


Anayasa referandumunda büyük bir hezimete uğrayan İtalya Başbakanı Matteo Renzi istifasını açıkladı. Böylece İngilizler’in Avrupa Birliği’nden ayrılması anlamına gelen Brexit kararından sonra, İtalyanlar da Avrupa yanlısı politikaları reddetmiş oldu. Öte yandan geçtiğimiz Pazar günü düzenlenen seçimlerde sandığa giden Avusturya halkı, sol eğilimli bir cumhurbaşkanını tercih etti. AB üyesi Bulgaristan’da ise geçtiğimiz ay, Rusya’ya yakınlığıyla tanınan sosyalist bir lider cumhurbaşkanı seçildi.
Peki, Avrupa’daki bu siyasi gelişmeler, Rusya için ne anlama geliyor? Bu soruyu, Amerikalı uzman Peter Eltsov’a yönelttik.

Peter Eltsov: Siyaset Bilimci, Analist.
Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e yakınlığıyla tanınan Rus Ortodoks Kilisesi’nin patriği, geçtiğimiz günlerde Paris’teki Eyfel Kulesi yakınlarında yeni bir kilise açtı. Uzmanlar bu gelişmeyi, Putin’in Avrupa’da etkisinin bir işareti olarak yorumladı. Ulusal Savunma Üniversitesi’nden, uluslararası güvenlik profesörü Peter Eltsov, Fransa’da milliyetçi bir cumhurbaşkanı seçilirse, Rusya’nın etkisinin artabileceğini söylüyor.
Ulusal Savunma Üniversitesi'nden Peter Eltsov, “Rus bankalarından birinin, Fransa’daki aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen’e 27 milyon Euro verdiği sır değil. Birkaç ay sonra da Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Uzmanlar, Marine Le Pen’in kazanabileceğini söylüyor. Eğer kazanırsa, bence bu Avrupa Birliği’nin sonunu getirir” şeklinde konuşuyor.

Le Pen, Amerika’da yeni başkan seçilen Donald Trump ve Rusya lideri Putin’le birlikte, dünya barışına katkıda bulunan bir liderler üçlüsü olacaklarını söylüyor. Eltsov, Trump’ın başkan seçilmesinin, Avrupa’daki milliyetçi grupları ve sosyalist hareketleri güçlendirdiğini söylüyor. Uluslararası güvenlik uzmanı, Rusya’nın her iki kanatta da radikal partileri desteklediğine dikkat çekiyor: “Rusya, ister sağ kanatta ister sol kanatta yer alsın, Avrupa Birliği’ne şüpheyle yaklaşan, Avrupa Birliği’nden ayrılmak isteyen ve Rusya üzerindeki yaptırımların kaldırılmasına yeşil ışık yakan siyasetçileri destekliyor.”
Eltsov, Moskova’nın bazı Avrupalı siyasetçileri desteklemekle kalmayıp, bölgede etkisini yaymak için güçlü bir propaganda da yürüttüğünü söylüyor: “Avrupa’da zincirin zayıf halkalarını hedef alıyorlar. Yunanistan, İtalya, İspanya, Bulgaristan gibi Rus propagandasına açık ülkeleri etkilemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kuzey Avrupa ülkeleri bu etki alanının dışında.”
Eltsov, Moskova’nın, NATO’yu zayıflatmak için de finansal ve ideolojik etkisini kullanmaya çalışacağını söylüyor. Amaç, bazı üyelerin NATO’dan ayrılmasını veya yeni üyelerin katılmaktan vazgeçmesini sağlamak. Eltsov, Amerika’nın Avrupalı müttefiklerine desteğini sürdürmesinin önemini vurguluyor.
Peter Eltsov, “Amerika doğu Avrupa’daki müttefiklerine ihanet etmemeli. Özellikle de geçmişten beri Rusya’dan korkan ve nüfusunun büyük kısmı Rus olan Baltık ülkelerinden bahsediyorum” diyor.
