiş bir soru. Ben tek yolun Rusya Federasyonu’nun dışında ve anavatanın müdahale etmediği, Diaspora Çerkeslerinin Uluslararası Birliğini yaratmaktan geçtiğine inanıyorum. Ama bir “XASE” den değil, dünya çapında destek grupları olan profesyonel bir yapıdan söz ediyorum. Bu Birlik, Avrupa Birliği’nde, hatta Avrupa’nın ve dünyanın sesimizi duyabilmesi için mümkünse Brüksel veya Londra’da üslenmeli. Yasal olarak böyle bir Birlik kurmak ve buna destek bulmak o kadar da zor değil. Formalitelerin yerine getirilmesi sürecinde biraz maddi desteğe ve yardıma gerek duyulacaktır. Şunu da eklemeliyim ki, böyle bir Birlik’i gönüllüler değil profesyoneller yönetmeli, yine bu Birlik sorunlarımızı dünyaya duyuracak bir Lobi oluşturmalı, kültürel mirasımızı ve politik çıkarlarımızı geliştirmek için kampanyalar düzenlemelidir.  

CW: Son olarak Circassian World okuyucularına bir mesajınız var mı? 

Kandur: Evet var. Biz unutulmuş bir diasporayız. Silinmeye yüz tutmuş kültürümüzü canlandırmak ve bu halden kurtulmak mecburiyetindeyiz. Varlığımızı ve isteklerimizi bütün dünyaya duyurmalıyız. Tarihimiz kendini yabancı liderlere adayan Çerkeslerle dolu, ama ne zaman ki kendi halkımızdan biri liderliğe yükselme şansı yakalamış, biz onu engellemek için yoğun çabalar sarfetmişiz. Bu durum hala da bizim ileriye gidemememize ve başarısız olmamıza sebep olmaya devam ediyor. Bu zaafımız şimdiye kadar bir ulus olamamamızın da tarihsel bir nedenidir.  

Kuşaklar boyu süregelen bu engeli nasıl aşacağız? Cevap ve umut gençlikte, özgür iletişim olanakları ile/içerisinde büyüyen yeni kuşak erkek-bayan gençlerimizde. Hatalarımızdan dersler çıkarmalı, bize neredeyse doğuştan musallat olan rekabet ve kıskançlık duygularından kendilerini kurtarmalılar. Toplumumuzun bilge yaşlıları onları bu konuda yönlendirmeliler. Bizim eski, övünelecek, uğrunda sıkıntı çekmeye değer ve insanlığa yararlı bir kültürümüz, adetlerimiz ve geleneklerimiz var. Bu  kültürümüzün gelecek nesillere ancak müzelerde taşınmasına izin vermemeliyiz.

CW: Teşekkürler…

CircassianWorld

Çeviri: Çubut Gunda Akay
Cherkessia.net

Biyografi:

Muhittin Kandur bir yazar, film yönetmeni ve aynı zamanda uluslararası arenalarda 40 yılı aşkın deneyime sahip bir işadamıdır. Ürdün’de doğdu ve eğitimini Amerika’da tamamladı. Kariyerine New York’ta J. Walter Thompson şirketinde (1962) reklam ve dokümentar film yapımcısı olarak olarak başladı. Ardından Bristol Myers Pazarlamacılığa geçti ve 1969 yılı sonuna kadar orada kaldı.  

İlk romanı “The Skyjack Affair” 1970’de yayınlandı. Yetmişli yılların başında Hollywood’ta sahne yazarı olarak çalışmaya başladı, sonra televizyon ve bazı özel filmler (Mannix, Bonanza, vb. ve "The Spectre Of Edgar Allan Poe" ve "Yanco" in Mexico) için yapımcılık ve editörlük yaptı.  

Kandur, 1974-75’te pazarlama uzmanı olarak yeniden  iş dünyasına döndü ve çeşitli çokuluslu şirketler ile bankalar için danışman olarak çalıştı. 1990’larda yazarlık kariyerine devam ederek birçok tarihsel romana ve (The last Horsemen, Musical Journeys, vb.) gibi belgesel dizilere imzasını attı.  

Ayrıca at ve at sporları konularında uluslararası bir uzman olarak bilinen Kandur iyi bir safkan arap atı üreticisidir.  

Son yıllarda klasik müzikle de ilgilenen, eserleri Rusya, Japonya Almanya ve İspanya’da sergilenen Dr. Kandur eşi ve iki oğluyla birlikte İngiltere’de yaşıyor ve sık sık Rusya’ya ve Kafkasya’ya gidiyor… 

"Cherkess" Produksiyonundan

"Cherkess" Produksiyonundan

Moskova

David Carradine ile birlikte Cherokee seti. Universal Studios 1971

23 Şubat 2010
Cherkessia.net


Bu haber toplam 3217 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net