Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Kıbrıs'a Yansıması
25 Kasım 2010 Perşembe Saat 20:23
21 Mayıs 1864 artık sadece Çerkes halkı tarafından değil belli başlı ülkeler, uluslararası örgütler ve sivil toplum örgütleri tarafından da Çerkes sürgününün resmen başladığı tarih olarak kabul edilmektedir...

19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya İmparatorluğu (Rus Çarlığı) arasındaki rekabet, diğer bir deyişle “Büyük Oyun”... Rusya İmparatorluğu, Avrasya Havzası’na hakim olmak için kendisine direnç gösteren Kafkasların otoktan halkı Çerkesleri uzun bir mücadele sonucu ana yurtlarından sürmüştür... Özellikle kıyı boylarına yakın olan veya Krasnaya Polyana (Kızıl Yayla) civarındaki tüm Çerkes kabileleri acımasız bir şekilde ana yurtlarından sürülmüşlerdir (Rusya’nın “Jeo-politik kaygısı”)... Sürülen Çerkeslerin büyük çoğunluğunun durağı ise Osmanlı İmparatorluğu toprakları olmuştur... Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul nedenleri, İngilizlerin bu sürgündeki rolü ve negatif etkisi gibi konulara sanırım başka bir yazıda değinebiliriz...

Dramatik bir şekilde gerçekleşen sürgün neticesinde Çerkesler, Osmanlı’nın Balkan topraklarından tutun da, Adapazarı, Balıkesir, Düzce, Kayseri, Kars, Antalya, Kıbrıs, Suriye, İsrail ve Ürdün’e kadar birçok yere Osmanlı yönetimi tarafından iskan edilmişlerdir...

Çerkesler’in Kıbrıs’a iskanları da diğer bölgelere olduğu gibi yine dramatik bir şekilde gerçekleşmiştir... Kıbrıs’a gelen Çerkesler Kafkaslardan önce Samsun’a, Samsun’dan ise İstanbul’a gelmişlerdi... İstanbul’dan Kıbrıs’a ise Osmanlı bandıralı “Revan-i Ticaret”, “Hıfz-ı Rahman” ve Eflak bandıralı Aufdromachi gemisiyle 2346 Çerkes sürgün yoluna devam etmişlerdi (Musa Şaşmaz 1998: 354)... Çerkesler yolda birçok hastalık ve bilinmez nedenlerden dolayı çıkan karmaşadan dolayı ölmüşlerdi... Yıllar öncesinde rahmetli dedemden ve büyük amcamdan dinlediklerim de şu anda yapılan akademik çalışmaları doğrular nitelikteydi... Dedemin ve büyük amcamın, dayılarının rahatsızlandığı ve bunun sonucunda da hayatını kaybettiğini ve bunun sonucunda da denize atıldığını anlatmış kendilerine anneleri (Afet nene)... Bu rahatsızlık büyük ihtimalle ya sıtma ya da tifüstü... Bu anlatımlara paralel daha birçok anlatım söz konusu bugün Kıbrıs’ta, sevgili Sibel Siber de geçen hafta bu çerçevede bir yazıyı kaleme almıştı... Evet Kıbrıs’a yolculuk sırasındaki kayıplar çok büyüktü...2346 Çerkes’ten sadece 1351 tanesi Kıbrıs’a varabilmişti... Musa Şaşmaz’ın yaptığı arşiv çalışmalarından da anlaşılacağı üzere, Samsun’da yola çıkan Çerkesler 2718 kişiydi, 202 tanesi Samsun-İstanbul arasında hayatını kaybederken, diğerleri ise ya İstanbul’da ya da İstanbul-Kıbrıs arasındaki yolculuk sırasında hayatlarını kaybetmişlerdi...(Şaşmaz 1998: 355). Larnaka sahiline 43, Limasol sahiline ise 100 tane yanmış halde Çerkes’in cesedi vurmuştu...(Şaşmaz 1998:354). Böylesi bir durumun gemide çıkan yangından dolayı olduğunu söyleyebiliriz... Fakat bununla birlikte, dönemin Larnaka’daki Fransız Konsolosu’nun raporlarında ise bazı Çerkeslerin başlarının kesik veya vücutlarının derin yaralar almış şekilde oldukları da belirtilmektedir... Larnaka’daki Britanya Konsolosu Lang ise özellikle gemilerdeki aşırı kalabalığın ve uzun yolculuğun sonucunda sağlık problemlerinin ortaya çıktığını belirtirken neredeyse ayakta dahi duracak bir yerin olmadığının altını çiziyordu (Lang’ın 17 Ekim 1864 tarihli mektubu (raporu), aktaran Şaşmaz 1998: 356)...

