Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Brian Whitmore: Brexit Gölgesindeki NATO
09 Temmuz 2016 Cumartesi Saat 11:44
Varşova’da birlik arayışı hakim. Sonuçlar şimdiden belli gibi. Çok az sürpriz olacak.

  

8 Temmuz 2016, Varşova 

 

Varşova’da birlik arayışı hakim. Sonuçlar şimdiden belli gibi. Çok az sürpriz olacak. 

 

Önümüzdeki birkaç gün içinde NATO’nun doğudaki cephe ülkelerinde güçlerini takviye etmesi; tarafsız Finlandiya ve İsveç ile sıkı bağlar kurması; siber savunmaya ağırlık vermesi bekleniyor. 

Brian Whitmore: Özgür Avrupa/Özgürlük Radyosu kıdemli editörü ve Rusya analizcisidir. 

 

Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda “Atlantik-ötesi ittifakın her zamankinden daha güçlü olduğunu kanıtlayacağımızı umuyorum” ifadesini kullandı. 

 

Ne var ki Soğuk Savaşın ardından en önemli NATO zirvesi olarak tanımlanan toplantıda gerilim kendini hissettiriyor.  

 

Avrupa Birliğinden ayrılmayı savunan güçler Atlantik-ötesi ittifakı da tehdit ediyor. 

 

Moskova karşısında ne kadar sert davranılması gerektiğine ilişkin geleneksel farklılıklar – şu anda gizil de olsalar – ortaya çıkabilirler.  

 

NATO içinde tehdidin doğuda rövanşist Rusya’dan geldiğini düşünenlerle güneyde radikal İslam’dan geldiğini düşünenler arasında bir ayrışma var.  

 

Bir yan toplantı olan Varşova Zirvesi Uzmanlar Forumunun açılış konuşmasını yapan eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright Batıda popülizm yükselirken NATO için “siyasi rüzgarın karşıdan sert estiğini” dile getirdi.  

 

Albright “Atlantik’in her iki yakasında NATO’nun amacına yönelik kısır görüşler dile getiriliyor” dedi.  

 

Karşıdan esen sert rüzgarı nasıl tanımlamalı? İttifakı bölen meseleler nelerdir?  

 

Brexit Hayaleti 

Asıl sorun Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğinden ayrılma kararı ve NATO’ya olası etkisidir. 

 

Resmi görüşe göre NATO bundan etkilenmeyecek. 

 

Genel Sekreter Jens Stoltenberg Varşova Zirvesi Uzmanlar Forumunda yaptığı açıklamada “Brexit kararı Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği ile ilişkisini değiştirecek ama bu ülkenin NATO içindeki öncü rolü aynı kalacak” ifadesini kullandı.  

 

Ne var ki bu açıklama herkesi ikna etmeye yetmedi.  

 

Chatham House’dan James Sherr Brexit kararının AB içinde “Atlantik-ötesi nabzı zayıflatabileceğini” ifade etti.  

 

Polonya Cumhurbaşkanı Duda – ülke bütünlüğünün zarar görmesi de dahil olmak üzere – Brexit kararının Birleşik Krallık üzerindeki etkisinin Britanya’nın NATO içindeki rolüne de tesir edeceğini ve ittifakı zayıflatacağını söyledi.  

 

Diğerleri de Brexit tezini destekleyen – ve Kremlin tarafından desteklenen – popülist ve yerelci güçlerin NATO’yu da zayıflatabileceğini dile getirdiler. 

 

Brexit’in yerel bir olgu olmanın ötesinde çok taraflılığa karşı çıkan küresel bir eğilim olmasından korkuluyor. 

 

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinden Heather Conley’e göre “demokrasilerin sağlıklı işlemesi için Atlantik-ötesi diyaloğa geri dönmek gerekiyor.”  

 

Albright da benzer bir ifade kullanarak “NATO liderlerinin iç destek inşa etmekten başka çareleri yok” dedi.  

 

Bükreş Dili   

Bu arada sekiz yıllık beyanname içindeki 11 kelime NATO’nun başını ağrıtmaya devam ediyor.  

 

2008 Bükreş Beyannamesinin 23. maddesi şöyle başlıyordu: “NATO Ukrayna ve Gürcistan’ın ittifak üyeliği yolunda Avro-Atlantik hedeflerini memnuniyetle karşılar.” 