Eltsov, Trump’ın başkanlığı sırasından Amerika ve Rusya ilişkilerinde bir yumuşama olsa da, 30 yıl önceki Reagan-Gorbachev dönemindeki yakınlaşmanın mümkün olmadığını söylüyor.
Cherkessia.net, 9 Aralık 2016
Etki tepki prensibi. AB'nin özgürlükçü, soft power'a dayalı iç ve dış siyaseti, bir taraftan Rusların hard power'a dayalı dış politikasıyla diğer taraftan da Ortadoğudan gelen göçmen dalgalarıyla sarsıldı.
Şimdi AB vatandaşları elbette bir yandan "Avrupalı" kimliklerini, diğer taraftan da "kendilerinden olmayanlara" karşı tutumlarını gözden geçiriyorlar.
Türkiye'de benzer bir süreçten geçiyor şu anda. bir yandan senelerdir süren Kürt açılımının elde patlaması, diğer taraftan sayıları 3 milyona yaklaşan Suriyelilerin varlığı milleti kendi kimliğini yeniden tanımlamaya itiyor.
Bu sayede daha düne kadar hakim çoğunluğu oluşturan "aman barışa zarar gelmesin"ci zihniyet şimdi yerini "hepsinin kökünü kurutalım"cı zihniyete bıraktı.
Avrupadaki bu fenomeni en iyi anlaması gereken bizleriz aslında, yani Türkiye cumhuriyeti vatandaşları. Avrupalılar şu anda müslümanlardan korkuyorlar. Çünkü bugün Brükselde, Pariste ya da Londrada bir bomba patlasa hemen hepsi bu bombanın müslüman birileri tarafından patlatıldığına inanacak.
Ve üstelik büyük ihtimalle haklı da çıkacaklar.
Ve şimdi sorguluyorlar, neden bu insanlara kucağımızı açalım?
Neden onlara müsamaha gösterelim? Neden onlara yardım edelim?
Güvenlik kaygısı siyasetteki trendi en çok etkileyen faktörlerden birisidir. insanlar kendilerini eskisi kadar güvende hissetmiyorlar artık. Bunun sonucunda da özgürlükçü, uzlaşmacı, ılımlı yaklaşımlar yerini daha sert söylemlere ve doktrinlere bırakıyor.
Evvela şunu söyleyeyim, aşırı sağ ile İslam'ın hiçbir alâkası yok. İlk nesil aşırı sağcılar antisemitist bir söylem kullanıyorlardı, gudubet Le Pen'in babası mesela.
Le Pen babasını antisemitist olduğu için partiden attı. Çünkü para eden artık islâm düşmanlığı, şu anda Pegida falan ''Yahudi-Hristiyan medeniyeti'' gibi retorikler kullanıyor bildirilerinde.
Halbuki tarih boyunca Yahudileri kesmiş bir kıt'a, yahudiler Osmanlı imparatorluğunda 20. yüzyıla kadar Avrupa'dan çok daha özgürlerdi. Neyse, bu önemli bir bilgi değil zaten. Önemli olan, şu konjonktürde İslam karşıtlığı para ediyor. Diğer sol ve sağ partiler,aşırı sağ gündemi inanılmaz derecede sağa çektiği için oy adına sağa kaçıyorlar.
İkinci dünya savaşı arifesinde de buna benzer bir süreç yaşanmıştı. yani faşizmin yükseldiği topraklarda oy hakkını yeni alan hoşnutsuz gruplar aşırı milliyetçi cereyanlara kapılınca, hayatlarında hiç üç bin beş bin adamdan fazla toplayamamış muhafazakâr partiler kitlesini kontrol edemedi.
Bütün seçmenlerini aşırı sağa kaptırdı. Sol içinde zaten türlü türlü nedenlerle bölündüğü için sağ ile mukavemet edemedi.