Sonuçta hayatta kalan Çerkesler Kıbrıs adasına çıkmayı başarmışlar ama hayat adına yeni bir bilinmezliği de yola almaya başlamışlardı... Çerkes ailelerin ve bununla birlikte yetim kalan Çerkes çocuklarının yerleştirilmeleri söz konusuydu... Bir kısım Çerkes Limasol’a yakın olan Çerkes çiftliğine yerleştirilir (Büyük ihtimalle vakıf malı olan bu Çerkes çiftliği daha sonra Lanidis ailesi tarafından satın alınır). Bu çiftlikle ilgili en detaylı bilgileri bugüne kadar sanırım Mahmut Çerkes’den aldığımı söyleyebilirim... Rus televizyonuna da konuyla ilgili birlikte bir röportaj gerçekleştirdiğimiz Mahmut Çerkes sanırım Kıbrıs’a 1864 yılında gelenlerin torunları arasında Çerkesçe bazı kelimeleri bilen ve hayatta kalan tek kişi... Çerkes yetimler, Müslümanlar (Kıbrıslı Türkler) tarafından evlat edinirlerken, Kıbrıslı Hristiyanların (Rumların) buna tepki koydukları ve niye kendilerine de böyle bir yardım şansının tanınmadığına dair şikayetleri mevcuttu...(Rosser 2007:37) (Bazı kaynaklarda ise Kıbrıslı Hristiyanların (Rumların) o dönemde adaya gelenlerin büyük çoğunluğu Müslüman olan Çerkeslere karşı negatif bir yaklaşımlarının da olduğu belirtilmektedir...). Yetimlerin evlatlık verilmesi, bir kısım Çerkes ailesinin Çerkes çiftliğine yerleştirilmesinin dışında kalan Çerkes aileler ise Larnaka ve civarındaki köylere dağılmışlardı... Büyük ihtimalle diğer Osmanlı topraklarında olduğu gibi, bir Çerkes ailesinin rehabitilasyonu ekonomik açıdan zor durumda olan 4 Müslüman köylü ailesi arasında paylaşılmıştı... Böylesi bir durumda dahi Müslüman (Kıbrıslı Türk) ailelerinin ekonomik açıdan durumlarını daha da zorlaştırmıştı... (Rosser 2007: 37)

Daha önce Çerkeslerle ilgili yazdığım makalelerden sonra bazı eleştiriler aldım. Bu eleştiriler yapıcı bağlamdaydı. Bana gelen soruların ve eleştirilerin başında, şu vardı; Kıbrıs’a yerleşen Çerkeslere ne oldu? Kıbrıs’a gelen Çerekesler hala burada yani onların torunları... Fakat tüm dünyada diasporaların yaşadığı “asimilasyon” sürecini doğal olarak Kıbrıs’taki Çerkeslerin torunları da yaşamışlardır... Bugün dil bir tarafa, Çerkes kültürünü ve Kafkasya coğrafyasına ilişkin bilgiyi ve gelinen aşmayı yeni kuşaklar maalesef bilmemektedirler... Son dönemde Kafkaslardaki gelişmeler ve Abhazya’nın bağımsızlığının tanınması en azından Kıbrıs’ta Kafkasya’ya ve Çerkes tarihine olan ilgiyi artırmış gibi gözükmektedir... Kıbrıs’taki Çerkeslere ilişkin bir “Portre” projesi ve geçmişten günümüze kadar gelen anlatımların paylaşılacağı bir nevi sözlü tarih etkinliğini Amber Onar ile birlikte planlıyoruz, umarım böylesi bir çalışmayı yapmayı başarırız...
Bugün hükümet kabinemizde, parlamentomuzda, iş alanında, akademide ve sanatta adını duyurmuş birçok Çerkes kökenli insanımız vardır... Bu kişilerin kimler olduklarını da başka bir yazıya ya da bizim portre çalışmamıza bırakalım diyorum...

Dünya’da tüm halklar acı çekmiştir... Fakat yurdundan sürülenlerin acıları acıların en ağırıdır sanırım... Çerkesler de yurtlarından sürülmüş bir şekilde Türkiye, Ürdün, ABD, Kanada, Almanya, Polonya, Romanya, Bosna Hersek, Kosova, Suriye, İsrail vb coğrafyalarda hayata tutunmaya çalışmaktadırlar...

Yararlanılan kaynaklar:
Musa Şaşmaz, “Immigration and Settlemen of Circassian in the Ottoman Empire on British Documents 1857-1864”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarih Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı: 9, 1998.

Sarah A.S. Isla Rosser, The First ‘Circassian Exodus’ to the Ottoman Empire (1858-1867), and the Ottoman Respnse, Based on the Accounts of Contemporary Britsih Observers, M.A thesis, SOAS, University of London, 2007.

Muhittin Özsağlam muhittinozsaglam@havadiskibris.com

Kaynak: Havadis Gazetesi


Bu haber toplam 1918 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net