 

Ardından şu 11 kelime geliyordu: “Adları anılan bu ülkelerin NATO üyesi olmalarına bugün karar vermiş bulunuyoruz.”  

 

Bu vaat ateşli tartışmalar sonunda ortaya çıkan ara formülü ifade ediyordu. 

 

İttifak 2008 Zirvesinde Gürcistan ve Ukrayna’ya – tam üyelikten bir önceki aşama olan ve Rusya’nın şiddetle karşı çıktığı – Üyelik Eylem Planı statüsü verilmesi konusunda ihtilafa düşmüştü.  

 

Amerika, Birleşik Krallık, Polonya ve Baltık devletleri statünün verilmesinden yanaydılar. Almanya, Fransa ve İtalya ise itiraz ediyorlardı.  

 

Görüş birliğine varamayan NATO Gürcistan ve Ukrayna’ya teselli ödülü vermek zorunda kalmıştı. “Bükreş dili” o günden beri her zirvede tekrarlanıyor.  

 

Varşova Zirvesi yaklaşırken bazı üyelerin “Bükreş dilinin” tekrarlanmaması talebi üzerine 2008 yılında doğan ayrılık yine su yüzüne çıktı. 

 

Sonunda Bükreş dilinin Gürcistan için açıkça, Ukrayna için de ima yoluyla kullanılmasına karar verildi.  

 

Ama tartışmanın varlığı bile bu ülkelere nasıl yaklaşılması gerektiğine ilişkin yaşanan anlaşmazlığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor. 

 

Kalıcı ve Ciddi   

Ayrıca üye ülkeler arasında – hatta üye ülkeler içinde – Rusya’ya ne kadar karşı çıkılması gerektiğine ilişkin farklı görüşler var. 

 

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier kısa süre önce Doğu Avrupa’da yapılan NATO tatbikatı için “savaş tehdidi” ifadesini kullandı. 

 

İtalya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkeleri NATO’nun Rusya yerine Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki istikrarsızlıktan kaynaklanan tehdide odaklanmasını istiyorlar. 

 

Varşova Zirvesi Uzmanlar Forumunda konuşan Albright “tercih yapma lüksüne sahip değiliz” diyerek ittifakın her iki tehdide birden odaklanması gerektiğini söyledi.  

 

Kırım’ın ilhakından sonra askıya alınan NATO-Rusya Konseyinin Varşova Zirvesinden sonra toplanmasına karar verildi. Bu karar da tartışma yaratmış görünüyor. 

 

Kararı savunan Stoltenberg konseyin “koşullar ne olursa olsun diyaloğun sürmesi gerektiği” düşüncesiyle kurulduğunu dile getirdi.  

 

İttifak doğu kanadında güç takviyesine giderken bir yandan da NATO Kurucu Senedine (1997) sadık kalmaya çalışıyor. Senet Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyetinin NATO’ya katılması üzerine Rusya’nın yaşadığı kaygıları gidermek amacıyla kaleme alınmıştı.  

 

NATO Kurucu Senedinde yeni üye ülkelerin toprakları üzerinde “kalıcı” veya “ciddi” güçler konuşlanmayacağına ilişkin söz verilmişti.  

 

Ne var ki kalıcı ve ciddi kavramları tanımlanmamıştı. NATO yetkilileri belgenin “hukuki” değil “siyasi” olduğuna dikkat çekiyorlar. 

 

Baltık devletleri, Polonya ve Romanya Rusya’nın Kurucu Senette yazılı yükümlülüklerini yerine getirmediğini uzun süredir söylüyorlar. Bu ülkeler son Galler zirvesinde bu sözü hafifletmek, mümkünse kaldırmak istemişlerdi.  

 

İttifak ise “kalıcı” ve “ciddi” kelimelerinin esnekliğinden yararlanmak istiyor.  

 

Baltıklar, Polonya ve Romanya’da bulunan birlikler dönüşümlü görev yapan seyyar bir güç olacaklar; depolardaki malzemeleri kullanacaklar; NATO’nun 40.000 kişilik hızlı tepki birimi tarafından desteklenecekler.   

 

Bununla birlikte “kalıcı ve ciddi” kavramları üzerine yaşanan tartışma sürüyor.  

 

Estonya Cumhurbaşkanı Toomas Hendrik Ilves Mayıs ayında yaptığı konuşmada Kurucu Senette üstlenilen yükümlülüğün 1997 koşullarının aynı kalması durumunda geçerli olacağının açıkça belirtildiğini dile getirdi.  