Şimdi aynı senaryo, tersten oynanıyor; aynı olay yaşanmasın diye herkes aşırı sağa kayıyor. Yani bu mesele, islâm'la alâkalı değil; Aşırı sağın ortaya çıkışının İslâm'la ilgisi yok.
Şu anki hedefi o sadece, yarın başka bir şey canlarını sıkarsa hedef o olur. Avrupa'nın her yaptığını meşrulaştırmak ve doğru görmek zorunda değiliz, en azından ben değilim, aklım var Allah'a şükür yani.
İkincisi, bu aşırı sağın yükselişi hakkında şu tespiti yapabilirim, Avrupa, kendisini ''Avrupa'' yapan ve ''medeniyetin kıblesi'' haline getirmiş kurallarından sıyrılmaya ve kendisini içeriye kapatmaya başladı. Ama haklı ama haksız. En nihayetinde makul. Zira müslümanların, kendilerinin iki bin sene evvel Romalılara yaptıklarını yapacaklarını düşünüyorlar; haklılar da.
Ama bu ne hikmetse iki yüz senedir emperyalizm için döktükleri kanı dökmelerine mani olmadı. Şimdi tir tir titriyorlar.
Konu şu: Avrupa bugün tüm dünyanın değerlerini manzum eden hegemonik ve hâkim güç. Askeri, teknik, bilimsel anlamda değil sadece, yaşam tarzımız ve giyinişimiz, konuşmamız, adab-ı muaşeretimiz de batılı. Yani hangimiz kavuk takıyoruz ki. ''ben ilmiye mensubuyum, mavi pabuç giyeceğim!'' dedikten sonra kafasına bir sarık saran akademisyenimiz var mı ? Yok.
O halde sorumuz şöyle: Batı tüm bu değerleri tesis eden hakim güç iken, ahlaki üstünlüğünü kaybettiğinde, yani ülkesinin vatandaşı olan müslümanlara karşı dahi açıkça ayrımcılık yaptığında, bir apartheid rejimi, bir baas ülkesi gibi davranmaya başladığında, dünyaya bazı şeyleri dikte etmeye devam edebilecek mi?
''barış, tolerans, ein reich, ein volk, ein führer, wesley sneijder'' falan ihraç edebilecek mi? Hayır. Bu tüm dünyayı daha da kapatacak, İnsan hakları karnesi parlak olmayan ülkeleri daha da cesaretlendirecek, ''eeeeeeeeey Avrupa sen kimsin ya?'' söylemlerini dünya daha çok görecek.
İnanın veya inanmayın. Hakikat bu. Avusturya kıl payı kurtuldu sağ adaydan. Fransa'da Le Pen ciddi bir aday. Diğer ülkelerde de aynı şeyler olacak yavaş yavaş. O zaman Erdoğan'ı kim eleştirebilir, o ahlaki pozisyonu kaybedecek Avrupa.
Peki o zaman ne olacak? Türkiye için konuşuyorum meselâ. hani seviniyor ya bazıları, ''müslümanları kapı dışarı edecekler, çok iyi oluyor, oh başörtülerini çıkarıyorlar sahillere almıyorlar diye. Yakında Avrupa kıt'ası iyice kapandığında, schengen öldüğünde, ki ölecek, AB daha da bölündüğünde, ''gerekirse bu ülkeden giderim'' argümanları da çürüyecek.
E peki ozaman seni kim kurtaracak? Avrupa mı? Amerika mı? hiçbiri arkasına bile bakmayacak. Amerika Irak'ı bile özel güvenlik şirketlerine bıraktı gidiyor.
İnandığınız, kutsal bildiğiniz her şey adına dua edin ki böyle şeyler yaşanmasın. 21. yüzyılın distopyası start aldı, dünya kaçınılmaz bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.
Avrupa sağa kayıyor tutabilene aşk olsun!
İslamcılar kılıçları biliyor. Bu kaosa düşmek için dünya hangi büyük günahı işledi acaba?