 

Ilves’e göre güvenlik ortamı bugün “tanınmaz hale gelmiş bulunuyor.”  

 

Estonya Başbakanı Taavi Roivas kısa süre önce Deutsche Welle’ye verdiği mülakatta birlikler kalıcı adını taşısalar da taşımasalar da “sürekli konuşlanmak zorundalar. Hiçbir açık olmamalı. Yeni normal caydırıcılık olmak zorunda” ifadesini kullandı. 

 

NATO’da fikir ayrılıklarının sürmesi kimseyi şaşırtmamalı. 

 

Stoltenberg ”yaptığımız her şey savunma amaçlı, şeffaf ve uluslararası yükümlülüklerimizle uyum içinde” dedi.  

 

Demokratik yollarla seçilmiş 28 lider arasında en basit konularda bile görüş birliği sağlamak zor görünüyor. 

  

Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel  

Cherkessia.net, 9 Temmuz 2016

 

 ***

NATO In The Shadow Of Brexit 

 

Brian Whitmore, July 08, 2016  

 

WARSAW -- The dominant vibe in Warsaw is all about unity. The results are mostly pre-cooked. And there should be few surprises.  

 

With little dissent to speak of, in the next couple days NATO is expected to beef up its forces in its vulnerable front-line states in the east; forge closer ties with traditionally neutral Finland and Sweden; and upgrade the importance of cyberdefense. 

 

"I hope that we are going to prove that the transatlantic alliance is in better shape than ever before," Polish President Andrzej Duda said. 

 

But lingering tensions lurk below the surface at a summit NATO officials describe as the most consequential since the end of the Cold War. 

 

The centrifugal forces tugging at the European Union are also threatening to strain the transatlantic alliance. 

 

The traditional differences among member states about how forcefully to confront Moscow, however latent at the moment, can easily become manifest again. 

 

A split is emerging between NATO members who see the greatest threat to the alliance coming from the east, from a revanchist Russia, and those who would prioritize the danger from the south, from radical Islam. 

 

And with populism on the rise across the West, NATO faces "stiff political headwinds," former U.S. Secretary of State Madeleine Albright noted in her keynote address to the Warsaw Summit Experts' Forum, a conference on the sidelines of the summit. 

 

"On both sides of the Atlantic, there are myopic voices questioning NATO's purpose," Albright said. 

 

So, what are these stiff headwinds? And what are some of the underlying issues dividing the alliance? 

 

The Specter Of Brexit 

 

The elephant in the room, of course, is the United Kingdom's vote last month to leave the European Union and fears that this could have a knock-on effect with NATO. 

 

The official line is that it won't. 

 

"Brexit will change the U.K.'s relationship with the European Union, but it will not change the U.K.'s leading role in NATO," alliance Secretary-General Jens Stoltenberg told the Warsaw Summit Experts' Forum. 

 

But not everybody was convinced. 

 

James Sherr of Chatham House noted that the Brexit vote "could weaken the transatlantic impulse" in the EU. 

 

Polish President Duda suggested the effect Brexit could have on the U.K. itself, including the possible fracturing of the country, could automatically change Britain's role in NATO and weaken the alliance. 

 

And others stressed that the populist and nativist forces that drove the Brexit debate -- and were cheered on by the Kremlin -- could also work to undermine NATO. 

 

Underlying all this is a fear that Brexit wasn't a localized British phenomenon but a global trend against multilateralism. 

 

"We need to return to a transatlantic conversation about the health of our democracies," Heather Conley of the Center for Strategic and International Studies said. 

 

Likewise, Albright said bluntly that "NATO leaders have no choice. They must do a better job of building domestic support." 

 

The Language Of Bucharest 

 

Meanwhile, 11 words in an eight-year-old declaration continue to haunt and divide NATO. 

 

A pledge made at one of NATO's most contentious summits, in Bucharest in April 2008, caused something of a minor dust-up in the run-up to this week's landmark gathering in Warsaw. 

 

Point 23 of the alliance's 2008 Bucharest Declaration began as follows: "NATO welcomes Ukraine’s and Georgia’s Euro-Atlantic aspirations for membership in NATO." 

 

And then came those 11 words: "We agreed today that these countries will become members of NATO." 

 

That pledge was the result of a frantically negotiated political compromise. 

 

The 2008 NATO summit in the Romanian capital was hopelessly divided over whether to give Georgia and Ukraine Membership Action Plans, final blueprints for joining the alliance, which Russia hotly opposed. 

 

The United States, United Kingdom, Poland, and the Baltic states were in favor. Germany, France, and Italy were against. 

 

Unable to achieve unanimity, the alliance was forced to hand Georgia and Ukraine a consolation prize -- and the "Bucharest language" has been reaffirmed at every summit since. 

 

But in the weeks preceding the Warsaw summit, the same divisions that caused the schism in Bucharest reemerged with some members pushing for the language not to be reaffirmed. 

 

In the end, NATO officials say a decision was reached to reaffirm the Bucharest language explicitly for Georgia and implicitly for Ukraine. 

 

But the very existence of such a debate illustrates that the issue of how closely to engage aspirants like Georgia and Ukraine continues to be deeply divisive. 

 

Permanent And Substantial 

 

Likewise, there are divisions among member states -- and within member states -- about how forcefully to confront Russia. 

 

German Foreign Minister Frank-Walter Steinmeier recently called NATO exercises in Eastern Europe "saber rattling" -- appearing to oppose the policy of Chancellor Angela Merkel's government. 

 

And some southern European states, like Italy and Greece, would prefer to see NATO focus less on Russia and more on the threat emerging from instability in the Middle East and North Africa. 

 

"We don't have the luxury of a choice," Albright told the Warsaw Summit Experts' Forum, stressing that the alliance must focus on both threats. 

 

Additionally, in a decision that is proving controversial, the NATO-Russia Council -- which was suspended following the annexation of Crimea -- is scheduled to meet following the Warsaw summit. 

 

Stoltenberg defended the decision in Warsaw, saying that the council was designed to be an "all-weather forum for dialogue." 

 

And despite the buildup on its eastern flank, the alliance is still trying to adhere to the NATO Founding Act, a 1997 agreement with Moscow to assuage the Kremlin's fears about former Warsaw Pact members Poland, Hungary, and the Czech Republic joining NATO. 

 

In the Founding Act, NATO pledged that it would not station “permanent” or “substantial” forces on the territory of its new eastern members. 

 

Permanent and substantial, however, were never defined in the Founding Act, which alliance officials say is a "political" and not a "legal" document. 

 

The Baltic states, Poland, and Romania have long argued that Russia has breached its obligations under the Founding Act. They sought at the alliance's last summit in Wales to deemphasize -- and possibly revoke -- the pledge. 

 

But the alliance opted instead to take advantage of the elasticity in the terms "permanent" and "substantial." 

 

As a result, the troops in the Baltics, Poland, and Romania will technically be a mobile force on rotation, using warehoused equipment, and backed by NATO's 40,000-strong rapid reaction unit. 

 

But the debate over "permanent and substantial" is far from over. 

 

In a speech in May, Estonian President Toomas Hendrik Ilves noted that in the Founding Act, the pledge was explicitly predicated on the security environment in 1997 -- with a relatively benevolent Russia -- remaining the same. 

 

But that environment, Ilves said, "has changed beyond recognition." 

 

In a recent interview with Deutsche Welle, Estonian Prime MInister Taavi Roivas said regardless of whether the troops are called permanent or not, "they must be constantly present. There cannot be any gaps. Deterrence has to be the new normal." 

 

The lingering divisions in NATO should not be surprising. 

 

"Everything we do is defensive, transparent, and consistent with our international obligations," Stoltenberg said. 

 

And getting 28 democratically elected leaders to agree on anything -- let alone the thorny issues facing NATO -- is going to be a challenge.  

 

Brian Whitmore is a Senior Editor and Russia analyst for Radio Free Europe/Radio Liberty. 

 


Bu haber toplam 2647 defa okundu.


Khanbolet

Polonya'nın başkentinde NATO zirvesi yapılıyor. Zaman sen nelere kadirsin. Bundan 25-30 sene evvel biri söylese akıl hastanesine kapatırlardı, ama bugün yapıldı bu zirve. Rusya ile işler fena markajda. Adamı yatağından alırlar demek istenmiş olabilir.
Bir dönem sovyet bloğu’nda yer alan Baltık ülkelerine ve Polonya’ya askeri birlikler konuşlandırılması konusunda uzlaşmaya varılmış.

10 Temmuz 2016 Pazar Saat 00:38
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net